Sayfayı yazdır | Pencereyi kapat

İşte böyle..

Yazdıran:
Konu linki: topic.asp?TOPIC_ID=4392
Yazdırılma tarihi: 11/21/2014

Konu:


Konuyu açan: gisela
Konu: İşte böyle..
Gönderilme tarihi: 06/26/2006 12:17:00
Mesaj:

Nihayet:)

Cevaplar:


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/26/2006 12:20:44
Mesaj:

Bir ara günlük tutmuştum. Tee ilk gençlik yıllarımda.
Baktım çok uzakta kalmış, tekrar başlamak istedim:) Başınızı ağrıtacam muhtemelen. Şimdiden uyarıyorum, sıkılan tıklamasın kardeşim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/26/2006 12:47:26
Mesaj:

Geçen gün anladım ki benden ev hanımı olmazmış. Temizlik yaptıktan sonra beli tutulan, ateşi çıkan, resmen hastalanan ev hanımları var mıdır merak ediyorum.
Anlatıyorum efenim;


Sabah sanırım 6 gibi çattt diye bir sesle uyandım.
O sesin arkasından su sesi geldi. Sanki evin içine yağmur yağıyor.
Sadece mutfağa yağdığını anlayıp koşturdum. Yağmur kombiden yağıyormuş:)
O zaman böyle gülmedim tabii. Banyoya koşup boşaltım vanasını açtım.
15 -20 dakka sonra yağmur durdu.
İşe gidince aradım servisi.
Neyse uzatmiyim, randevulaştık geldiler sağolsunlar.
Su tankı patlamış. Neden olmuş peki dedim, siz su seviyesini yükselttiniz mi son zamanlarda dedi.
Evet çünkü seviye oldukça düşmüştü ve kombi çalışmıyordu dedim.
Tamam ama fazla yükseltmişssiniz, tankı patlatmış.
Suçlu bulunmuştu. Paşa paşa ödedim değişen parçaların ücretini.

Kombinin tamiri bitti, parçalar değişti.
Boşaltım vanasını açar mısınız dediler, hay hay deyip açtım. Hiç su gelmiyor dedim. Daha su vermedik dediler.
Tamam deyip salona geçtim.
Biraz sonra bu defa da banyodan yağmur sesi gelmeye başladı. Noluyor deyip banyoya koşturdum ki gözlerime inanamadım.
Suyu birden açmışlar ve o paslı borulardan gelen su tavana kadar bütün banyoya sıçramış.
Pempe olan fayanslarımız, kahverengi benekli turuncuya dönüşmüş.
E aşkolsun dedim neden haber vermediniz hiç olmazsa duşakabini kapatırdım.
Nasıl o kadar sakindim hala inanamıyorum.
Derin bir nefes alıp, tamam sorun değil, işiniz bitti sanırım dedim.
Aslında adamlara defolun demiştim ama anlamadılar muhtemelen:)

Tam 2 saat banyoyu temizlemekle uğraştım. Merdivene çıkıp inmekten dizlerim, eğilip kalkmaktan belim, fayansları silmekten kollarım ağrıdı.
Yalnız hemen belirtiyim buradaki "ağrı" kelimesi benim hissettiklerimi anlatmakta yetersiz kalmaktadır.
Bu olay geçen Cuma günü oldu. Ve ben tüm haftasonumu yatmakla geçirdim.

İşte böyle:)


Yazan: pia
Cevap tarihi: 06/26/2006 16:15:16
Mesaj:

hayirli olsun :)


Yazan: mavi
Cevap tarihi: 06/26/2006 21:21:38
Mesaj:

alıntı:
E aşkolsun dedim neden haber vermediniz hiç olmazsa duşakabini kapatırdım.
Nasıl o kadar sakindim hala inanamıyorum.
Derin bir nefes alıp, tamam sorun değil, işiniz bitti sanırım dedim.

Bu sözleri başka bir bölümde de kullanabiliriz. Değil mi Andro?

Gerçekten geçmiş olsun! BU olay kötü bir olay olmasaydı yukarıdaki alıntı ile seni bir roman kahramanı yapacaktım. Neyse keyifli olduğun bir zaman yaparız. :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/26/2006 23:24:57
Mesaj:

Yani mavi'nin alıntı yaptığı bölümü okudum da, ne romanı ordan kırmızı noktalı filim bile çıkarmış valla:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/26/2006 23:30:16
Mesaj:

Çok mersi piacık:)
Buradaki "cık" sevimli ve cici anlamındadır.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/27/2006 00:28:44
Mesaj:

Kocaman elleriyle yüzümü tuttu ve gül bakalım dedi. Hep yaptığım şey olduğundan fazla zorlanmadım.
Hmmm dedi doktor edasıyla. Tabii o edası olacak adam zaten doktor.
Gel sana botox yapalım. Bak çok kırışmış şuralar.
Saçmalama len onlar çok gülmekten oldu dedim.
O zaman kaşlarını çat bakiyim dedi. Onu da yaptık. Maymunuz ya, ne dese yapıyoruz, ellerinden kurtulamıyorum ki.
Hmm dedi tekrar, bak burası tam botoxluk. Yarına bir müşteri var, sırf ilaç parası vereceksin kızım el emeği almıyacam senden.
Önce kaç para, nedir ne değildir diye sordum. Tam razı olacakken vazgeçtim. 50 yaşıma geliyim yaparız Tarkancım dedim ve ellerinden kurtuldum.

Allah seni bildiği gibi yapsın dedi ve boydan boya süzmeye başladı beni. Sapıklık etme ne var yine dedim.
Gel sana karbon bilmem ne uygulayalım dedi. Dioksit mi monoksit mi hatırlamadığım bir karbon iğnesiyle göbeğimi ve de bacaklarımı inceltecekmiş. Müşteri yok galiba Tarkancım buldun el kadar kızı kandırmaya çalışıyorsun.
Allah belasını versin öyle bir niyeti varsa, sırf beni sevdiğinden.

Galoşları çıkarıp giderken son sözümü söyledim.
Pek inandırıcı olmadı sanırım, neden evde kaldın öyleyse dedi:)

Şiddet gösteremedim bu sözü karşısında. Boyunun 1.98 kilosunun 125 olmasıyla bir ilgisi yok,severim keratayı;)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/27/2006 14:56:42
Mesaj:

Yine heyet var önümüzdeki hafta. Şimdiden telaşı aldı, yazışmalar, telefonlar bitmiyor.
Söylemişimdir daha önce geçen sene hiç olmadığı kadar resmi ziyaret oldu. Her defasında stresten öldüm, yorgunluktan geberdim.
Ama bir tanesi var ki hayatım boyunca unutmayacam sanırım.

Cumhurbaşkanı yardımcısı geldi. En üst düzey ziyaret. Allam ne hazırlık ne hazırlık, her şey yolunda gitsin diye.
Bir konu hariç gitti de.
Meclise ziyaret yapılacak. İki ülke heyetleri görüşecek. Ben de her heyet geldiğinde olduğu gibi destek elemanı şeklinde yanlarında dolaşıyorum.
Meclise girdik, karşılama hoş beş, görüşme salonuna alındı heyet başkanı ve diğerleri.
Ben dışarda kaldım programı gözden geçiriyorum.
Az sonra içerden biri çıktı ve "tercümanınız nerde" diye sordu. Ne tercümanı öyle bir talepte bulunulmadı dedim. Görüşme İngilizce yapılacak sanıyorum dedim ama o anda sanki birazdan başıma gelecekleri hissetmiş gibi heyecanlandım.
Peki dedi adamcağız ve tekrar içeri girdi. İki dakka geçmeden tekrar çıktı ve beyefendi sizi çağırıyor dedi.
Cumhurbaşkanı yardımcısından söz ediyor tabii. Aha dedim ben bittim.
Girdim içeri, buyrun efendim dedim. Sen yapar mısın tercümeyi dedi. Heyecandan dilim birbirine dolandı. Efendim ben hiç bu şekilde tercümanlık yapmadım, açıkçası hata yapmaktan korkarım dedim.
Yok yok korkma ben yardımcı olurum dedi. Nasıl olacaksa.

Ben iki üç kelimede bir korkuyorum deyince pekala deyip başka birinden rica ettiler. O da heyetten, Türkçe değil Türkmence konuşuyor.
Neyse toplantı başladı.
Ha bu arada ben içeri girince çıkamadım ve oturdum haliyle görüşme masasında.

Heyet başkanı anlatıyor tercüme yapılıyor ve fakat Türk tarafı hiç bir şey anlamıyor. Anlaşılır gibi de değildi hani:)
Türk tarafı gözümün içine bakıyor durmadan. Sonunda biri dayanamadı ve yanıma gelip sessizce hanımefendi sizden rica etsek bu böyle gitmeyecek rapor bile tutamıyoruz dedi.
Söylediklerinin özetini bile verseniz bize yeter dedi.
Bu arada C. yardımcısı da aynı şeyi söyleyince ben Ya Allah deyip başladım.

O konuşuyor ben tercüme ediyorum. Ancak o kadar sessiz konuşuyor ki duymakta zorlanıyorum. Ve o kadar derin ve uzun cümleler kuruyor ki tercüme ederken zorlanıyorum.
Ancak bir yandan da Türk tarafı harika, çok iyi gidiyor gibi hareketlerde bulunup beni cesaretlendiriyorlar.
Derken konuşmanın bir yerinde bir tarih verdi, benim de en zayıf olduğum yer. Yani bilmediğim yerden çıktı sorular:)
Tarihi kafamda toparlayıp tercüme edemedim. Adamın yüzüne melul melul bakıp sorry? dedim.
İyi ki demişim, çünkü c. yardımcısı konuşmasına İngilizce devam etti:)

Ben derin bir nefes aldım ve öylece kalakaldım masada.
Şöyle ki; sesini duyayım diye eğilmişim sola doğru, boynum tutulmuş, enseme berbat bir ağrı girmiş, yüzümün rengi giydiğim buluzla aynı rengi alıp morarmış, dilim damağım kurumuş. Kendimi dışarı zor attım.

Heyet o günün akşamı gitti. Yine bir Cuma günüydü.
Ve ben yine haftasonumu yatarak geçirdim:)
Ama bu defa ciddi hastalandım. Stresten meğerse tansiyonum yükselmiş.
Olayın şokunu uzun zaman atamadım üzerimden.

Ha bu arada heyeti yolcu ederken cumhurbaşkanı yardımcısı elimi sıktı ve görüşmede gayet iyiydin, ama çalışırsan daha da iyi olacağına eminim dedi.

Bu benim resmi bir görüşmede yaptığım ve son olması için dua ettiğim ilk tercümanlıktı.

İşte böyle:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/29/2006 10:29:42
Mesaj:

Şu dalgalı kur denen şeyden nefret ediyorum.
Hayır aybala'nın saçı misali su dalgası olsa amenna;)

Günlerdir bütün muhabbet dolar kaç lira oldu, düştü mü yükseldi mi, maaşımızı en yüksek olduğu zamanda verseydi ne güzel olurdu falan feşmekan.
Maaşımız iki kuruş artınca kar ettik sanıyoruz.
Faizler yükselmiş, benzin 3 milyon olmuş, ekonomi kötüye gidiyormuş gibi ufak ayrıntılar gözümüzden kaçıyor haliyle.
Feci sıkıldım bu durumdan.
Zaten anlamam etmem para pul işlerinden.
Versinler bana maaşımı temiz temiz Türk lirası. Sen sağ ben selamet.
Ama altı ayda bir de zam yapsınlar.
Reca edecem:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/06/2006 09:52:39
Mesaj:

Bu heyeti de sağ salim atlattık.
Ben yine hastalandım:)
Ama bu defa stresten falan değil, soğuk algınlığı. O koşturmaca içerisinde gayet normal tabii, arabaya bin klima, in dışarısı sıcak, binaların içine gir yine klima.
Böyle böyle derken şifayı kapmışım.
Son gün bademciklerim resmen kapı vazifesini yaptılar. Boğazımdan içeri su bile almadılar valla. İki gün evde yatırdılar beni.


Bu defa bir önemli bir vukuatım olmadı. Ama yine de bişiler yaptım tabii:)

Üst düzey heyet karşılamasında kural şudur; havaalanında karşılanan heyet şeref salonuna alınır. Onlar içerde çaylarını kahvelerini içerken pasaport işlemleri yapılır ve bagajları araçlara yüklenir.
Sonra da heyet başkanı hariç (ki burda dışişleri bakanı idi) diğer heyet mensupları araçlara bindirilir. En son da heyet başkanı alnır ve kalacakları otele hareket edilir.
Bu düzeni dışişleri bakanlığı protokol dairesi takip eder.

Yukarıdaki uygulamayı aynen gerçekleştirdik. Sıra heyet üyelerini araçlara bindirmeye geldi. Ben de protokole yardımcı oluyorum ve bir de Iraklıları ben tanıyorum diye tek tek üyelerin yanına gidip kibarca buyrun sizi aracınıza alalım diyecem.
İki tanesini dışarı aldık, fakat üçüncüsüne geldiğimde adam direniyor.
İngilizce konuşuyorum yüzünde hafif bir gülümsemeyle bana bakıyor ama yerinden kıpırdamıyor. Arapça söylüyorum yine tık yok.
Bu arada protokolcüler bana uzaktan hayır hayır der gibi bişiler yapıyorlar ama ben de onları anlamıyorum.
Ben adamı kolundan tutup dışarı alacak duruma gelmiştim ki durum anlaşıldı.
Dışarı çıkarmaya uğraştığım beyefendi bizim vali yardımcımızmış:)

Ama valla benim bir hatam yok. Tamam Iraklıların bir çoğunu tanıyorum ve tiplerinden tahmin edebiliyorum ama bütün ülkeyi de tanıyamam di mi ama;)

Yazan - gisela - 06/07/2006 09:54:14


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/13/2006 10:08:07
Mesaj:

Can sıkıcı günler.
Vucudum isyanlarda. Dinlenmek istiyor ama ben pek ilgilenmiyorum.
Sanırım tatil zamanı geldi. Şu ay bi geçseydi hayırlısıyla.
Sonra tatil önerilerinizi alacağımdır:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/13/2006 22:38:19
Mesaj:

Yanımdan ayrılmıyor. Bilgisayara bakıyorum kucağıma yerleşiyor, televizyon seyrediyorum yanıma oturup başını omuzuma yaslıyor, uzanıyorum o da yanıma uzanıyor.
Kokusunu içime çekiyorum sürekli, öpücüklere boğuyorum.
Biraz hırçın ama gıkını çıkarmıyor.
Az önce yine kucağımdaydı.
Seni seviyorum dedim, cevabı "tamam":)
Sen beni sevmiyorsun galiba dedim, yoo seviyorum dedi.
E söylesene dedim, sen söylemeyince nerden bilebilirim ki ben.
(Bal gibi anlıyorum ama maksat söyletmek)
Sırıtıyor gamzeli gamzeli, ya halaaa diyor uzatarak.
Kem küm etti ama sonunda söyledi sevdiğini.
9 yaşında bir erkek çocuğu, öğrenecek inşallah:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/17/2006 10:59:16
Mesaj:

Burda pek arkadaşı yok bizim oğlanın. Sadece yazları geldiklerinden bir iki komşu çocuğuyla arkadaş oldu o kadar.
Bizimkisi pek girişken olmadığından her yaz bir alışma süreci yaşıyorlar, neyse ki fazla uzun sürmüyor, bir kaç gün sonra top koşturmaya başlıyorlar.

Cumartesi günü ablasıyla birlikte arkadaşıma götürdüm onu. Arkadaşımın da ondan bir yaş büyük oğlu var, tanışırlar kaynaşırlar diye düşündüm.
Tanıştırma anında biraz çekingen davrandılar ama sonra odalarında güzel güzel oturdular.
Oturdular diyorum zira arkadaşımın oğlu resmen ağır abi dediğimiz tiplerden.
Çocuk ama koşmaz, bağırmaz, fazla gülmez, kibar mı kibar.
Bizimki de çekingen ama çok hareketli, afacan bir çocuk.
Neyse uzun süre sesleri çıkmadı. Kibar kibar oturdular, filim seyrettiler, bişiler yediler falan.
Bi ara napıyorlar diye bakmaya gittim, bizimki saklanmış. Aaa nerde bakiim Dorukhan falan dedim Ender de işte burda dedi. Yerini söyledi diye bizimki ona "inek" dedi sırıtarak. Aklı sıra takılıyor.
Ay bizim ağır abi küstü mü bana küfretti diye.
Eyvah dedim durum fena. Hemen kıvırmaya başladım. Endercim aslında küfretmek istemedi ağzından kaçmıştır dedim, olur mu hiç dedi ikinci defa ağızdan kaçar mı.
Meğer bu ikinci inekmiş.
Artık odama giremezsin dedi, kapıyı patt diye kapattı yüzümüze.

Geldik kapının önüne tıkladım açtı ağır abi, hadi canım özür dile de barışın diyorum, bizimki inat ediyor. Utandı tabii söylediğinden ama yine de iyi de hala inek küfür değil ki diyor bir de.
Ben la havla diyorum, ya sabır diyorum. Neyse yaklaşık 15 dakka uğraştıktan sonra özür diledi.
Ancak eski hallerine hemen dönemediler tabii. Yine de küs ayrılmadılar. Ha bizim ağır abi bir daha görüşmek istemeyecektir ondan eminim:)

Kıssadan hisse: İlk tanıştığınız birine "inek" demeyin, küsebilir.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/18/2006 12:32:18
Mesaj:

Culdesuc'un topiğinde okuyunca aklıma geldi.

Bizde işe ilk başlayanların çoğunluğu Arapça bilmez. Şöför, servis elemanı, güvenlik falan elemanlarından söz ediyorum.
Ancak seneleri dolmadan gayet güzel anlaşmaya başlarlar diplomatlarla.
Yine böyle bir şöför başlamıştı işe geçtiğimiz yıllarda. Aksi gibi onun çalışacağı bölümün yetkilisi de yeni gelmişti.
Bir gün şöför yanıma geldi anlatmaya başladı.
İşte ben müdüre dedim ki böyleyken böyle, o da bana dedi ki iyi yaptın, şunu şunu da halledersen sevinirim.
Sonra ben dedim ki tamam şu işimi bitireyim onu da hallederim, o da dedi ki....
Dur dur bi dakka dedim. Sen Arapça biliyor musun? Yoo..
Peki müdürün Türkçe biliyor mu? Yoo..
E nasıl anlaştınız gözünü seviyim, valla insan isteyince anlaşıyor be hanımefendi.
Demek ki neymiş; isteyeceksin ki başarasın:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/20/2006 12:03:27
Mesaj:

Hayatıma bir renk getirdiği kesin. Bazen çok sıkıyor beni ama çoğu zaman da gülüyorum.
Günlerdir kabuslar görüyorum dedi. Anlatacam sana.
E anlat dedim, hayırdır inşallah.
Bir arkadaşı varmış 18 yaşında, kabusunda onun evlendiğini görmüş. Nasıl canım sıkıldı anlatamam dedi.
Aaa neden ki dedim?
Düşünsene dedi o 18 yaşında evleniyor ben 24 yaşındayım hala evlenmedim. (bu arada kızımız nişanlı)
Şöyle bir baktım yüzüne. Bütün kabusların böyle olsun inşallah dedim.
İyi bişi dedim aslında ama anlamadı:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/24/2006 21:20:59
Mesaj:

"... Bir düşlerini bir de hüznünü yitiren insandan korkarım ben. Düşlerin de hüznün de insanın içini ısıtan bir yanı vardır. Onlar olmayınca ıpıssız, sinsi bir serinlik dolar adamın yüreğine; hiç anlamadan, yavaş yavaş soğursun. Günden güne canın çekilir; sonunda, uzaktan bakıldığında dimdik ayakta görünen, ama içten içe kuruyup kalmış ağaçlar gibi kaskatı olursun durduğun yerde..."

Yağmurun Yedi Yüzü / Süheyla Acar
Can Yayınları

Bu satırları okurken birden telaşa kapıldım.
Uzun zamandır düş kurmuyorum. Yaşadığımı yaşadım, keşke yapsaydım ya da keşke sahip olsaydım dediğim bir şey de yok.
Hüzünlerim de öfkeye dönüşüyor çoğu zaman. Birileri için ya da bir şeyler için hüzünlenmiyorum artık. Sadece öfke duyuyorum.

Tamam teşhisi koydum, ben içten içe kuruyorum:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/24/2006 21:53:23
Mesaj:

Kuruyorum dedim de; bugün yangın çıktı.
Şöförümüz telaşla içeri girdi, büyükelçi hemen itfaiyeyi arasın demiş.
Ne itfaiyesi dedim, yangın mı var? Bitişik bahçeden dumanlar yükseliyor sanırım telaşlandı, yok bişi dedi.
Peki dedim, işimin başına döndüm ama birazdan dışardan telaşlı sesler gelmeye başladı. Herkes arabasını çeksin, bu nedir falan filan sesleri arasında patronum seslendi. Çabuk buraya gel! Homurdanarak kalkıp gittim, her şeyi bu kadar arbartmasalar diyorum bir yandan da.
Yan bahçedeki alevleri ve dumanı görünce durumun gerçekten de "very urgent" olduğu anlaşıldı.
Bahçe duvarımız bir parkla bitişik. Nasıl olduğunu anlayamadığımız bir şekilde otlar tutuşmuş. Bizim bahçeye sıçraması an meselesi. Allahtan benden önce arayan olmuş itfaiyeyi.
Yangının bu kadar çabuk ilerlediğini ilk defa yakından gördüm.
Her şeyi bilmek zorundayım ya yangının nedenini de bilmeliydim tabii.
Ne biliyim diyorum onları tatmin etmiyor. Sonunda sigaradan çıkmıştır deyip başımdan savdım.

Neyse fazla ilerlemeden söndürdüler. Hani derler ya; verilmiş sadakamız varmış, aynen öyle oldu. Sadece biz değil bütün çevre büyük bir tehlike atlattı.
Ama ben neden çok sakin ve umarsamazdım hala anlamış değilim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/01/2006 10:48:12
Mesaj:

I wanna be forever young... diye bir şarkı tutturmuş gidiyor bizim kız.
Gerçekten ister misin diye sordum? Ne yani sen istemez misin diye cevap verdi.
Açıkçası istemem dedim. Düşünsene sonsuza kadar aynı salaklıkla yaşamaya devam ettiğimizi.
Ne yani gençler salak mı?
Hanımız kızımız henüz genç olduğundan alındı sanırım.
Yok yanlış anlama, salak demekle gerçekten salak demek istemedim.
Hiç olgunlaşmadan, düşüncelerimiz değişmeden, gelişmeden sonsuza kadar yaşamak bana pek cazip gelmedi, onu demek istedim.
E peki görüntü olarak istemez misin genç kalmayı?
Aslında fena olmaz dedim önce. Ama sonra 10 yıl önceki halimi düşündüm.
Yok dedim istemem ben şimdi daha güzelim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/02/2006 00:17:07
Mesaj:

Nihayet yıllık iznimi aldım.
İki hafta için patron tamam dedi. Pek umutlu değildim ama zamanlamam iyi galiba. Gündem yoğun ama gelen giden yok, yazışmaları da Maya yapar. Umuyorum yani:)
Hafta başından beri suratı asık. Sen gidince korkuyorum diyor. Yok korkma dedim, telefonum sürekli açık takıldığın yerde ararsın.
Panik yapma, çok iş olduğu zamanlarda sırayla ama telaşlanmadan yap.
Yapamadığında yardım iste.
Her şeyi not al (dikkat eksikliği var bu çok önemli:)
Böyle şeyler söyleyip rahatlatmaya çalışım.
Onu nasıl yapıyorsun, bu durumda ne diyorsun gibi bir dolu soru sordu bugün.
Aslında çalışırken biraz dikkat etse bu kadar telaş yapmayacak ama..Neyse ona başarılar diliyorum:)

Bir aksilik çıkmazsa Cuma akşamı Ayvalık'a doğru yola çıkıyorum.
Cuma'ya kadar görüşürüz:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/02/2006 23:33:00
Mesaj:

Baba olmak öyle sandığın kadar basit bir iş değil dedi. Yanlış bir şey mi söyledim diye bir an düşündüm.
Alınmış gibi geldi bana.
Ayrıca bu konuya nasıl gelmiştik anlayamamıştım.
Sen mi istedin bir çocuğun olmasını yoksa karın mı istedi dedim. İstemedim dedi aslında.
Ama olmasın diye de uğraşmadım.
Kadınlar zaten hazır anne olmaya. Biyolojik olarak hazır olmalarından söz etmiyorum dedi.
Her kadın çocuğu olmasa da annedir bence. Böyle olunca da baba olmak çok da zor olmadı.
Gülüştük.

Çocuk hiç bir zaman bir evliliği kurtarmaz dedi. Bu da nerden çıktı der gibi baktım yüzüne, evliliğinin çok iyi gittiğini biliyorum çünkü.
Bir arkadaşımdan söz ediyorum dedi. Kadın bir çocukları olursa her şeyin daha yolunda gideceğine inandırmış kendini. Adam çok da umursamıyor çocuk meselesini. Arkadaşım da ben bir çocuk sahibi olayım yolunda gitmezse boşanırız diyor.
Yok öyle bir şey diye bağırdı birden ! Bir çocuğu babasından ayrı büyütmeye kimsenin hakkı yok!
Bir şey diyemedim.

Sonra annesinden söz etti. Kırk yaşına geldiğinden, ama annesinin hala onun için endişelediğinden söz etti.
Ben de çok bilirmiş gibi işte annelik böyle bir şey dedim. Yine gülüştük.

Buna benzer bir çok şey konuştuk. Çok iyi anlatamadım biliyorum.
Ama arkadaşımın iyi bir baba olduğunu anladım. En azından o yönde çabaları var:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/17/2006 00:43:46
Mesaj:

Döndüm:)
Bol sohbetli, bol kahkahalı, bol kuzenli, çok ama çok eğlenceli bir tatil geçirdim.
Kısa ama çok iyiydi.
Çok yürüdüm, az yüzdüm, çok güldüm, çok yedim, çok içtim (en çok su).
Eee sonuç nedir abla derseniz; bu boktan hayatla başa çıkmanın yolunu buldum.
Yazdım bile gidip bakın bi zahmet;)
Ha bu arada iki de kilo aldım.

Sahi siz nasılsınız?



Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/22/2006 13:38:34
Mesaj:

Tilki misali döndük dükkana. Değişen pek bişi yok buralarda. Hemen her şey bıraktığım gibi duruyor.
Kıyamet kopmamış, işler yürümüş gitmiş, çok büyük aksilikler olmamış çok şükür.
Yine de patronumun ilk söylediği;"seni gördüğüme sevindim" oldu.


Yıllardır üstüste 2 hafta izine ayrılmamıştım.
Telefonumun susmamasına rağmen bir ara çalıştığımı falan unuttum:)
Döndükten sonra hatırlamam çok uzun sürmedi:)


İşte böyle.
Bir yaz tatilini daha bitirdim. Darısı seneye inşallah.
Kış tatilim varmış gibi konuştum:)
Dur ya bu fikri patronuma bi sunayım. Yazın iki kışın iki hafta şeklinde izin yapayım ben.
Çok hayalperest buldum kendimi ya hadi hayırlısı:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/22/2006 22:49:36
Mesaj:

Çocuklar gitti. Birden boşlukta kaldım. Günlerimi onlara göre programlıyordum.
İki gündür ne yapacağımı şaşırdım.
Özledim şimdiden.


İş yeri hareketli, yollar sıcak, ev sessiz.
Sosyal faaliyetler minumum düzeyde seyrediyor.
Dün gece bir arkadaşımın doğum günü partisine katıldım. Kocası sürpriz parti hazırlamış. Bu ikincisi oldu.
Bak dedim kocasına, yapma böyle şeyler, kötü örnek oluyorsun. Herkes kocasından, sevgilisinden sürprizler beklemeye başladı.
Yazık günahtır, insanların aile saadetini bozmaya ne hakkın var.
Umarım etkili olmuştur.
Ha çok güzel bir geceydi o ayrı. Çingene bir genç hem keman çaldı hem şarkı söyledi.
Sesi güzeldi ama "m" harfini yutuyordu nedense. Benim diyecek mesela beni diyor. Çok komikti.
Allahtan sesim kısıktı da eşlik edemedim şarkılara. Gece daha çabuk sona ererdi muhtemelen.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/22/2006 23:42:41
Mesaj:

Emma Shaplin & Ferhat Göçer
8 Eylül 2006 Cuma
Saat: 21.00
Yer: Anatolia Gösteri Merkezi

Bu konser kaçmaz. Gitmeyi şiddetle arzu ediyorum.
Dur bakalım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/25/2006 10:18:51
Mesaj:

Planladığım üç beş sosyal faaliyet aynı tarihe denk geldi iyi mi.
Sinir olmuş ve de şaşırmış durumdayım.
Şimdi;
Eylülde Bozcaadaya bağ bozumuna gidelim demiştik bir kaç arkadaşla, öğrendik ki 8-9 Eylül imiş.
Emma ve Ferhat'ın konseri 8 Eylül.
Benim tiyatro gösterim (çok kesin olmamakla birlikte) 10 Eylül.
Dün aldığım bir habere göre 8-10 Eylülde resmi bir heyetimiz var.

Ben şimdi ne halt edeyim?
Bozcaada işi kalır gibi görünüyor. Onu geçtim.
Konsere gitmeye karar verdim, biletimi alayım mı? Alırsam heyet burdayken gidebilme imkanım olur mu?
Tiyatroda ilk gösteri olacak ve benim yerime çıkacak başka adam yok. Daha doğrusu kadın yok. Gerçi benim rolüm erkek.
Ay karıştı şöyle izah edeyim; oyuncuların hepsi kadın.
Neyse işte, ben o gün heyete " pardon benim bi sahneye çıkmam lazım siz devam edin" desem ayıp olur mu?
Patronum bu duruma ne der?

Off ya. Bütün bunların aynı tarihlerde olması gerekiyor muydu?
Bu bir tesadüf mü yoksa bana kaderimin bir oyunu mu bu?


Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 08/28/2006 09:11:42
Mesaj:

Konser ve geziyi iptal edin, oyun yönetmeniyle durumu konuşun yada patronunuzla konuşun ikisinden birini ertelemeye çalışın.

Yada o gün hasta olun. Yataktan kalkamayın


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/28/2006 11:43:16
Mesaj:

Efenim şöyle bir durum var;
Oyunu da heyetin gelişini de ertelemem mümkün değil çünkü birini belediye diğerini de bakanlık organize ediyor.
Yani beni aşar bu durum:)
Beni aşmayan geziyi iptal etmiş durumdayım zaten.
Ama konsere gitmeyi çok istiyorum. Ancak bileti alıp gidememk de var.
Tamamen heyetin programına bağlı.
Acaba bakanlığı arasam, o gece konsere gidecem programa bişi koymayın desem çok mu absürd olur;)


Neyse önerilieriniz için teşekkürler.

Ancak bütün bunlardan önemli bir husus var ki o da şudur;
yada değil ya da.
:)


Yazan: selma
Cevap tarihi: 08/28/2006 12:06:41
Mesaj:

he hee

gisela iş başında :)

kolay gelsin :)))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/28/2006 12:35:42
Mesaj:

Alışkanlık kötü bişi şekerim.
Günlerdir gördüklerimi yazmamak için zor tutuyordum kendimi:)
Makronu acemi gördüm, iyi oldu:)


Yazan: selma
Cevap tarihi: 08/28/2006 12:40:12
Mesaj:

sen işini bilirsin gisela


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/28/2006 13:10:30
Mesaj:

Valla bilmiyorum selma.
Bak 8 Eylül'de ne yapacağımı bile bilmiyorum:)


Yazan: selma
Cevap tarihi: 08/28/2006 13:14:03
Mesaj:

8 eylül de ne var ki?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/28/2006 13:15:55
Mesaj:

Bakınız 25.8.2006 tarihli mesajım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/31/2006 14:30:38
Mesaj:

Ya bu 8 Eylül benim kabusum oldu iyi mi.
O gün iki bakan geliyor.
Böyle bir şey olamaz, olmamalı, olursa fena olacak.
Ben anlamam, aldım biletimi paşa paşa..Büyük konuşmak istemiyorum ama ben bu konsere gidecem.
İnşallah demeyi unutmiyim yine de.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/05/2006 22:30:38
Mesaj:

" Bir zamanlar bir heykeltraş varmış. Koskoca bir granit bloğun üstüne eğilmiş, her gün bir şeyler yapıyor, bu biçimsiz taşa vurup duruyor, orasını burasını yontuyormuş. Günün birinde küçük bir oğlan gelmiş yanına. "Ne arıyorsun öyle?" diye sormuş. "Bekle hele" demiş heykeltraş. Çocuk birkaç gün sonra yine gelmiş, bir de bakmış ki heykeltraş granit bloktan çok güzel bir at yontmuş. Bakakalmış çocuk ata. Sonra heykeltraşa dönüp sormuş: "Taşın içinde at olduğunu nereden biliyordun?"

Evet nereden biliyordu? Bir bakıma granit bloğun içinde atın biçimini görmüştü heykeltraş. Çünkü bu granit blokta ata dönüşme olanağı yatıyordu.
Aristoteles doğadaki her şeyde belli bir biçimi gerçekleştirme olanağının barındığı fikrindeydi."

Sofie'nin dünyası, Jostein Gaarder, Pan yayıncılık

Bu aralar felsefeye takıldım, hayırlısı:)



Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 09/06/2006 14:30:53
Mesaj:

yada

anlamadım


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/10/2006 20:58:20
Mesaj:

"yada" değil, ya da , yani ayrı yazılır.

Yeterince açık mı?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/10/2006 21:38:06
Mesaj:

Ve mutlu son; konsere gittim. Tek kelimeyle muhteşemdi.

Konsere kadar her şey yolunda gitti. Bozcaada gezisini zaten iptal etmiştim.
Tiyatro gösterisini belediye şimdilik iptal etti.
Heyet geldi ama ben akşamki yemeğe katılmadım. İzin isteyip konsere gittim.
Yani muradıma erdim:)

Şunu itiraf edeyim önce, konsere Ferhat Göçer için değil Emma Shaplin için gittim. Nedense bana hep sevimsiz gelmiştir Göçer. Hani nasıl derler, antipatik yani.
Ama hakkını yemeyelim sesi harika.

Göçer Carmina Burana ile başladı. Sonra Onno Tunç, Sezen Aksu şarkıları söyledi.
Kazım Koyuncu'dan dido'yu söyledi. Hep birlikte söyledik ve ağladık.
Sonra Emma Shaplin geldi sahneye.
Allahım o ne zerafet öyle. Nasıl ince nasıl narin anlatamam. Şarkı söylerken düşecek falan sandım. Bu bedenden o ses nasıl çıkıyor diye hayretler içerisinde kaldım.
Beyaz parlak bir tuvalet giymişti ilk bölümde.
İlginç olan o güzelim tuvaletin altına uzun siyah çizme giymesiydi.
Araştırdım, meğer o bunu hep yapıyormuş:)
İkinci bölümde nefis ve oldukça dekolte kahverengi bir tuvalet giydi ama çizmelerini değiştirmedi:)

Gecenin sürprizi Ferhat Göçerle birlikte bir türkü söylemeleri oldu.
"Beyaz giyme toz olur
Siyah giyme söz olur
Gel beraber gezelim
Muradımız tez olur"

Harika söyledi kızcağız, helal olsun dedik.

Sonra Emma aldı sazı eline. O bildiimiz nefis parçalarını bir bir söyledi.
Spente le stelle favorimdir, canlı dinleme şansına erdim ya daha ne diyim. Sonra da birlikte bildik tanıdık en güzel eserleri söylediler.
İkinci bölümde Göçer üç bayan sanatçı çıkarttı sahneye, eskiden sahne arkadaşları imiş. İsimlerini unuttum valla ama seslerini unutamadım. Kendi karga sesimden utandım adeta:)

Yine Emmaya dönelim; güzel kızımız öyle utangaçtı ki seyirciye yüzünü dönmedi. Hep yan durdu sahnede. Sonradan dikkat ettik ve gördük ki sahne dışından bir adam bunu orkestra yönetir gibi yönetiyor, el kol sallıyor. Adet böyle midir bilemedik, utandığımızdan kimseye de soramadık.
Bir de öyle güzel bir ses, dünyaca ünlü soprano neden bu kadar süklüm püklüm durur sahnede anlayamadık. Göğsünü gere gere söyle şarkılarını di mi ama?
Ferhat ısrar etmese teşekkür konuşması bile yapmayacaktı. Konuşma sesini merak ediyordum onu da duymuş oldum.


Bir konser böyle geçti.
Mutluyum:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/15/2006 22:44:03
Mesaj:

Bu hafta nasıl geçti bilemedim.
Daha doğrusu geçmek bilmedi.
Sabah 6'da başlayıp gece yarısı bitince gün daha da uzuyor sanki.

Neyse bunu da atlattık. Son gün yani bugün hem ben kendimi hem de diğerleri beni tebrik etti.
15 kişilik bir heyet, onların yaklaşık 40 parça bagajı ve elimde üç binek araba bir de minübüs vardı.
E normal olarak sığdıramadık. Tam eşyalar bitti diyoruz otelden bir kaç parça esya daha çıkıyor.
İş yerinde aracımız var ama şöförlerimizden ikisi izinli. Dolayısıyla elimdekileri iyi değerlendirmek zorundaydım.
Kafayı yemek üzereyken bize refakat eden polis arabaları aklıma geldi.
Bu eşya ya gidecek ya gidecek dedim:)
Önce pek hoşlarına gitmedi ama sağolsunlar beni kırmadılar.

Eşyalar tamam derken heyetten iki adam açıkta kaldı. Onların da birini trafik eskortuna diğerini sivil eskort aracına gönderdim.

Bu iş tam yarım saat sürdü.
Herkesi yerleştirip havaalanına hareket ettiğimizde ise duygularımı anlatacak kelime bulamadım. Zaten bulsaydım da anlatamazdım zira feci yorulmuştum:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/15/2006 23:04:14
Mesaj:

Onca hengamenin içerisinde bir kaç saatliğine kaçıp gittim.
Sürekli uyukladığımdan doğru düzgün sohbet bile edemedik.
Ancak öyle bir şey oldu ki..
Uzun zaman, çok uzun zaman sonra yüzüme dokundu.
Bir an "neden" diye düşündüm, sonra vazgeçtim. Ne hissettiğimizi düşünmeyi bırakalı yine çookkk uzun zaman olmuştu.
O an'ın keyfini çıkardım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/24/2006 21:59:33
Mesaj:

Bağlan diyorum sürekli aynı uyarı.
There was no dial tone. Kabloyu gelişigüzel oynatıyorum, denk gelirse bağlanıyor. Ancak bağlanmakla iş bitmiyor; telefonun kablosunu o pozisyonda tutmak lazım yoksa oynadıkça bağlantım kopuyor.
Kablolar kutuya bağlı değil.
Açıkta iki kablo, çatal uçları birbirine tarafımca bağlanmış ve üstelik bantla yapıştırılmış.
İyi bir iş yaptığımı sanıyordum yanılmışım. Evin değişik köşelerine çekiştirmekten kablolar isyan etti.
Haklılar tabii.
Ayrıca bilgisayara giren telefon kablosunun ucundaki soket de kırıldı. Kıpırdadığım anda çıkıveriyor yerinden.
Ama ben pes etmiyorum. Ne yani kıçı kırık bir kablo parçasına boyun mu eğecem alla alla.

Ha bir de şey var. Kütüphanemenin tepesindeki ampül de keyfince yanıyor. Bazen yanıyor, beş dakka mola veriyor sonra tekrar yanıyor.
Onun nesi var bakmadım.

Bir de banyodaki sabunluk arada atıyor kendini yerlere. Onun derdini biliyorum. Yapıştırma değil vidayla iki fayansın arasına sıkıştırılmış.
Vida gevşedikçe tornavidayla sıkıştırıyorum. Bir kaç gün idare ediyor sonra tekrar gevşiyor.
Yalama yapmış dedikleri şey bu sanırım.

Velhasılı kelam, eve bir sucu, elektrikçi ve telefoncu gelmesi lazım.
Ya da bu işlerden anlayan birileri.
İkinci şık tercihimdir:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/24/2006 23:55:58
Mesaj:

İki gün önceydi sanırım.
Gece saat 1'de ev telefonu çaldı. Ben yatakta kitap okuyorum, uykuya geçtim geçecem.
Teyzem açtı telefonu. Önce sakindi ama sonra telaşlandı. Durmadan siz kimsiniz diyor.
Karşı tarafta bir kadın, gayet kısık bir sesle ben zehirlendim diyor başka bir şey demiyor.
Sesini tanıyamadı teyzem. Ben telefonu elinden alıncaya kadar telefon kapandı.
Ne halt edecez diye evin içinde üç kadın birbirimize bakıyoruz.
Sonra telefon trafiği başladı. En yakınımızdakilerden en uzağımıza kadar bütün kadınlar arandı. Herkes sağlam çıktı.
İyi de kimdi o kadın?
Telefon tekrar çalmadı. Zehirlendim diyen kadına ne olduğunu anlayamadık.
Siz sormadan cevap veriyim; hayır numarayı gösteren telefonumuz yok bizim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/26/2006 00:11:16
Mesaj:

Aslında birbirlerini çok seviyorlardı. Ama ne olduysa kavga gürültü boşandılar.
Kız Avustralya'ya gitti. Yüksek lisans mı ne yapmaya başladı.
Adam burda kaldı ve işine devam etti. Bu arada başka bir kadınla tanıştı ve çıkmaya başladılar.
Giden kız en yakın arkadaşının düğünü için geldi birkaç günlüğüne. Damat da adamın en yakın arkadaşı.
Neyse nikahta karşılaştılar, konuştular.
Bir kaç gün sonra da adamın yeni sevgilisiyle tanıştılar. Yeni sevgili adamın doğum günü partisine eski eşi de davet etti, o da kabul etti. Neymiş herkes kendi yoluna gitmişmiş, sorun yokmuş. Aslında hala seviyorlar birbirlerini.

Bu yeni sevgili partiyi nerde yapalım diye adamın büyük yengesine sordu ( ki o da zamanında bu adamı sevmiş ve eski eşiyle ona dünyayı zehir etmişti).
Yenge de gıcıklığına adamla eski eşinin balayını geçirdikleri bağ evini önerdi.
Saf yeni sevgili de bilemedi tamam dedi.
Parti günü geldiğinde eski eş kendini çok kötü hissetti. Hatta bi ara ağlamaya başladı. Onu teselli etmek tabii ki adama düştü. Yeni sevgili ikisini birarada gördü ve o da kendini çok kötü hissetti. Gidip yengeyi payladı.

Adam eski eşini teselli eder ve karşılıklı ağlaşırken fonda, ki davetliler dans ediyordu bu müzikle, güller ve dudaklar şarkısı çalıyordu. Sanırım Zuhal Olcay'ın sesiydi.

İşte ne olduysa bu birkaç dakika içinde oldu. Ben odamda başladım ağlamaya. Ne diye ağlıyordum onu bile soramadım kendime.
Beni teselli eden olmadı tabii. Ama online olan eski sevgililerimden biri şarkıyı benim için aradı buldu.
Ancak download etmesi uzun sürecekti. Zira sırada bekleyen 245 kişinin arkasındaymışız.
Birden mutlu oldum.
Demek ki yalnız değilmişim.
:)



Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/02/2006 14:17:38
Mesaj:

Ve gitti.
Gitti, gidecek, çıkaracaklar derken Maya'nın işine bugün son verildi.
Hiç üzülmüyorum dedi giderken, zaten çalışmak bana göre değildi.
Peki dedim, sen üzülmüyorsan ben de üzülmüyorum işini kaybettiğin için.
Ama seni özleyecem.
Yarın uğrayıp tavsiye mektubu alacak.

Bir buçuk yıl öncesine döndüm birden. Odamda yalnız kaldım.
Fazla yalnız kalmayacam.
İş başvurusuna gelenlerden birini kabul ettik.
Bir erkek.
İlk defa bir erkekle birebir çalışacam. Patronum da erkek ama emirleri o veriyor ben değil:)
Şimdi ise, emir değilse de birçok talimatı ben verecem erkek asistanıma.
Bakalım nasıl olacak. Birbirimize ne kadar süre tahammül edecez cidden merak ediyorum.

İşte böyle..

Hayırlısı olsun.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/15/2006 23:52:56
Mesaj:

Yeni asistanimla cok hizli bir 4 is gunu gecirdik.
Cok sansli bir insan; ise basladiginin ikinci haftasinda basbakan 25 kisilik bir heyetle geliyor:)
Olsun dedim uzulme, ben ise basladigimin ucuncu gununde savas baslamisti.
Biraz rahatladi bunu soyleyince.

Simdilik iyi anlasiyoruz. Birbirimizden memnun kaldik gibi.
Sadece gecen gun "senin masanda sivri uclu bir sey birakmasak iyi olur" dedi.
Bir arkadasima soyledim, helal olsun iki gunde cozmus seni dedi.
Tavrimi biraz yumusatsam iyi olacak.
Iyi ama ben ozellikle yapmiyorum ki; sigortalarim cabuk atiyor napiyim.

Neyse, yarin baslayacak ziyarete yogunlastik.
Allah utandirmasin deyip, gidip ojelerimi suruyorum.
Gorusuruz:)


Yazan: Chewbacca
Cevap tarihi: 10/16/2006 00:39:07
Mesaj:

Aradan biraz zaman geçsin adam işine alışsın diye bekliyorum...

Yani bir süre sonra (Sanırım çarşamba günü) kendisine bu sayfayı e-mail ile gönderecem...

Çok eğleneceğiz çoook..


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/16/2006 14:11:40
Mesaj:

Her şey kum yüzünden oldu.
Evet evet. Bütün programı kum bozdu. Bildiğimiz kum.

Giyindik kuşandık, hazırlıkları tamamladık, havalanına gittik, herkes orda, bakanlık yetkilileri, büyükelçiler, emniyet mensupları, biz, basın, canlı yayın arabaları..

Ve fakat bir haber, Bağdat'ta kum fırtınası çıkmış uçak havalanamamış, ziyaret iptal.

Ben şaşırmadım, çünkü rüyamda görmüştüm. Valla bak.
Üzüldüm resmen, bunca stresi bi daha yaşayacaz.
Kuzu kuzu döndük tabii.
Neyse, her şeyde bir hayır vardır.

Chew..sen gelsene bakiim şöyle:)


Yazan: Chewbacca
Cevap tarihi: 10/16/2006 14:24:31
Mesaj:

Yahu neden kızıyonki,

Maya, mayalanmış yerinden bile kalkmıyor. Bütün işler bana kalıyor diyen sen değil miydin?

Ben de sana; eli-yüzü düzgün, yabancı dili olan, bilgisayar bilen, evli, bir çocuk babası ve en önemlisi söylenileni anlayan bir yardımcı buldum.

Adam, maya ile ilgili sıkıntılarını alasın ve daha iyi çalışsın diye verecem adresi... Başka bir amacım yok...

Kaldı ki, o boş iş'e ben de baş vurabilirdim...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/16/2006 14:33:00
Mesaj:

Başvurmadığın iyi olmuş:)

Söyleneni bir defada anlayan biri olduğu için inan çok mutluyum. En azından yüzüme Çince konuşuyormuşum gibi bakmıyor.
Daha çok yeni, ben de patronum da birkaç ay sonra işi kavramış olacağından çok eminiz.


Yazan: Chewbacca
Cevap tarihi: 10/16/2006 14:37:00
Mesaj:

Bilinçli biri olduğum için baş vurmadım zaten...

Yoksa halimiz nice olurdu...

Hah bak böyle olumlu şeyler yazman da çok iyi olmuş...

Motive olur okuyunca... heheheeee


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/18/2006 13:34:00
Mesaj:

Evet evet çok iyi hatta şahane bir asistanım var.
İş falan hikaye. Çalışıyor yani sorun yok.

Ancak başka meziyeti de var ki harika.
Reiki yapıyor:)
Baş ağrım için uğraştı bu sabah. Nispeten daha iyiyim.
Gökte ararken yerde bulmuş gibi oldum:)


Yazan: selma
Cevap tarihi: 10/18/2006 13:51:41
Mesaj:

kişisel menfaatler söz konusu olunca koyunlar kurt, kurtlar koyun oluyor neden?

ha üstüme vazife değil ya, yine de sormadan geçemedim

Yazan - selma - 18/10/2006 13:54:21


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/18/2006 14:02:13
Mesaj:

Valla bişi anlamadım selma.

İşe başlayan arkadaş kurt değildi ki başından beri!
Dolayısıyla reiki yapması da onu kuzuya döndürmedi:)

Sadece benim tereddütlerim vardı bir erkekle birebir çalışmak konusunda, onu dillendirmiştim.


Yazan: selma
Cevap tarihi: 10/18/2006 14:06:10
Mesaj:

neyse ucuz atlattım :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/18/2006 14:09:08
Mesaj:



Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/25/2006 23:54:13
Mesaj:

Bu bayramı da bitirdik.
Son birkaç bayramı tatil haline getirip evden uzaklaştığımdan olsa gerek, unutmuşum bayram seramonisini.

Evcilik oynadık ailecek. Ziyarete iade-i ziyaret şeklinde. Büyüklerin elini öptüm, küçüklere de el öptürdüm. Hep komik gelmiştir ama yaptım işte:)

İşin en güzel tarafı yemek içmek kısmıydı. Ramazanda verdiğim o 2 kiloyu üç günde almadıysam namerdim.

Annem olayı abarttı. Neymiş uzaktan kızıyla kardeşi geliyormuş. Ayrıca yeğeni de geldiğinden bayram öncesi iki gün boyunca kendini kaybetti ve börek (elde açma), çörek, baklava (yine elde açma), sarı burma (tekrar elde açma), kadayıf, zeytinyağlı sarma yaptı.
Ha bir de onun meşhur bir ekşili çorbası vardır, ıspanakla yapılır içine de summak falan konur, bir de onu yaptı.
Bütün bunları yapmasına engel olamadığımdan yorgunluktan hasta olmasın diye dualar ettim.
Hasta olmadı annecim ama bayramı tatsız geçirdi. Biz yaptıklarından yedikçe mutlu oldu.

Bütün saydıklarımın hepsi yendi mi bari diye soracak olursanız, evet yendi. Gelen misafirlere de ikram edildi tabii ama evdeki yeme potansiyeli o kadar yüksekti ki dışarıya pek hacet kalmadı.
Hemen hemen hepsi tükendi, sadece sarı burma biraz fazla kızarmıştı, annem onu beğenmediğinden pek ortaya çıkarmadı. Dolayısıyla bir tek ondan arttı.

Telefonlarımız susmadı bayram boyunca. Arayanlar, cep telefonlarımıza mesaj yollayanlar.
Nerdeyse 15 yıldır görüşmediğim bir arkadaşım bile aradı.
Evin içinde telefon sesi duymaktan bir ara fena oldum ben.

İşte böyle.
Geç de olsa hepinizin bayramını kutluyorum. Allah sağlıkla, huzurla nice bayramlara eriştirsin inşallah.



Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/04/2006 01:01:40
Mesaj:

Hayatımın hiçbir döneminde ses bu kadar rahatsız etmemişti beni.
Ne sesi olursa olsun frekansı yükseldikçe ben fena oluyorum. Hele insan sesi fena dokunuyor artık. Bazen midem bulanıyor desem abattığımı sanmayın.
Bir de benim iş yerimde herkes (ben dahil) yüksek sesle konuşuyor. Koridorun sonundaki odada oturan bir telefonla konuşuyor inanın sanki kulağımın dibinde bağırıyor.
Geçen gün büyük çaplı bir kablo arızası vardı bizim semtte. Bütün telefonlarımız kesildi.
Allahım o ne huzurlu bir gündü. Gerçi çok mızırdandım işlerim aksadı diye bir yandan da sevindim.
Sadece telefonla yüksek sesle konuşulmuyor. Mesela karşısındasın sana bişi anlatıyor, ama mütemadiyen bağırıyor.
Bugün bi tanesi odama geldi elinde cep telefonu. Başladı konuşmaya. Yahu adam kendi odana gitsene. Yok, benim odamda volta atıp uzun uzun konuşuyor.
Tam hazırlandım bişi söyliyecem tuttum kendimi.
Sadece yüzüne bir an baktım. Artık yüzüm ne söylediyse bizimki yavaşça kapıya yöneldi ve kendi odasına gitti.

Off ya. Fani şeyler bunlar biliyorum. Ama napiyim takılıp kalıyorum böyle şeylere.
Fazla bişi değil yahu huzur istiyorum huzur:)
Neyse.
Böyle işte.

Huzurlu günler hepinize.


Yazan: babaxa
Cevap tarihi: 11/04/2006 01:37:43
Mesaj:

huzur!
düşünce gökdelenlerinin subasmanıdır.
ayakucu ile gözucu arasında gezer
hiç yoktan ve hep vardan kısmıyla ilgilenir.

huzur var ya
kuran yazdıysa kurmasın insanın içi çöp

gerçekten...

kulun hakkı coolundur bi kere.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/05/2006 22:50:35
Mesaj:

İnsanın içi çöp.
Ne kadar doğru. Bir de kusmaya kalkmasın insaoğlu.
Çok fena.
Neyse.

Saddam idama mahkum edilmiş. Asılarak idam edilecekmiş.
Ne düşünüyorsun diye sordular az önce.
Ne tuhaf.
Etkisini, tabiri caizse ensemizde nefesini, aramızdaki bunca kilometreye rağmen hisseden biri olarak ne düşündüğümü ne hissettiğimi bilemedim.
Sadece onun varlığı ile yokluğu arasındaki farkı iş yerimde hissedebildim yıllar geçtikçe.
Gerisini ise filim izler gibi izledim.

Gerçekten çok tuhaf.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/11/2006 23:02:48
Mesaj:

Arkadaşlarımdan biri köfteci dükkanı açtı, hem hayırlı olsun diyelim hem de meşhur Tire köftesi yiyelim diye sözleşmiştik bugün için.
Battaniyenin altında sıcak su torbam kucağımda televizyonun karşısındaydım. Yerimden kıpırdayacak halim yok ama söz vermişiz bi defa gidecez.
Yanlış gün mü seçtik diye düşünürken kimse yollarda kalmadan ulaşmış mekana.
Güzel olmuş köfteci ben çok sevdim. Ancak öyle şirin bir yerin daha farklı bir semtte olması beklenirdi.
Köfteci Ulus'ta. Sanayi ve gazino, pavyon türü yerlerin bol olduğu bir yerde.
Açılışa pavyonlardan çelenk gelmiş. Kızlar şaşırmış, gidip teşekkürler deyip davet etmişler.
Komşumuz ama pavyon ya davet etmedik gelmezler diye diyor bizimki.
Niye kızım dedim onlar da insan, pavyon çalıştırıyorlar diye köfte yiyemezler mi alla alla.

Neyse, köfte güzeldi. Tire'den geliyormuş onlar sadece pişirip servis yapıyorlarmış. Yedik içtik bolca. Hesabı ödedik aklınıza başka bişi gelmesin:)

Günün anlam ve önemine binaen mi mavi giyindin dediler. Şaşırdım kaldım çünkü aklımın ucundan bile geçmemişti. Tesadüf işte.
Dönüşte otobüste küpemin tekinin düşmüş olduğunu farkettim ( evet o da maviydi).
Şerefsizim benim aklıma gelmişti dedim kendi kendime. Alırken gümüşçüme de söylemiştim hatta.
Aradım arkadaşımı, bulamadılar. Otobüste ah vah ederken sanki biri bana kafanı çevir ve koridora bak dedi.
Ben de söz dinledim ve öyle yaptım. Küpem otobüsün içinde parıldayarak bana bakıyor. Ben de ona gözlerim parlayarak baktım. Elime aldığımda yanımda oturan bayan; yaa dedi kısmet dedikleri bu olsa gerek, demek kısmetinizden çıkmamış bu küpe dedi.
Büyük laf etti doğrusu.

Neyse, böyle işte.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/13/2006 23:21:33
Mesaj:

Az önce bir elma yedim. Sol elimde hala çöpü duruyor.
Atmıyorum inatla. Arada sol elimin parmaklarını da kullandığımdan çöpün ucu laptop'a da değiyor.
Pasaklı da değilim ama umursamıyorum.
Yiyecek bişi de kalmamış ama ben yine de arada kemiriyorum.
Ben bunu hep yapıyorum.
Sadece meyvelere yapsam yine iyi. İnsanlara da aynı muamele.
Sonuna kadar tüketiyorum. Ve doğal olarak yok oluyorlar.

Çok derin bir konu daha fazla ilerleyemiyecem. Gidip kitap okumak daha iyi.
Not:Boğazkesen, Nedim Gürsel, Doğan Kitap


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/17/2006 21:48:16
Mesaj:

Dünya döndükçe devam edecek. Ne bu gelen gidenler bitecek ne de benim hikayelerim.
Ha tabii ben onlarla çalıştığım sürece yazacak bişilerim olacak elbette.

Bu defaki başbakandı. Ertelenen ziyaret nihayet gerçekleşti. Tam 7 bakan ve toplam 33 kişilik heyet.
Bol stresli, bol konuşmalı, koşuşturmalı 2 gün.
Konuşmaktan sesim kısıldı o ayrı tabii. Telefonla konuşmaktan fena oldum.
Heyet mensupları, bakanlık yetkilileri, heyetle görüşmek isteyen gazeteciler, televizyoncular, iş adamları, havaalanı yetkilileri ve daha bir dolu insanla konuştum.
Ben telefon numaramı kimlere verdiğimi biliyorum elbette ama diğerleri nerden nasıl almış bilemedim valla.

Neyse yüzümüzün akıyla çıktık bu işten de.
Aaa söylemeyi unuttum. Benim yeni asistanım ilk sınavını verdi. Hem de yüksek başarıyla.
Eski bir otelci olarak heyetin otel düzenlemelerini o yaptı. Otelde konuşlandı resmen:)
Good choice dedi durdu herkes onun için.
E mutlu oldum tabii:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/17/2006 22:27:58
Mesaj:

Seni günlere böldüm..

Seni günlere böldüm, seni aylara
Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim
Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla
Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi
Minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşında

Şiirler söylenir, şiirler biter
Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da
Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin
Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa.

Bütün günler yenileşir her bekleyişte,Ve bütün dünler, bütün geçmişler
Kapısını açarsın ki bir de, hiç kimseler yok
Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle.

Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti
Sonra bütün bulutlar hep birden geçti
Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime.


Edip Cansever


Ne garip yaratıklarız biz böyle. O koşuşturma içerisinde bile durulmadı rüzgarlar.


Yazan: Chewbacca
Cevap tarihi: 11/17/2006 22:32:50
Mesaj:

alıntı:

Aaa söylemeyi unuttum. Benim yeni asistanım ilk sınavını verdi. Hem de yüksek başarıyla.
Eski bir otelci olarak heyetin otel düzenlemelerini o yaptı. Otelde konuşlandı resmen:)
Good choice dedi durdu herkes onun için.
E mutlu oldum tabii:)

Bir de çocuk hakkında atıp tutuyordun...

Utanmalısın bu yaptıklarından. heheheeee


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/17/2006 22:38:20
Mesaj:

Ya atıp tutmasaydım:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/17/2006 23:26:55
Mesaj:

"Ayrılıklar tanışmamış gibi olmanın gene de bir suretidir. Ey suret! neden iki kişisin?"

Bu da Edip Cansever'den. Epeydir elime almamışım bu kitabı. Hoşuma gitti bu akşam.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/20/2006 22:25:18
Mesaj:

Hastanede karşılaşmışlar. Karşılaşma denmez aslında. Annem sırasını beklerken yanında oturan bayanla konuşmaya başlamış ordan burdan.
Zaten kısa sürede sohbeti koyulaştırır bizim anne hanım.

" Valla Ankara'ya geldiğimiz yıllardan beri hemen hemen bütün hastaneleri denedim, burası en iyisi.
Nerden ne zaman geldiniz teyzecim?
Batman'dan.
Aaa biz de bulunduk Batman'da.
Gerçekten mi, hangi yıllarda?
68-69 yıllarında Garzan kampında.*
Aaa nasıl yani? Ne iş yapıyordunuz orda?
Eşim öğretmendi.
İnanmıyorum! Benim eşim de öğretmendi."

O sırada bayan eşini yanına çağırıyor. Bak diyor teyzeler Garzan kampında bulunmuş.
Eşi annemin yüzüne dikkatlice bakıyor ve babamın adını soruyor.
Söyler söylemez de annemin boynuna sarılıp başlıyor ağlamaya.
Annemin tam 37 yıl sonra tesadüfen karşılaştığı kişi beni ilkokul birinci sınıfta okutan ilkokul öğretmenim.
Beş yaşını bile doldurmadığım için hayal mayal hatırlıyorum onu.
Ama hiç unutmadığım bir şey var ki, okuldan eve her döndüğümde ağladığımdır.
Gamzeli yanaklarını çok seviyorum yenge napiyim diye anneme açıklama yapardı her defasında.
Babamı sormuş hemen, ve ardından tekrar ağlamaya başlamış.
İlk tayin yeri Garzan kampıydı, gencecik yeni evli bir öğretmen.
Babam okulun müdürü.
Çok şey öğrendim hocamdan ve hayatım boyunca da onun gibi bir eğitimci olmak için didindim durdum demiş anneme.

Dünya küçük dedikleri bu olsa gerek.
Çok hüzünlendim, ağladım ve babamı özledim bir kez daha.

* Daha önce söylemiştim sanırım; Garzan kampı petrolün ilk bulunduğu yer olan Raman dağı eteklerinde kurulmuş olan bir köy. Okulu, reviri, camisi ve lojmanları ile petrol işçileri için kurulmuş bir kamp.
Şimdi haritada yok.


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 11/25/2006 18:21:37
Mesaj:

almismi annem eski ögretmeninin adresini yada telefon numarasini?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/26/2006 21:19:56
Mesaj:

Yok almamış hayatım, bizim numarayı vermiş, olur mu?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/29/2006 00:03:34
Mesaj:

Bir fotoğraf buldum.
Yıl 1970 yazıyor arkasında.
Ben kürsüde şiir okuyorum. Üzerimde siyah önlük, saçım iki kuyruk yapılmış ve beyaz kurdaleler takılmış, önümde de "bayramınız kutlu olsun" yazılı bir yazı asılı.
Etrafımda yine siyah önlüklü kızlı erkekli öğrenciler.
Ve öğretmenim.
Biraz uzağımda bana gülümseyerek bakıyor.

Dur ya o fotoğrafı buraya ekleyeyim.
Becerebilirsem tabii.

Birinci sınıf öğretmenimi buldum ya, daha doğrusu annem buldu, şimdi de geri kalan dört yılda beni okutan o çok sevdiğim uzun saçlı, mis kokulu öğretmenimi bulmaya karar verdim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/11/2006 12:13:05
Mesaj:

Olayın şokunu hala atamadım üzerimden.
Rüyada gibiyim. Ne zaman gittim Antalya'ya ne zaman geri döndüm, ne yaptım oralarda net değil resmen.
Tek bildiğim uykusuz, yorgun, üzgün bir şekilde yoğun bakımın kapısında nöbet tuttuğumuz.

Bir kez görebildim.
Ve pişman oldum. Gözüm morarmış ve şişmiş gözüne takıldı kaldı.
Başka bir şey göremedim.
Çenesi dağılmış, kolu, bileği kırılmış. Ameliyattan sonra gördüğüne dua et dedi teyzem.
Kazadan hemen sonra çok daha berbat haldeymiş.
Elini tutup konuşmaya çalıştım.
Nafile..

Tek tesellimiz beyninde bir hasar olmaması. İç kanama şu an görünmüyor, ama yine de 1 hafta beklememiz gerekiyor demiş doktorlar.
Kaskı varmış kafasında, yoksa o kazadan sağ kurtulması mucize.

Motorsiklet.
Tutkunları olabilir.
Ama bana göre berbat bir ulaşım aracı. Tek hedef üzerindeki insan sanki.

Neyse.
Berbat bir haftasonuydu. Ruhen, bedenen çökmüş durumdayım.
Ama hayat devam ediyor.
Sürekli tekrarladığım bir dua vardır; Allah görünmez kaza beladan korusun.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/12/2006 14:11:52
Mesaj:

alıntı:

Bir fotoğraf buldum.
Yıl 1970 yazıyor arkasında.
Ben kürsüde şiir okuyorum. Üzerimde siyah önlük, saçım iki kuyruk yapılmış ve beyaz kurdaleler takılmış, önümde de "bayramınız kutlu olsun" yazılı bir yazı asılı.
Etrafımda yine siyah önlüklü kızlı erkekli öğrenciler.
Ve öğretmenim.
Biraz uzağımda bana gülümseyerek bakıyor.



Yazan: aybala
Cevap tarihi: 12/12/2006 14:54:49
Mesaj:

babana benziyorsun


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/15/2006 14:00:49
Mesaj:

Sanırım ben hayatım boyunca yalnız kalamıyacam. Allah yalnız bırakmasın kimseyi ama, yalnız yaşamak zorunda kalınca ne yaparım bilmiyorum.
Artık huzurevine falan yerleşirim heralde:)

Hep söylüyorum, kalabalık ailelerde yetişmek hem iyi hem kötü.
Evde tek başına kalınca özellikle geceleri nerdeyse evrendeki bütün sesleri duyuyorum.
Ve her sese bir anlam yüklüyorum:)
E dolayısıyla ben son 1 haftadır evde kalmıyorum, kalamıyorum.
Alışayım istiyorum ama birileri, ya ne yapacaksın bir başına gel muhabbet ederiz dediği anda çantama ıvır zıvır eşyamı doldurup fırlıyorum evden.
Hatta bazen eve bile uğramıyorum.
Nerde akşam orda sabah şeklinde bir hayat sürüyorum.
Bakalım ne zamana kadar devam edecek böyle.
Neyse.
Ne diyeyim, Allah kimseyi yalnız bırakmasın:)


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 12/16/2006 20:25:38
Mesaj:

canimin ici ne yalnizliktan bahsediyorsun sen yahu. Seninle birlikte yasar, thomasi huzurevine göndeririz. Daha iyi olur bence.
bu arada aybala babami nerede görmüs?


Yazan: aybala
Cevap tarihi: 12/16/2006 21:06:04
Mesaj:

sanırım aybala bir pot kırmış
çok özür dilerim


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/16/2006 23:07:31
Mesaj:

Özür dileyecek bişi yok aybalacım.
Ben ne diyeceğimi bilemediğimden yorum yapmamıştım:)
Çünkü babama hiç benzemem:)


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/16/2006 23:32:55
Mesaj:

merak ettim. aybala babanızı görmüş mü kızlar?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/16/2006 23:44:49
Mesaj:

Görmemiş:)
Yani gördüğünü zannetmiyorum:)


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/16/2006 23:46:13
Mesaj:

ha tamam. sırf meraktı benimki.


Yazan: perima
Cevap tarihi: 12/16/2006 23:48:37
Mesaj:

galiba ögretmeni baba sandi deyip mevzuyu uzatim :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/16/2006 23:50:04
Mesaj:

Yok sen noktayı koymuş oldun:)


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/16/2006 23:56:01
Mesaj:

böyle durumlarda aybala sonradan çıkartır acısını. vay başıma gelecekler:)


Yazan: aybala
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:04:15
Mesaj:

ben gisela ile figen'i karıştırdım
babasına benzeyen figen


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:06:09
Mesaj:

Figen kim?

:)


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:09:18
Mesaj:

ne çok baba var


Yazan: perima
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:09:41
Mesaj:

ögretmenin kizi galiba


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:14:01
Mesaj:

Benim öğretmenimin mi?


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:17:13
Mesaj:

öbür baba?


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:17:59
Mesaj:

babalar karıştı. aman tanrım!


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:18:12
Mesaj:

O benim babam.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:19:15
Mesaj:

Benim babam da öğretmendi ama benim öğretmenim değildi.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:21:16
Mesaj:

Olur mu be.
Ortaokulda ingilizce dersimize gelirdi babam.
Derste söz isterken bazen şaşırır öğretmenim diyeceğime babacım derdim:)


Yazan: aybala
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:26:30
Mesaj:

alıntı:
Figen kim?

Beni kesecek olan kişi :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:30:41
Mesaj:

Dur mesajı değiştireyim.

Canınız sağolsun:)


Yazan - gisela - 17/12/2006 00:31:40


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/17/2006 00:32:59
Mesaj:

ben taksim e kaçıyorum zaten kızlar


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 12/17/2006 19:45:40
Mesaj:

bu ögretmen baba karistirmasi sanki benim hikayemmis gibi. sen karistirmis olmayasin.
bu arada babama benzeyen benim.


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/17/2006 19:49:10
Mesaj:

neredeyse 6 yıl oldu


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/19/2006 22:21:25
Mesaj:

Kaç gündür düşünüyorum, o kadar oldu mu sahi?
Şu zaman dedikleri ne çabuk geçer oldu valla anlamış değilim.


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 12/20/2006 20:23:54
Mesaj:

bu 6 yil benim gidisim mi yoksa baska bisey mi?


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/20/2006 20:58:16
Mesaj:

tanışmamız...
hatırlıyor musun ganej, ilk mesajlarından birinde benim çim ekili bahçeme işemek istemiştin.


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/20/2006 21:05:11
Mesaj:

ganej benden 8 gün sonra üye oldu foruma. inanılmaz çılgın, ağzına geleni söylemekten çekinmeyen, dünya şirini birisiydi. bir de hans ı vardı ki hala varmış, canına okurdu çocuğun. gerçi hala okuyorsundur sen:)
biz azıcıktık o ilk zamanlar.


Yazan: ada
Cevap tarihi: 12/20/2006 21:50:34
Mesaj:

gisel, tanıdığım en istikrarlı arkadaşlarımdan birisi. ona arkadaşım demek hoşuma gidiyor. yüzyüze bir kaç kere görüştük ama hem o zaman, hem burada hep istikrarlı, hep güleryüzlü, hep samimi ve dürüst olmuştur.
ganej hınzır küçük kardeşimizdir:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/21/2006 21:26:08
Mesaj:

Güzel laflar etmişsin vesselam.
Hislendim valla:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/22/2006 22:37:50
Mesaj:

Çok uydurma geldi ama tadı fena değildi.
Kubbe siniyye.
Yani tepsi içli köftesi.
Böyle de tercüme edince ne komik oluyor:)

Kubbe diye bizim içli köfteye diyor Araplar söylemişimdir belki daha önce.
Tembel işi yapıp hamuru yani bulguru tepsiye yayıyorlar, üzerine kıymalı harcı koyup üzerine tekrar hamur seriyorlar ve fırında pişiriyorlar.
Börek sanabilirsiniz ilk bakışta.

Bulguru yoğurup sonra içini oyup, kıyma koyduktan sonra da hiç bozmadan kapatamayanlar için ideal.
Bakınız ben:)



Yazan: ra
Cevap tarihi: 12/22/2006 23:16:32
Mesaj:

alıntı:
Kubbe siniyye.
Komik gerçekten :))

İzninizle bu konuya biraz katkı yapmak isterim: "Kubbe" yerine "kibbe" daha yaygın kullanılan bir terim. "Siniyye" de aslında güney illerimizde çokça kullanılan "sini" kelimesinin "tahrif olmuş" hali ve "tepsi" anlamına geliyor.

Sizin de belirttiğiniz gibi "içli köfte" malzemelerinden zaman (ve yetenek) tasarrufu sağlanarak yapılıyor ama tek farkı bu değil: İçli köftenin (yani kibbenin) yaygın pişirilme yöntemleri olan haşlama ya da kızartma yerine "fırınlama" yöntemi ile pişiriliyor olması asli farkı olarak alınmalıdır.

Yemeğin ismine gelince; "kibbe bisayniy" sanıyorum orijinal isme en yakın söyleyiş olacaktır :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/23/2006 22:55:53
Mesaj:

Bir uzman edasıyla konuşmuşsunuz mirim:)

Arapça'nın aynı ülkede şehirden şehire, hatta aynı şehirde mahalleden mahalleye farklılıklar gösterdiği söylenir.
Doğru da söylenir.
O nedenle kubbenin kıbbe olması çok şaşırtıcı değil.
Sini konusunda haklısınız.
Pişirme konusunda da haklısınız.
Ve fakat "kibbe bisayniy"i nasıl ürettiniz?
"Bi" kelimesi "ile" anlamına geliyor. Sini nasıl "sayniy" oldu?


Yazan: perima
Cevap tarihi: 12/23/2006 23:19:20
Mesaj:

bisayniy
bisaniye
benzesiyorlar
bisaniyede kubbe
mantikli gibi :P


Yazan: ra
Cevap tarihi: 12/23/2006 23:26:33
Mesaj:

Sini, kelimenin bir miktar "türkçeleştirilmiş" hali efendim, orijinal söylenişine en yakın halini yazmaya çalıştım; "sayniy" oradan çıktı :)

"Sini" Adana, Antep, Hatay... yöresinde arapça bilmeyen ama arap dili ile muhatap olan insanların kullandığı bir kelime.

Bunları nereden bildiğime gelince: Vakti zamanında pia bir meslek tanımlamıştı anımsarsanız; "herbibokolok" :))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/23/2006 23:28:01
Mesaj:

alıntı:

bisaniyede kubbe
mantikli gibi :P


Çok hızlı buldum sizi:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/23/2006 23:32:53
Mesaj:

alıntı:

Bunları nereden bildiğime gelince:..


Zaten soracaktım, memleket nire diye:)

Siniyi ben de biliyorum, hatta bi tane sinimiz var bizim.
(Sini kelimesini cümle içinde kullanmış gibi oldum:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/10/2007 13:02:56
Mesaj:

Dün bir dünya aldım kendime.
Aslında kalemtraş.
Yani dünya şeklinde kalemtraş. Hani yay gibi bir düzeneğin içine oturtulmuştur da siz elinizle çevirince döner ya, öyle bir dünya işte kalemtraşım.
Allahım ne çok çeşit kalemtraşlar var öyle. Ama ben bunu çok sevdim, hatta görünce aaa ne güzel demişim yüzümde güller açtırıp.

Uçlu kalem alsana dedi arkadaşım ne kalemtraşı. Olsun dedim ben normal kurşun kalemle yazmayı seviyorum.
Hele kalemin ucu körleşip kalemtraşa elin gitmiyor mu. Müthiş bir şey.
Sonra da o açılan sivri uçlu kalemle yazmak yok mu.
Yeme de yanında yat şeklinde.

İlköğretim öğrencileri bile uçlu kalem kullanıyor ama olsun.
Ben kalemtraşla açılan kurşun kalemleri seviyorum:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/12/2007 12:13:54
Mesaj:

Yarım derece ateşi çıkar ben meraktan ölürüm, ama ben ciddi ciddi hastalanırım, sesim çıkmaz boğazımın ağrısından, sorulan soru şu olur; sesin nasıl?
Nasıl yani dedim?
Boğazın demek istiyorsun.
Ya evet işte sesinden belli boğazının iyi olmadığı.
Umarım nasılsın, iyleştin mi diye sormak istiyorsun dedim dayanamayıp. Kapris yaptım yani.
Cevabı çok netti.
Peki.
Yemin ederim sadece "peki" dedi.

Eee bu nedir şimdi?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/12/2007 12:15:56
Mesaj:

E faris'in sorusuna cevabım hazır demek ki; evet erkekler benciller.

İyi de hazretleri burayı okumaz, gidip ilgili topikte yazayım:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/14/2007 06:00:12
Mesaj:

Uyku kaçar da böyle mi kaçar kardeşim.
Zaten 1.30 gibi kuruldum yatağıma, açtım kitabımı. Yazıları çift görmeye başlayınca da kesin uykum geldi deyip bıraktım okumayı.
Uyur gibi yaptım ama olmadı.
Sağa sola dönmeler başladı. Epey bir süre adeta dans ettim bir sağa bir sola.
Sonra saat 4 gibi komşunun birinden sesler gelmeye başladı.
Tartışmak için bu saati neden seçmişler demeye kalmadan tartışmaları bağrışmaya dönüştü.
Neyse ki kısa sürdü. Ben la havle deyip tekrar yatağıma döndüm.
Kitabımı alayım dedim ama vazgeçtim.
Zira okurken biraz bunaldığım bir kitap.
Normal koşullar da bile okurken bir kaç defa dönüp bakıyorum, neyi anlatıyor yaw buraya nereden geldik diye.
Şimdi okusam kesin hiçbir şey anlamayacam.
Saat beşten itibaren bilgisayarı açmaya karar verdim.
Messengerda sözlükten başka kimse yok.
Soracağım bir şey yok, yat uyu hadi demek istedim.
Güya espri yaptım.
Kahvede kim var kim yok deyip içeri dalan mahalle delikanlıları gibi buraya geldim.
Babaxa burda, 5-6 da misafir var.

Ağzımın tadı zehir gibi. Gripten olabilir mi acaba?
Süt içsem?

Kitap: Uykuların Doğusu, Hasan Ali Toptaş, Doğan Kitapevi


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/19/2007 11:05:52
Mesaj:

Yıllardır gazeteciler, televizyon muhabirleri arar beni. Diplomatlara ulaşamadıkları anda beni arar, ne öğrensem kardır deyip soru yağmuruna tutarlar.
Söyleyebileceklerimi zaten söylerim. Yetkimi aşan durumlarda da bazen kıvırır bazen açık açık "biliyorum ama söyleyemem" derim. Samimi olduklarıma da; ne sen sor ne ben söyliyim derim:)

Sorular her zaman makul mantıklı olmaz tabii.
Akla hayale gelmeyecek şeyler bulup, belki ordan bir şeyler yakalarım mantığıyla yaklaşır muhabirler.

Ancak dün arayan gazetecinin sorusu dumura uğrattı beni.
"Düşen uçağın kara kutusu nerede, bir bilginiz var mı?"
Hı demişim ilk anda.
"Amerkalılar inceletmek üzere Rusya'ya gönderildiğini söylüyor, bir de size sorayım dedim."
Hiç bir fikrim yok bilmemne hanım dedim. Ses tonumdan ve konuşma tarzımdan o anladı anlayacağını gerçi ama yine de salonda sehpanın üzerinde duruyor demek isterdim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/24/2007 13:18:47
Mesaj:

Bigilerimi yeniledim az önce forumda.
Yaşımı değiştirdim ilk iş.
Çok lazımmış gibi 41 yazdım oraya. Kırkbirkere maşallah dedim sonra kendi kendime:)
Hobilerime yazdım bişiler sonra sildim.
Okumak dedim, yürüyüş yapmak dedim. Daha başka bişi aklıma gelmedi.

Çok tatsızım bugünlerde.
Evde, iş yerinde asıp kesiyorum resmen. Asistanım bir şey sormak için izin istiyor resmen.
Duvarlara bir dizi uyarılar asmaya karar verdim.
Burası bekleme salonu değildir, lütfen sessiz olunuz, işi olmayan girmesin gibi.
Ha en önemlisi ben telefonla konuşurken tepemde bağırmayın diye yazıp asacam.
Söyleyince anlamıyorlar, belki okuyunca anlarlar.


Neyse.
Böyle işte.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/24/2007 13:24:49
Mesaj:

Vesikalık fotoğraf çektirecem strese girdim resmen.
Asabiyetimin sebebi olmasın sakın.
En son çektirdiğimde bilmem kaçıncı poz da berbat çıkınca, fotoğrafçı "bayan biraz da duruşunuz, bakışınız olmuyor" demişti.
Hiç alınmadım, haklısınız dedim. Karşımda sizin gibi biri dururken başka türlü bakamıyorum.
Kendi kendime ayıp ettim demiştim daha sonra.
Ama napiyim haketmişti.
Bana çirkin dedi yahu:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/25/2007 23:46:06
Mesaj:

Birbirine yapışık klozet icad etmişler.
"A Love Seat Toilet for lovers to spend more time together" demişler amacına da.
Ay sevgilim de olsa tuvalette yanıbaşımda kimseyi istemem valla.
Neymiş daha birlikte daha fazla vakit geçirecekmişiz.
Bunların bişeyden anladığı yok.
Ne kadar az birlikte vakit geçirirsen o kadar çok özlersin.
Her dakka birlikte bıkar yahu insan:)



Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/27/2007 00:25:43
Mesaj:

Dizilerde nüfus patlaması yaşanıyor.
Herkes hamile.
Yani esas kızlar.
Ama esas oğlanların bundan haberleri yok nedense.
Sıla hamile Baran'ın haberi yok (bu akşam öğrendi gerçi), Filiz hamile Yılmaz bilmiyor,( Filiz ayıldı bayıldı, öğrenmesi yakındır), Ceren de hamile Ömer'in haberi var mı henüz bilmiyorum.

Sıla çocuğu aldırmaya gitti ama son anda vazgeçti.
Filiz doğurmak istiyor ama ailesi şiddetle karşı çıkıyor.
Ceren ne durumda henüz bilmiyorum o bölümü seyredemedim çünkü. Ama çok sinirlendiğini söylüyorlar.

Yani bütün dizilerde aynı tema olmak zorunda mı? Tamam o da hayatın bir parçası ama ne biliyim aynı anda olması gerekmezdi.
Kopya mı çekiyorlar, haset mi ediyorlar bilemiyorum:)


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 01/27/2007 16:35:57
Mesaj:

ceren kim?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/29/2007 09:39:22
Mesaj:

Beyaz Gelincik'teki esas kız, Ömer'in eski karısı.

Sen nasılsın ilk yaz çiçeği:)


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 01/30/2007 17:35:38
Mesaj:

e madem ömerin eski karisi niye ömerden cocuk bekliyor.tövbe tövbe.cok sacma buldum bunu.
canim ablam benim özledim seni, bu aksam ariyayim da sesini duyayim bari.


Yazan: perima
Cevap tarihi: 01/30/2007 19:51:32
Mesaj:

http://www.lowratevoip.com/en/download.html

kardes özlemine son!
lowratevoip ile saatlerce ulkeler arasi sabit hatlari arayarak bedava konusun :)
cep de arayabilirsiniz ama azcik yazar..
reklam ucreti almadim
tecrube olayi sadece... yaziktir telefon faturalarina :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/30/2007 22:28:43
Mesaj:

Allah razı olsun perima:)
Ben değil ama ganej ciddi paralar verdi telefona.
Messenger bile yetmiyor, telefon paklıyor bizi:)

Şimdi canım kardeşim; Ömer ve Ceren ayrıldı ama hala birbirlerini seviyorlar.
Ömer kaba herifin teki aslında.
Tuttu Cereni kaçırdı.
Neymiş tekrar evlenmek istiyormuş. Ceren de inatlaştı ben Selimle evlenecem seninle değil diye.
Şimdi Selim kim diyeceksin.
De canım kardeşim.
Selim Ceren'in Avustralya'dan arkadaşı. O da Cereni seviyor ve evlenmek istiyor.
Neyse, Ömer Cereni kaçırdı ve birkaç gün kitledi uzakta bir evde.
O günlerden birinde şarap neyin içtiler, Ceren hafif sarhoş oldu ve gecenin sonunda birlikte oldular.
İşte bebek o gecenin eseri:)



Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/30/2007 22:53:46
Mesaj:

Uzun zamandır
İlk defa
Sensiz bir gün yaşadım
Yaşadım mı?
Orası tartışılır.

24.2.1989

Nerden çıktı diyeceksiniz.
Valla çekmeceleri karıştırırken bir zarf buldum. Zarfın içinden minik kağıtlara yazılmış birkaç şiir, fotoğraflar, karpostallar çıktı.
Şiirlerin hepsi benim için yazılmış söylemesi ayıp:)
Ne aşktı ama.
Yıllarca unutamadım.
O şimdi evli ve bir kızı var:)

Ha bu arada yukarıdaki şiire benzeyen şeyi ben yazmışım:)


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 02/01/2007 20:16:06
Mesaj:

sizin icin benim canim feda be, param feda olmus ne olacak.iki gün aramadim mi thomas hemen soruyor ne oldu niye aramiyorsun diyeo da alisti.neyse iste böyle
simdi bu diziyle ilgili benim bi sorum daha olacak.madem birbirlerini seviyorlardi da niye ayrildilar?
ben bu aralar binbirgece yi seyrediyorum.her sali oluyor.ama ben o diziyi o onur varya onun icin seyrediyorum.o herifi begeniyorum ama onun haberi yok tabii.bu dizi hakkinda ne düsünüyorsun peki?ögrenebilirmiyim?
öperimmm


Yazan: babaxa
Cevap tarihi: 02/01/2007 21:18:18
Mesaj:

aileyle ilgiliydi sanırım bir logo çalışması yapmıştık.
kullanılıyor mu o. merak ettim. o kadar merak ettim ki uluorta soruvermişim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/02/2007 10:34:16
Mesaj:

alıntı:

simdi bu diziyle ilgili benim bi sorum daha olacak.madem birbirlerini seviyorlardi da niye ayrildilar?


Uzun hikaye:)

Ya bunların ailelerinin arasinda sorunlar vardi. Yillardir devam ediyor.
Hatta bu Ceren vakti zamanında Ömer'lerin ambarlarini yakmişti. Ambarda da tohum örnekleri mi vardı neydi. Önemliydi yani.
Uzun zaman sakladi ambari kendisinin yaktığını Ceren.
Ama sonra ortaya cikti.
E ne demis cok bilmis atalarimiz; yalancinin mumu yatsiya kadar yanar.
Neyse, o günden sonra kari koca arasinda sürekli cekismeler oldu.
Nihayet dayanamayip ayrildilar.
Severek ayrildilar senin anlayacagin:)
Velhasili sevgi bir basina yeterli olmuyor dedikleri durumdalardi.
Ay aslinda iyi oldu. Ömer cok kaba bi adam.
Tahammül edemeyecegim tek erkek türü.
Tür dedim ya kizarlar simdi bana:)

Binbir geceyi seyretmiyorum ben ablacim. Sehrazat mi esas kizin adi, iste onun o donuk ve mimiksiz yüzüne katlanamiyorum.
Bir demet tiyatro var ya, orda bu diziyi tiye almislardi. Cok iyiydi valla:)

Böyle iste ablacim.
Özledim seni.
İbibikler öter ötmez gel olur mu


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 02/03/2007 23:37:27
Mesaj:

ibibikler ne zaman ötüyor?


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 02/03/2007 23:57:34
Mesaj:

o aile derneginin kurucularindan biri senin ve de bana gelen diger logolardan yola cikarak aklinca kendine mal edip adina logo bile diyemiyecegim abuk sabuk birsey ortaya cikardi.
sonra da ben yaptim dedi.benim de tepem atti, kizdim ciktim dernekten.logolarinda kullanilmasini yasakladim.kullanilirsa mahkemeye verecegim
bir kez daha emegin icin sagol.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/13/2007 11:01:05
Mesaj:

Ceren razı oldu evliliğe ve Ömer'le yeniden evlendiler.
Ama hesapları başka Cerenin. İntikam alacak güya.
Dokunmasına bile izin vermedi Ömerin.
Bu kadın milletinden korkulur valla.
Neyse.

Bir de dizilerde bir çocuk meselesidir gidiyor.
Yok hamile olanlar henüz doğurmadı.
Bunlar var olan çocuklar. Ama kadınlar yani anneler çocuklarından babalarının kim olduğunu gizliyorlar.
Biri erkek kardeşini baba diye tanıtmış çocuğa, biri sonradan evlendiği adamı bu senin baban demiş falan.
Çocuklar da garipler doğal olarak bir travma yaşıyorlar kaç bölümdür.
Sinir olmaya başladım.
E be kadın biliyorsun ki dizilerde hiçbir şey gizli kalmıyor.
Bu çocuğun babasının kim olduğu bugün olmazsa yarın çıkacak meydana.
Zamanında söylesene çocukcağıza.
Allahtan bi tanesi gitti pedagoga falan danıştı öyle söyledi.
Diğeri çıktı çcocuğun karşısına pat diye senin baban aslında dayın oluyor dedi.
Çocuk daha 5-6 yaşlarında. Anında reddetti annesini. Şİmdi konuşmuyor, küstü tabii haklı olarak.

Off. Sıkıldım.
Seyretmiyecem bi daha. Ve fakat seyretmesem de dinlemek zorunda kalıyorum:)


Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 02/13/2007 12:59:45
Mesaj:

CNBC-e'de gündüz yer alan ekonomi yorumlarını dinleyip burada dert yanmanı düşleidm bir an:)

Sonra n'oldu peki Ömer'e:) Sinirlendi mi?

Sinirlenmedin di mi:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/13/2007 13:16:07
Mesaj:

:)

Ben kimmmm ekonomi yorumları kim.
Tek takip ettiğim doların gidişatı. O da ilgi alanıma girdiğinden:)

Ömer'e gelince; sinirlenmekten ziyade şok oldu. Böyle bir şey beklemiyordu ya ondan yani.

Böyle işte:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/14/2007 11:03:45
Mesaj:

Dün akşam tiyatroya gittim uzun bir aradan sonra.
Çok hoştu.
Oyunu Aziz Nesin yazmış, Tek Yol.
Oyuncular da çok başarılıydı.

İşte böyle.

Ya ben bişiler daha yazacaktım oyunla ilgili ama şimdi hatırlamıyorum iyi mi. Neyse, aklıma gelirse yazarım.

Gidin seyredin diyim bari:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/16/2007 20:56:04
Mesaj:

Şimdi bu dizilerdeki hamile kadınlar var ya bazıları ille de bu bebeler sizden değil diyor esas oğlanlara.
Filiz'in annesi önce istemiyordu çocuğu, sonra güya razı oldu ama meğerse neler geçiriyormuş kafasından.
Gitti doktorun birinden sahte rapor aldı Filizin 2.5 aylık hamile olduğuna dair. Sonra da Yılmaz'ın eline tutuşturdu. Yılmaz ne yapacak bu akşam görecez.

Sıla'da da aşiret işbaşında. Boran ağanın kuzeni tüm aşirete Sıla'nın bebesi İstanbullu adamdan diye yaydı. Bildiğimiz Boran bu inanmaz ama töre möre derken beyinleri yıkanmış bunların.
Neyse, dur bakalım nolcak.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/27/2007 14:28:00
Mesaj:

Aslında bütün heyecanım 5 saat uçacak olmamdı. Çünkü en son üç saat uçmuştum ve resmen kurdeşen dökmüştüm.
En baştan başladım ya anlatmaya, dakika dakika aktaracam yani sizin için üzgünüm:)
Uçakta neler olduğunu anlatmiyim.
Sadece yol arkadaşlarıma göre rengimin sarıdan başlayıp yeşile döndüğünü sonra da hafiften siyahlaşmaya başladığını söylersem sanırım ne durumda olduğumu tahmin edersiniz.
Neyse. Vardık Lizbon havaalanına. Bir arkadaşımızın bagajını kaybetmesi dışında herşey yolunda gitti.
Bizi Portalegre’ye götürecek Readcom otobüsünü bulmamız zor olmadı. Bizden önce gelen Belçika ve Avusturya ekibiyle tanıştık. Polonyalıları beklemeye başladık. Onlar sabahtan geldikleri için şehir merkezini gezmeye gitmişler.
Beklerken ordan burdan muhabbet ediyoruz arkadaşlarla. Dünya Türk olsun diye bir slogan var ya onu konuşmaya başladık, ama o konuya nasıl geldik hatırlamıyorum:)
Herkes o slogandan anladığını söylemeye başladı.
Neyse, o sırada telefon geldi, arkadaşımızın bavulu bulunmuş gelin alın diyorlar.
İki kişi tekrar alana girdi, döndüklerinde anladık ki dünya gerçekten Türk olmuş.
Çıkış yaptığımız yerden girmek isteyince haliyle kapıdaki adam durdurmuş bizimkileri. Nereye gidiyorsunuz ne işiniz var falan filan derken nerelisiniz diye sormuş.
Bizimkiler Türküz deyince de vayy selamun aleykum demiş ve günün en anlamlı sözünü sarfetmiş; “aşk bir sudur iç iç kudur”.
E tabii Türkçe söylemiş bu sözü.
Meğer Santoz amca birkaç yıl Almanya’da kalmış ve orada yaşan vatandaşlarımızdan da öğrendiği bu olmuş.
Dediğim gibi dünya gerçekten Türk olmuş.

Portalegre: Portekiz’in İspanya sınırında bir şehri. Nüfusu yaklaşık 50 bin. İnanılmaz yeşil ve sakin bir şehir. Sokaklar o kadar boştu ki sürekli nerede bu insanlar deyip durduk. Küçük bir şehir olmasına rağmen caz festivali yapılıyor olması ayrıca çok hoşumuza gitti.

Readcom: Portekiz, Avusturya, Polonya, Belçika ve Türkiye’nin yetişkinlere yönelik okuma kulüpleriyle yer aldığı bir proje.

Devam edecek:)


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 02/28/2007 21:06:21
Mesaj:

ucaktan korkuyorum diye türkiyeye bir defasinda otobüsle gittim.tam 2 gün sürdü.otobüs tiklim tiklim insan ve de bagaj doluydu.koltugumuzun arkasinda da bagajlar oldugu icin koltugumuzu yatiramamistik.otobüsteki tek yabanci bayan geldi benim yanima oturdu,koreliymis trabzona gidiyormus,öyle kötü bir durumdaydim ki soramadim bile ne isin var trabzonda diye.ben koltuktan inip yellerde oturmaya basladim.koreli yol arkadasim bana masaj yapmaya basladi.yolculugu sagsaglim bitireyim diye.8 saat gemi yolculugu,5 saat yunanistan da bekleme derken bitti yolculuk.o 2 gün bana 2 yil gibi geldi.iskenceydi.
kissadan hisse: ucaktan korkma otobüsten kork


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/02/2007 11:59:32
Mesaj:

Zaten ben çözdüm bu uçak korkusunu.
Giderken sakinleşeyim diye aldığım ilaç çok fena dokundu. Tansiyonum yerle bir oldu. Sakinleşmekten başka herşeye döndüm.
Ve yolun son bir saatinde dedim ki kendi kendime bak kızım bu iş böyle olmayacak. Sonra ne dedim kendime tam hatırlamıyorum ama inanın iyi geldi. Ve ben son bir saati mesut bahtiyar geçirdim.

Tam telkin edememiş olmalıyım kendimi ki dönüş yolunda ilacı yarım doz aldım:)
Hosteslerle de muhabbete dalınca yol iyice kısaldı.

Neyse, diyeceğim o ki; kork ondan Allahından korkmayandan:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/02/2007 12:03:01
Mesaj:

Minik bir uluslararası fuar gibiydi. Enstitünün bize ayrılan küçük bir salonunda yapıldı.
Her ülke kendisini tanıtıcı ürünleri sergiledi.
Ve okuma kuluplerinde neler yapıldığı anlatıldı.
E beklenildiği gibi en çok ilgiyi bizim stand gördü. Artık baklava mı bu ilgiyi sağladı, lokum mu yoksa kara kaşlı kara gözlü Türk kızları ve erkekleri mi bilemedik:)
Çok eğlenceliydi doğrusu.
Masa masa dolaşıp broşür toplayıp yiyeceklerinden ve içeceklerinden tattık. Muhabbettemize de doyum olmadı tabii.
Ben en çok Belçika standına ilgi gösterdim ne yalan söyliyim. Kendileri çok “cool” takılmalarına rağmen (ki sonradan çözdüm ekibi, kanka olduk) standları çikolatadan geçilmiyordu.
Ha bir de Tenten’in dergileri ve köpeği Milou (Milu)’nun oyuncağı vardı.

Avusturya sadece iki kişiyle gelmişti ve masaları boştu. Kendileri masaya oturup kısaca ne yaptıklarını anlattılar. Zaten diğer günlerde de fazla konuşmadılar. Kızıl saçlı kızla çok uzun boylu sakallı adam. Sonradan kaynaştığımız çok uzun boylu sakallı adam (adı Ernst (Örnst diye telaffuz ettik, doğru olmalı ki itiraz etmedi)) abartısız her yemekte Türk yemekleri daha güzel deyip durdu. Ha her defasında da tabağını silip süpürüyordu. E bu ne iş dediğimde de ne yapiyim açım cevabını veriyordu.
(Bu yemek mevzusuna sonra dönecem, çünkü ben aç kaldım resmen)

Polonya ekibi ağır başlı teyzelerden ve ablalardan oluşuyordu. Kendi hallerinde takıldılar. Hatta o kadar kendi hallerindeydiler ki gezerken bir tanesi gruptan kopunca onu bırakıp şehre döndük:)
Ekip liderleri homurtular arasında taksiyle gidip aldı kadıncağızı.
Polonya’da Orhan Pamuk çok okunuyormuş. O kadar popülermiş ki herkes birbirine hediye olarak onun kitabını alıyormuş (dillerine tercümesi yapılan tek kitap Kar).


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/02/2007 13:25:38
Mesaj:

Evsahipliği yapan Portekiz ekibi çok sempatikti. Yine gençlerden çok ortayaş üzeri insanlar yer alıyordu. Diğer bütün ekiplerde olduğu gibi çoğunluk kadındı. Bizim standın başından ayrılmayan yine bu teyzelerdi. Onlarda da çok var benzer şeyler ama yine de daha çok el işlerine ilgi gösterdiler. Yemeniyi başımıza nasıl bağladığımızı merak ettiler.
E konu mankeni olduk dolayısıyla.
Standlarında daha çok yiyecek vardı. Peynir çeşitleri, hamur işleri falan.
Ve fakat mutfağı gerçekten bir felaket. En azından benim için öyle.
Balık ve patatesten nefret ettim desem yeridir. Meşhur bir yemekleri var, adını sormadım bile, patates ve balığı birarada pişiriyorlar ve lapa halinde getirip tabağınıza bırakıyorlar.
Sunum sıfır o ayrı ama tadı da bir felaket.
Yemek istediğim diğer bütün yemekleri de aşırı derecede tuzlu. Mis gibi kızarmış tavuk önümde ama şap gibi tuzlu, yiyemiyorum. Yutkunup durdum valla.
Bir tek ekmekleri güzeldi. Ben de dayandım ekmek peynire. Üzerine de meyvemi yiyip öğünü tamamlıyordum:)
Gerçi herkesin diline dolandım ama olsun. Yine aç kaldın di mi i am sorry deyip durdu evsahibimiz.
Neyse, isabet oldu. O kadar ekmek yememe rağmen 4 günde 1.5 kilo vermişim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/02/2007 13:28:32
Mesaj:

Bu arada fotoğraf ekleyecem ama boyutları çok büyük ve ben küçültmeyi başaramadım.
Chew bana yardımcı olacaktır umuyorum:)


Yazan: Chewbacca
Cevap tarihi: 03/02/2007 13:46:42
Mesaj:

alıntı:

Chew bana yardımcı olacaktır umuyorum:)

Mail at hallederim...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/02/2007 14:26:05
Mesaj:

Obligado:)

Teşekkür ederim demek anlayacağın üzere:)
Teşekkür etmek istediğim zaman aklıma "obligation" getiriyordum, ordan çağrışım yaptırıyordum:)
Ne alakası varsa.
Rica ederim "dınada" demek. Onu da denyodan çağrıştıralım dedi bi arkadaş:)
İyi de oldu, unutmadık bi daha:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/13/2007 00:36:06
Mesaj:

Dün akşam bir defileye gittim.
Kıyafetler yerine mankenleri inceledim. Sokak defilesini izleyen erkeklerden beter oldum anlayacağınız:)
Yok tercihlerim henüz değişmedi, ben merakımdan baktım hatunlara.
Selülitlerini görecek kadar yakındım podyuma ve fakat göremedim, yani iyi gizlemişler ya da cidden yoktu:)

Ben diyeyim baston siz deyin çıta.
Göğüs yok, kalça yok, bel oyuntusu yok. Bu nasıl bir estetik anlayışıdır ben anlamadım valla.
İçlerinde en normal(yani benim normal anlayışıma göre normal) şu sivaslı cindy dedikleri mankendi.
Normal olmaktan öte çok alımlı bir hatun.
Ama diğerleri için üzüldüm resmen. Bir insandan ziyade yaratığa benziyorlardı çünkü.
Tövbe tövbeee.

Hamile kıyafetleri de tanıtıldı defilede. Yani bir firmanın kreasyonuydu. Gerçekten hamile bir bayan çıktı önce podyuma.
Sanırım 8 aylık falandı. Kocaman karnını çıplak bırakan bir pantolon ve bir büstiyer giyinmişti.
Başladı dansetmeye. Koca salonun yüreği ağzına geldi muhtemelen. En azından ben dans bitince derin bir nefes aldım.
Fotoğraf çok hoş görünüyor ama hamile bir kadının canlı performansı da bana pek estetik gelmedi.

Neyse, bu da böyle bir geceydi işte:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/27/2007 12:38:31
Mesaj:

Başağrılarım azıttı yine.
Aynı ağrıyla yatıp daha doğrusu yatamayıp, aynı ağrıyla uyanıyorum.
Gece sürekli sağ elimi alnıma koyup, Allahım lütfen yarına kadar geçsin diye dualar okudum.
Bir de heyet geldi bugün üstüne.
Ya ben anlamış değilim bunca yıldır.
Adamların muhtemelen akşam akıllarına geliyor, ya biz bi Türkiye'ye kadar gidelim, bir iki gün kalıp döneriz diyorlar, arıyorlar yetkilileri yarın sabah ordayız kahveyi hazırlayın diyorlar.
Bize de lütfen haber veriyorlar, karşılamada bulunalım yalnız bırakmayalım diye.
Üstelik en üst düzey devlet yetkilisi bunlar.
Neyse, ekmeklerini yiyorum fazla laf etmiyim:)
Hoş gerçi bugün patronuma da söyledim havaalanına giderken.
Güldü, haklısın ne diyebilirim ki dedi.

Neyse..bugün bir değişiklik yaptım hayatımda.
Elbise giyindim.
Tanıyamadılar.
Kadın olduğunu hatırladın nihayet dediler:)
Zaten başım ağrıyor üstüme gelmeyin dedim.

Bugün bir de ilk doğumgünü hediyemi aldım. Aradım arkadaşımı, kızım hatırlama artık dedim ayıp oluyor dedim.
Niyeymiş be biz daha büyüme çağındayız dedi.
He ya dedim, inanmış gibi yaptım.

Böyle işte. Öğleden sonra resmi görüşmeler var. Dinleniyorum iş yerimde biraz.
Hadi görüşürüz.


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 03/27/2007 21:49:32
Mesaj:

ne almis?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/28/2007 10:30:27
Mesaj:

Hayret biseysin kizim ya:)

Söylerim telefonda, görgüsüzlük yapmiim simdi:)


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 03/28/2007 22:24:52
Mesaj:

canim ablam benim iyiki dogdun iyiki benim ablamsin.
seni cok seviyorum.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/28/2007 22:54:00
Mesaj:

Canım benim, sen de iyi ki benim kardesim olmussun:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/31/2007 22:08:25
Mesaj:

Dolmuşa iki tane genç bindi.
Abi ümitköy girişinde levis mağazasının outlet mağazası varmış ordan geçiyor musunuz diye on puanlık bir uzman sorusu sordular şöföre.
Yuh dedim içimden ama şöförün cevabını merakla bekledim.
Bizimki döndü, valla orada birkaç outlet mağazası var ama levis var mı hatırlamıyorum dedi.
Bravo dedim.
Budur işte.
Bi daha adamlara trafik kurallarını hatırlatırsam benden adisi yok.
Hepsinin gözlerinden öperim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/02/2007 22:45:35
Mesaj:

Kimlerin el yazısı yok ki..babamin, kardeşimin, benim..
Tanımadığım bazı el yazıları da var.
Onlar da babamın veya benim öğrencilerimindir diye düşünüyorum.
Fill in the blanks.
Arada hatalar yapmışız.
Kimi silgiyle silinmiş üzerine doğrusu yazilmiş. Kiminin üzeri karalanmış.
O ben değilimdir kesin.
Sayfaları lime lime olmuş. Boş yerlere bazı kelimelerin Türkçesi yazılmış.

Bir dolu kitap arasından yine ona uzandı elim.
Bir ders kitabı bu kadar çok şey anlatabilir mi insana?
Gözlerim dolu dolu çalıştırdım öğrencimi.

Offf diyesim var.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/06/2007 12:52:02
Mesaj:

Bugün hiç tek başıma olmak istemiyorum:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/06/2007 13:23:48
Mesaj:

Evde badana boya var. (bu badana ve boyanın neden birarada kullanıldığını anlamış değilim bunca zamandır)
Neyse..duvarlar için renk seçiyoruz katalogtan.
Renklerin garip garip isimleri var.
Şampanya, kanyak (hep de içki adı:)..
Annemle baktık bıraktık dün gece.
Bugün aradım neye karar verdiniz diye.
Hani dedi likör vardı ya..
Güzel anam o kanyak ya da şampanya olmasın dedim:)
Ben gülünce de alla alla kanyak varsa likör de vardır ne gülüyosun diyor.
E doğru söze ne denir:)

Ben odama içki sokmadım arkadaşlar.
Zaten birayı bile " kedi" gibi içiyormuşum öyle dediler:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/06/2007 14:01:41
Mesaj:

Allah bozmasın diyim önce.
Son günlerde Altuğ'la (yeni asistanım var ya hani işte o) çok gülmeye başladık.
Hep de benim salak sapan konuşmalarıma güler olduk.
Ya şimdi ben normalde hızlı konuşan biriyim. Hızlı da düşünürüm.
Düşündüğüm gibi konuşur ve sık sık da sesli düşünürüm.
Anladınız umarım:)

Az önce Altuğ mutfakta çok güzel çorba var içmeyecek misin diye sordu.
Yok dedim ben az önce bişiler atıştırdım.
Sadece bir kaç saniye sonra da dedim ki, şimdi orda da yüzüstü uzanıyorum rahatsız olurum.
Yüzüme baktı. Nerede yüzüstü uzanıyorsun?
Fizik tedaviye gidiyorum ya dedim.
İyi de ben en son seni bıraktığımda mutfakta bişiler atıştırıyordun dedi:)
Adamın kafasında benim mutfakta yüzüstü uzanıyor izlenimi uyandırmışım:)
Gülmekten yerelere yattık.. Bu kadar hızlı düşünüp seslendirme bi daha dedi.
Karşıdakini aptala çeviriyorsun.
Peki tamam..
Pardon:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/11/2007 14:07:54
Mesaj:

Abartısız hergün aynı saatte (11.45 civarı) "ayy saat oniki oldu hala bişi yapmadım" diyormuşum.
Diyorladı da inanmıyordum:)

Son birkaç haftadır dikkat ediyorum gerçekten de aynı şeyi aynı saatte söylüyorum.
Hayır canım yapmasına yapıyorum tabii işimi ama demek ki beni tatmin etmiyormuş:)
Daha fazla nasıl çalışacaksam onu da bilmiyorum valla.
I do my best durumundayım söylemesi ayıp.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/13/2007 23:36:34
Mesaj:

Yine dört ayağının üstüne düştün, sen işini bilirsin, vay be yaptın yine yapacağını..
Yahu hiç kimse hayatımda olup bitenin kendiliğinden geliştiğine, benim hemen hemen hiçbirşey için çaba göstermediğine inanmıyor nedense.
Allah sizi inandırsın şartları zorlamıyorum bile.
Şans mı dersiniz ne dersiniz bilmem.
Zaten öyle özenilecek bir hayatım da yok (bugünüme binlerce şükür).
Sadece eğer olmasını çok istediğim bir şeyler varsa canı-ı yürekten olmasını diliyorum hepsi bu.
Kaldı ki hiçbir şeyi ya da hiç kimseyi öyle deliler gibi istememişimdir.
Varsa vardır yoksa yoktur.

Birkaç senedir aynı sözleri duymaktan bıktım artık.
Efenim neymiş, bunca yıldır çalışıyormuşum hiç malım mülküm yokmuş. Para biriktirmiyormuşum, çok kolay harcıyormuşum falan filan.
Biriktirecem de nolcak yarın hayatta olacağımın garantisi var mı?
Hadi söyleyin bakalım var mı?
Kefenin cebi yok cümlesi yetmiyor artık.
Başka şeyler bulmam lazım:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/13/2007 23:45:17
Mesaj:

Yahu madem yarına çıkmamın garantisi yok ben şu ferdi kaza sigortasını bir daha düşüneyim:)
Vefat durumunda (adamcağız her vefat sözü geçtiğinde Allah korusun dedi:)iyi para veriyorlar geride kalanlara.

Neyleyim köşkü neyleyim sarayı
içinde salınan yar olmayınca
diyecek annem kesin:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/14/2007 00:46:13
Mesaj:

Bugün Ve Bugün

Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına.
Daha dün doğmuşuz sanki
Yeni okula başlamışız
Yeni sevmişiz

Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına
Yarın bitecek sanki her şey
Yarın ölecek gibiyiz.

Daha doymamışız yaşamasına
Günlerimiz dün bir, bugün iki
Sakın bir şey bırakma yarına
Yarın yok ki.

Özdemir Asaf

İyi uydu:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/16/2007 12:58:56
Mesaj:

Nota verildi verilmesine ama geyikleri devam ediyor.

O - Aldınız mı ?
Ben- Neyi?
O - Notayı
Ben- He, aldık nolacak?
O - İyi. Dur bi nota da ben veriim ..
Ben- Of puff. Ver hadi ver.
O - DOOOOOO...
Ben- Aman ne komik.
O - İtiraf et komikti:))
Ben- En son ne zaman kavga etmiştik?
O - Tamam kaçtım, öptüm gamzelerinden:)
Ben- Defol!
O - :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/18/2007 22:59:00
Mesaj:

Salzburg.

Bugünlerde oraya gitme isteğim var.
Bu isteği hayata geçirmem için çok çalışmam lazım çookk:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/18/2007 23:19:54
Mesaj:

Siz de gidip görseniz onu çok seversiniz:)

http://www2.salzburg.info/

Sahi aranızda gören var mı?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/21/2007 23:03:17
Mesaj:

Güzel havalarda evde oturulmaz diye bir kaide mi var? Yok tabii. Ben de oturmak istedim.
Ve fakat readcom toplantısı vardı. Çıktım evden.
Kütüphane Kızılay'da.
Nasıl kalabalıktı anlatamam. Herkes ama herkes dışarda sanki.
Kütüphanenin bahçesi çok güzel, dışarda mı otursak dediler. Ay yok dedim ben dikkatimi veremem toplantıya.
On kişi yaklaşık 3 saat kendimizi dışarıdan soyutladık.
"Malina"yı tartıştık.
Ağır geldi bu havada:)
Bunalmak üzereyken mumlu bir pasta geldi salona.
Bakanlıktan bir arkadaşın doğum günüymüş. E güzel oldu derken çocuğun yaşını sorduk.
25 deyince de bozulduk:)

Toplantıdan sonra bir arkadaşla Tunalı'ya* gittik. Orası da en az Kızılay kadar kalabalıktı.
Sadece insanlar biraz daha süslü püslüydü:)
Arkadaşla şöyle bir etrafımıza baktık da, valla eskiden düğünde dernekte giyilen kıyafetler resmen gündüz ortası giyilmeye başlanmış.
Parıltılı kıyafetler, makyajlar, topuklu ayakkabılar vs vs.
Arkadaşım çok süslüdür normalde ama o bile ev haliyle çıkmış gibi oldu dışarıya.
Beni hiç sormayın zaten:)

Neyse.
Çok keyifli değildim ama günüm fena geçti sayılmaz.

* Tunalı Hilmi
Jön Türk ve Türkçülük hareketiinin önde gelen isimlerinden, siyaset ve devlet adamı.
1921 Anayasası'nın hazırlık çalışmalanna katıldı; 2. ve 3. dönemlerde Zonguldak milletvekili olarak TBMM' de bulundu. Konuşmalarında ve yazılarında arı Türkçe'yi savunan ve kullandığı özgün sözcüklerin yerleşmesi için çaba harcayan Tunalı Hilmi kadın haklarının da savunuculuğunu yaptı.

Kaynak: Muhtelif:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/22/2007 23:36:45
Mesaj:

Her resmi bayramda olduğu gibi bu 23 Nisan'da da iki gün öncesinden konuşulmaya başlandı.
Tatil miyiz?
Yahu normalde tatiliz ama yine de patrona sormak lazım.
Gelin derse elimiz mahkum gelecez.
Sizlere tatil dedi. Bayram sizin bayramınız.
Eyvallah dedik sağolun anlamında.
Ama bugünden telefonum susmadı. Yarın için ciddi endişelerim var:)

Neyse..
Canım sıkkın.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/23/2007 13:36:03
Mesaj:

Ne yapacaksın boyayı dedi. Başıma sürecem Abidin, başka ne yapılır saç boyasıyla bilmiyorum dedim.
Tamam sorun değil, arada çay içmeye gel bari dedi.
Abartma yahu, bugünlerde param yok hepsi bu.
Olunca gelecem ağlama.

İnsanın kendi saçına boya sürmesi meğer ne zormuş. İki tel saçımı resmen boyayamadım.
Anne hanıma rica ettim.
Bir hevesle başladı.
Anne böyle giderse iki saatte bitmeyecek gibi.
Ya yok sen beğenmezsin diye özeniyorum, yoksa çocuk oyuncağı.
İyi peki bakalım.
Üzerinde epey fikir yürüttükten sonra bitirdi. Bekleme süresi başladı.
Aynada kendimi çok sevmedim ama üstelemedim.

Doğal kremlere ilaçlara takmış durumda ya herkes ben de ucundan bulaştım.
Haftada bir yüzüme yoğurt ve kabartma tozu karışımı sürüyorum. Her defasında kendi kendime bi yumurtası eksik deyip espri yapıyorum aklımca.
Bugün yine hazırladım karışımı ve sürdüm yüzüme.

Gözünüzde canlandırın lütfen.
Saçımda boya, kısa saçlarım arkaya taranmış, yüzümde yoğurt, sadece gözlerim açıkta.
Berbat bir görüntü, aslında canlandırmasanız da olur.

Kapı çalındı (böyle de koca kapıyı alıp gitmişler gibi oldu), annemle teyzem balkonda, seslendim ama duymadılar.
Açtım mecburen.
Karşımda bir adam.
Gözlerini kocaman açıp, hafif kekeleyerek "evde insan var mı?" diye sordu.
Hı?
Yoğurt yüzümü germiş, fazla konuşamıyorum zaten zorla da olsa;
"yok, ben yardımcı oliyim" dedim.
İkinci cümleden sonra anlaştık, sağolun dedi gitti.
Merdivenden inerken dönüp bi daha baktı.
İnanın gülümsemek istedim adamcağıza ama dedim ya yoğurt.

Beş dakka geçmeden bir zil sesi daha.
Kapı zili yani.
Bir önceki muhabbet çok hoşuma gittiğinden, hiç nazlanmadan gidip açtım.
Göz hizamda birini bekliyordum ama ses aşağıdan geldi.
Abla dedi kaldı aşağıdaki komşunun kızı.
2 Yaşında, adı Sena.
Yeni taşındılar, annemi çok sevmiş, hemen her gün geliyor kapıya, peltek peltek "gelebilir miyim?" diyor ve dalıyor içeriye.
O yaştaki çocuk da sevilmez mi demeyin ama resmen kanım ısınmadı.
Neyse.

Kapıda gördü ya beni, abla dedikten sonra bir kaç saniye durdu ve, "annneeeeeeee" diye bağırarak kaçmaya başladı.
E madem tanıdın abla diyosun ne diye bağırıyosun be çocuk.
Yine inanın ki, Senacım canım gel korkma demek istedim ama diyemedim, yoğurt yüzünden hep.

Böyle işte.

Bayramınız kutlu olsun.



Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/25/2007 23:40:33
Mesaj:

alıntı:

Kubbe diye bizim içli köfteye diyor Araplar söylemişimdir belki daha önce.


Bugün Altuğ içli köfte için söylenebilecek en son ismi buldu; kule.
Kubbe'den aklında o kadar kalmış:)

Tek tük Arapça kelime öğrendi gerçi. Günaydın, hoşçakal şimdilik söyleyebildikleri:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/27/2007 13:07:29
Mesaj:

Rüzgar gibi iki gün geçirdik.
Yine heyet vardı ve önemliydi.
Basın Türkiye'yi ikna etmeye geldi diye verdi haberi.
Türkiye ikna oldu mu bilemiyorum ama ben maaşıma zam haberini almadan ikna olmayacam:)

Saçımı bile evde boyadım ayol, durum kötü yani:)


Yazan: Kato
Cevap tarihi: 04/28/2007 03:51:32
Mesaj:

Tek başıma olunca; niye yalnızsın? Bir şey mi oldu? Neyin var? soruları, yağmayan İlkbahar yağmurları...

Çok başıma olunca; Ne oldu? Yine kim var hayatında? soruları...

Yaşlılık işte! Anlamıyorum Ki!...

İşte böyle.


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 04/28/2007 22:40:43
Mesaj:

benim kafam bu sena ya takildi.2 yasindaki cocugun yaninda niye annesi yok bakayim?

az kaldi geliyorum oralara


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/28/2007 23:23:06
Mesaj:

Yalnız siz değil, hiç kimse anlamıyor kato.

Dert etmeyin yani:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/28/2007 23:30:04
Mesaj:

Sen ne diyorsun, annem çocuğu bakkala gönderirken yakalamış annesini.
Suçüstü hem de:)
Bu kızın ne işi var bakkalda bakiim demiş ve eve göndermiş Senayı.
Gerçi en az dört yaşındadır dedi annem. O kadar laf iki yaşındaki çocukta olmazmış.
İyi de çok ufacık dedim.
Bugünlerde yoklar, gelsinler de şu yaş meselesini çözelim.
Madımak toplayacaklarmış, ben de istedim.

Madımakın türküsü ve oyunu vardı sanki di mi?
Tencere kapaklarını birbirine vurarak oynanırdı.
Oy madımak ninaninaninanom oy madımak..
Böyle bir şeydi.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/02/2007 22:02:32
Mesaj:

Evin boyası badanası temizliği ıvırı zıvırı bitti. Yerleştik,
beklemeye geçtik.
Misafirler de yavaş yavaş gelmeye başladı.
Annemin heyecanı inanılır gibi değil. Çiğdemi 3 yıldır görmedi. Yabancı dünürleriyle de yeni tanışacak.
Yapacağı yemekleri düşünüyor şimdiden.
Hergün aynı konuşmayı yapıyruz mütemadiyen; yok yok ben yetiştiremeyecem, en iyisi böreği, içli köfteyi önceden yapip derin dondurucuya atayim.

Ya annem telaş etme. Bak teyzem de var, yaparsınız beraber. Atla deve değil ya, altı üstü bir yemek.
Olmazmış efendim, ben ne dediğimi bilmiyormuşum, kızı kaç yıl sonra geliyormuş annesinin yemeklerini özlemişmiş, ayrıca dünürler üstelik yabancı başka kültürden, onlara Türk misafirverliğini göstermeliymş falan filan.
Ay anne dedim gözünü seveyim adamlara yiyin diye ısrar etme, sevmezler öyle şeyleri.
Yapar çünkü biliyorum annemi.
Yok canım dedi yapmam. Ama ben Johanne'den biliyorum ısrar etmeyince yemez bunlar.
Johanne komşumuzdu Bodrum'da. Muhtemelen annemle yaşıttı.
Ve fakat bikinisiyle iş yapardı:)
Türkçe bilmezdi, annem de İngilizce bimez.
Yine de çook iyi anlaşırlardı:)
Evlerinde telefon yoktu. İngiltere'den kızı bizi arardı. Biz de seslenirdik gelir konuşurdu.
Bir gün yine kızı aradı. Ben seslendim geldi. Yine bikinisi var üzerinde.
Telefonu aldı konuşmaya başladı.
Bu arada rahmetli babam sandalye veriyor otursun diye.
O da habire poposuna vuruyor.
Bababmla bakışıyoruz ne yapıyor bu diye.
Babam sandalyeyi uzattıkça o şap şap poposuna vurup duruyor. Meğer bikinim ıslak oturmayayım demek istermiş:)
Çok gülmüştük sonradan.

Nerden nereye geldim yaw. Laf lafı açtı.
Sahi annem baklava açacak mı acaba, gidip sorayım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/08/2007 12:35:40
Mesaj:

Büyük gün yarın.
Annecim işinin bir bölümünü bitirdi.
Stresten ve yorgunluktan olsa gerek rahatsızlandı. Yorma dedim bu kadar kendini, söz dinletemedim.
Tansiyonu yükselmiş bugün. Hala börek açacam diyor.
Ay valla fenalık geldi içime.
Yaparım ben böreği otur oturduğun yerde dedim ama sonucu bilmiyorum. Eve gidince öğrenecem.
Gidince bahçeden leylak toplayıp götüreyim. Bayılır çiçeklere.

Cuma günü işten çıktım. Haftasonu da Ankara'dan çıktım. Leylaklarımız henüz tomurcuktu.
Pazartesi sabahı işe geldim. Bahçeye girer girmez leylak kokusu karşıladı beni.
Bütün ağaçlar coşmuş, bahçe misler gibi kokuyor.
Bugün hemen, kendi odama, patronun odasına ve de koridora doldurdum leylakları.
Muhteşem bir çiçek bu.
Oda spreyi falan haltetmiş. Anında değiştirdi tüm koridorun havasını.


Ben çekmedim fotoğrafı ama bizim leylaklar da aynı bundan:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/17/2007 13:14:22
Mesaj:

Nihayet beklenen misafirler geldi ve gitti.
Hepi topu 3 gün kaldılar ama biz daha fazla kalmışlar gibi hissettik:)
E gelenler hem dünür üstelik yabancı dünür olunca yaşadığımız stres farklıydı tabii.
Evdeki insan sayısı fazla olunca tanıştırma faslı da uzun sürdü haliyle.
Bütün ailenin fotoğrafları evlerinde duvarlarını süslediği için tanışmak zor olmadı. Sonradan gelen, dayı, yenge, kuzen, kuzen çocuğu vs gibi misafirleri de bi çırpıda öğrendiler. Zeki insanlar vesselam.
Babamın fotoğrafına bakıp “burada değil ne acı” gibi bişi söylediler. “Keşke aramızda olsaydı” şeklinde tercüme ettik.

Annem sözünü tuttu. Güzel güzel yemekler yaptı ama kimseye yiyin diye ısrar etmedi. Arada “yahu bunlar bişi yemiyor” deyip cümleye başladı ama anında sustu.
Çok sevdiler birbirlerini dünürleriyle. “Bir de Almanlar için soğuk insanlar derler, valla bunlar pek sıcakkanlı” deyip durdu annecim.
Evet gerçekten sıcak kanlı insanlar. Bir o kadar da düzenli, planlı, programlılar.
Sabahları 09.30’da otellerine gidip alıyorduk onları. İkinci gün 10 dakika geciktik. Allahım suratları yerlerdeydi. Yoğun trafik, kem küm dedik ama olmadı. Fazla üstelemeden hal hatır sorayım dedim. İyi uyudum dün gece, ama uzun süre beklemek yordu beni dedi kayınbaba. (Yahu hepi topu 10 dakika abartmayın, diyemedim tabii)
Türkiye seyahatlerini bir yıl öncesinden organize etmişler. Sadece Ankara’ya geleceklerinden Ankara’da gezip görecekleri mekanları belirlemişler. Onun dışına çıkmadılar.
Roma hamamı kalıntılarını gezmeye gittik. Ankara’da yaşayanlar bilir, Roma hamamına gitmek için Ulus’tan geçilir. Ulus’a gelince eski meclisin önünden geçtik. Tanıştırdım tabii. Vaktimiz var isterseniz gezelim dedim. Yok dedi kayınbaba, bir dahaki sefere. Nasıl yani?
Programlarında yok ya, o yüzden kapısından geçtik ama içeriye girmedik:)
Kardeşim homurdandı ama, saçmalama misafirin dediği olur deyip susturdum.

Gidecekleri günün öncesinde akşam yemeği için kuzenim davet etti. Hani bizde adettir ya, yakın akrabanın misafiri davet edilir, ilgi gösterilir falan.
Çiğdem iletti daveti, cevaba ağzımız açık kaldı. Efenim bu davet çok ani olmuş. Bir dahaki sefere icabet etmeyi umuyorlarmış.
Bir yıl öncesinden davet etmesini mi bekliyorlardı anlamadık ki?
Bu kadar plan program bozar bizi:)

Zihnen ve bedenen müthiş yoruldum. Yürümekten bacaklarım kas yaptı, güneşten yüzüm, ellerim yandı.
Ama misafirlerimiz memnun döndü ülkelerine. Mühim olan da budur di mi ama?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/24/2007 13:37:44
Mesaj:

Kızgınlığım geçti ama kırgınlığım devam ediyor.
Küs değilim ona ama feci kırgınım. Ne kadar umrunda bilmiyorum.
Nefretini kustu resmen.
Rahatlamıştır heralde.

Tadım tuzum yok.
Yaşamderslerine gelmiyorsam bilin ki cidden tadım kaçmış:)

Neyse.
Bu da geçecek.
Yani umuyorum.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/07/2007 14:41:19
Mesaj:

İş bitmeyecek gibiyse ve benim de dışarıda yapılacak işlerim varsa şöförlere takılıyorum.
Sağolsunlar severler beni, kırmazlar.
Ne demek buyrun diyorlar ve ben kapısını bile kapatmaya zorlandığım koca koca arabalara biniyorum, düşüyoruz yollara.
Yolda muhabbet çok iyi oluyor genelde.
İki şöförümüz uzun yol ve taksi şöförlüğü yapmışlar uzun süre.
Hikayeleri bitmiyor.
Benim de hoşuma gidiyor açıkçası.
Bir onlar bir ben derken trafik kolaylaşıyor.

Birkaç defa benim işimi hallettikten sonra arabaların ufak tefek işleri için servise uğradık.
Ustalarla ahbab olduk. Arabalardan falan konuşuyoruz doğal olarak. Arabanın a'sından anlamayan ben garip garip sorular sorup güldürüyorum adamları.

Bugün bindiğimiz arabanın bazı ışıkları yanıyormuş. Yanmaması gerekiyormuş normalde.
Şöför servise bir uğrayalım mı dedi, olur dedim tabii.
Hemen ustalar başımıza toplandılar.
Hoşbeş sohbetten sonra biri eline bir laptop aldı geldi.
Hayırdır inşallah dedim, maillerini mi kontrol edecek.
Yok abla arabayı kontrol edecem dedi sırıtarak.
Bismillah dedim.
Arabanın kabutunu açtılar. Uzunca bir lastiği yerinden çıkardılar.
Sonra küçük vidaları çıkarıp bir kapak açtılar.
O kapağın içinde yuvarlak bir başlık var.
Başlığın üstü iğneyle delinmiş gibi delik delik.
Çay süzgeci gibi.
Açılan bilgisayara modem gibi bi alet bağladılar.
O modem gibi şeyin ucundan sarkan kabloların ucundaki iğneleri de işte o çay süzgeci gibi başlığa batırdılar.
Sanırım 4 taneydi.
Sonra başladılar bilgisayarı tıklamaya.
Bilgisayar ekranında habire açıklamalar geliyor.
Sonuçta hata bulunamadı dedi.

Bu arada ben bizim şöföre dedim ki, yahu bu ışıklar yanıyor da sönmüyor mu?
Birkaç saniye yanıp sönüyor dedi.
E tamam dedim sönüyorsa sorun yok.
Ustalar alkışladılar beni.
Bu arada patronları, bize sizin gibi müşteriler lazım dedi gülerek.
İyi bir şey mi dedi bilemedim.

Elektrikçimiz burada değil sonra uğrayın dediler.
Eyvallah, elinize sağlık deyip düştük yola.
O arada yanıp sönen ışıklar bu defa hiç sönmedi:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/09/2007 00:52:21
Mesaj:

Meğer ne çok ses çıkarıyormuş.
İş yerindeki bilgisayarım.
Kapattığım anda odaya bir sessizlik çöktü ki inanılmaz.
Off dedi Altuğ, ne çok gürültü yapıyormuş bu.
Sahibi gibi di mi dedim.
Gülümsedi, kem küm etti, yok canım estağfurullah dedi.
Kibarlık etti ama, ben cidden gürültülü çalışıyorum.

Bi defa sesli düşünüyorum.
Ama bunu yaparken olan bitenden Altuğ'u haberi olsun diye yapıyorum.
(Kendim için bişi istiyorsam namerdim)

Sonra yüksek sesle konuşuyorum.
(E körle yatan şaşı kalkar, bu milletin yanında böyle oldum ben)

Ayrıca birkaç kişiye talimat vermek zorundayım,ve eğer bu birkaç kişi aynı anda odama girmişse nefes almadan sıralıyorum yapılacakları.
(Ama benim işim bu napiyim)

Ve bir gün önce olan biteni anlatma huyum var.
(E birileriyle paylaşmam lazım di mi ama?)

Yukarıda saydıklarım ve şu anda aklıma gelmediği için sayamadığım bir dolu sebebim var gürültülü çalışmam için.
Ha sebebim kadar da mazeretim var anladığınız gibi:)

Şu saat oldu kafamın içi hala vızır vızır çalışıyor.
İç sesimi susturmam lazım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/12/2007 11:38:52
Mesaj:

alıntı:

Dizilerde nüfus patlaması yaşanıyor.
Herkes hamile.
Yani esas kızlar.
Ama esas oğlanların bundan haberleri yok nedense.
Sıla hamile Baran'ın haberi yok (bu akşam öğrendi gerçi), Filiz hamile Yılmaz bilmiyor,( Filiz ayıldı bayıldı, öğrenmesi yakındır), Ceren de hamile Ömer'in haberi var mı henüz bilmiyorum.



Sırayla doğuruyor hatunlar.
Ve fakat bir tanesi de normal doğum yapsa be kardeşim.

Ceren tarlada doğurdu. Kızı oldu. Dokuz ayı dolmadan geldi bebek.
Yine de en az bir aylık görünüyordu. Bütün filimlerde olduğu gibi.
Adını Ece koydular.

Filiz, Yılmaz Aslı ile evlensin diye (ay hiç sormayın çok uzun hikaye) köy evine gitti.
O da orada doğurdu. Onun da bebeği 8 aylık doğdu.
Doğum sahnesi trajikomikti resmen.
Yılmaz (nerden çıkıp geldiyse) sağlık ocağına koştu, doktoru bulamadı. Çünkü mesai bitmişti.
Sonra biri ona ebenin evini tarif etti, oraya koşturdu Yılmaz.
Ebe gayet sakin "ben yeminliyim bir daha doğum yaptıramam, en son doğumda bebeği zor kurtardık ama anneyi kaybettik" dedi.
Yılmaz yalvardı yakardı ebeyi razı etti.
Filizin yanına geldiler ve komedi başladı.
Ebe sıcak su istedi. Gelen sıcak suyu ne yaptı bilmiyorum.
Çünkü geçti Filizin karşısına habire ıkın diyor. Hiçbir harekette bulunmuyor, inşaatı seyreden vatandaşlar gibi bakıyor öyle.
Ha bu arada sürekli bebek gelmiyor bu kadın da ölecek, ben demiştim size diye şom ağızlık ediyor.
E be kadın çek çıkar çocuğu demişim bi hışımla. Çekip çıkarılır mı bebek hoş bilmiyorum ya.
(Bu arada annem, sen de böyle zor doğmuştun, o zamandan belliydi diye bana iyi olmayan bişiler söylüyor.)

Neyse, Yılmaz beni duymuş gibi, çekip çıkarsana dedi ebeye bağırarak.
Yok diyor ebe, ben ellemem, geçen doğumda anne ölmüştü, ya bu kadın da ölürse.
Ay içime fenalık geldi resmen.
Neyse sonunda bebek doğdu.
Başına, vucuduna kırmızı boyalar sürülmüş 2 aylık bir bebek çıktı piyasaya.
Bu arada Filiz çok kan kaybetti, bayıldı.
Ebe yine ben demiştim size, kadın ölecek diye başladı söylenmeye.
Allahtan az sonra ambulans geldi de Filizi hastaneye götürdüler.
Oğlu oldu, adını Can koydular.

Sıla henüz doğurmadı.
Onun normal koşullarda doğurmasını umut ediyorum.

Allah tüm hamilelere kolaylık versin.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/26/2007 11:44:37
Mesaj:

Epey olmuş buraya yazmayalı.
Çok hareketli günler geçirdim geçtiğimiz iki haftada. Yine yabancı misafirlerimiz vardı.
Bizim Readcom projesinin bu defaki toplantısı Ankara'da yapıldı.
Yapılan program daha iyi olabilirdi diye konuştuk sonradan bazı arkadaşlarla.
Sorulsaydı parlak fikirlerimizi beyan edecektik ama olmadı.
Sağlık olsun deyip işe koyulduk.
Memleketimizi yine en iyi şekilde temsil ettik.
Söylemesi ayıp adamlar memleketlerine ağızları açık döndüler. Şaşkınlıktan değil memnuniyetten:)


Polonya yine en kalabalık ekipti. Proje sahibi olduklarından sanırım çok önem veriyorlar toplantılara.
Bu defa işi abartıp Varşova belediye başkanı ve eğitim bakanlığından üst düzey bir yetkiliyi de getirmişler.
Biz Türkleri şöyle seviyoruz, böyle örnek alıyoruz diye methiyeler dizdiler.
(Yoksa methiye düzmek miydi?
E düzmek başka bişi değil miydi? Neyse, devam edelim:))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/26/2007 12:02:29
Mesaj:

Ben yine Belçika'lılarla kanka oldum.
Gruplarındaki yakışıklı adamların etkisiyle mi acaba desem değil.
Çünkü geçen defa cici kızlar vardı grupta ve biz yine ayrılmamıştık birbirimizden.
Fesatlık yapmayın, kesin ben önceki hayatımda Belçika'da falan yaşadım.

İyiler hoşlar ve fakat çok soru soruyorlar. Konuşmaktan yine sesim kısıldı.
(İyi ki spiker falan değilim valla.)
Programın fazla dışına çıkmak istemediler ama bir Türk hamamına gitseydik, dansöz seyretseydik gibi istekleri de olmadı değil.
Dansöz konusunda tecrübem yoktu açıkçası, şöyle turistlerin gidebileceği, eli yüzü düzgün bir yer bilmiyorum Ankara'da.
Hoş o anlamda hiçbir yer bilmiyorum.

Ama hamamı düşündüm taşındım (ben de sevdiğim için), uygun bir yer araştırdım, arkadaşlarıma sordum ve buldum.
Ertesi sabah müjdeyi verdim, soyunun hamama gidiyoruz dedim:)
Geri kalan grubu iki arkadaşıma teslim ettim.
Belçikalı'ları taksiye attığım gibi doğru Karacabey hamamına.
Erkekleri kapıya kadar götürüp bilgi verdim, kapıdaki görevlilere teslim ettim. İki saat sonra kapıda buluşalım dedik ve biz de kadınlar tarafına geçtik doğal olarak.
Frederica hamamda ne yapılır, nasıl davranılır konusunda brifing vermemi istedi benden.
Artık ne kadar yararlandıysa bu brifingden hiç yabancılık çekmedi:)
Kendimizi natırların nazik ellerine bırakıp misler gibi olduk.
Tam çıkarken Danny kadınlar tarafına geçip bizi çağırmak istedi. Kapıda erkek görününce görevlilerin halini görmeliydiniz:)
Neyse ki önemli bir vukuat olmadı.
Tellakların kendilerini nasıl evire çevire yıkadıklarını ise tüm gezi boyunca anlattılar. Zaten tiyatro oyuncusu olan Kuen gülmekten bayılttı bizi anlatırken.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/04/2007 10:10:31
Mesaj:

Son günlerde uyuyamıyorum.
Yazıları çift görmeye başlayıncaya kadar okuyorum yatakta. Sonra uykuya geçmeyi bekliyorum.
Ama başaramıyorum.
Ve her zamanki gibi, evdeki, apartmandaki ve evrendeki bütün sesleri duyuyorum.
Dün gece daha da ileri gidip iki tane minik deprem bile kaydettim.
Bu sabah haberlere baktım yokmuş tabii.
Artık benim ruhumdaki depremler mi bilemiyorum.
Gerçi bendekilere deprem denmez henüz. Ufak ufak sallanıyorum sadece.
Büyük deprem ne zaman gelecek merak ediyorum.

Havada ağır bir enerji var dedi Altuğ, uyutmuyor insanı.
Yalnız değilmişim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/05/2007 12:18:09
Mesaj:

Son bir haftadır yürüyorum.
Daha doğrusu kardeşim ve yeğenimle birlikte yürüyüş yoluna gidip spor yapıyoruz.
Hem biraz hareket etmiş olurum, hafiflerim, hem de belki gece daha rahat uyurum diye düşündüm.
Yağmurum da, hala ben de yürüyecem göbeğim erisin diye takıldı peşimize.
Yavrum bütün bir yıl okuldu, dersaneydi, özel dersti derken, yiyip içip oturmuş haliyle almış kiloları.
Sınava girecek diye de sosyal faaliyetlerini de azaltınca şimdiden göbeğim erisin derdine düştü.
Bak dedim, sen büyüme çağındasın, şimdiden göbeğini düşünme.
Beslenmeni aksatmadan hareketlerini arttır.
İyi demişim di mi?:)

Beş yıl kadar önce evimize yakın bir yürüyüş yolu yaptı belediyemiz sağolsun. Büyükçe bir park aslında.
İçinde çocuk parkı, çay bahçeleri (şimdi cafe diyorlar ya ondan işte), yürüyüş yolu, basketbol, voleybol, futbol sahası ve yürüyüş yolunun sonunda kondisyon aletleri var.
Bence çok başarılı.
Sadece ilk açıldığında tartan pistti yürüyüş yolu ama daha sonra halı döşediler.
Hani şu futbol da oynanan halılardan. Pek hoşuma gitmedi ama kimse beni kaale almadı:)

Sabahları ve akşamları o park dolup taşıyor.
Biz akşam yürüyoruz.
Ama dediklerine göre trafik gece bire ikiye kadar devam ediyormuş.
Milletçe spor yapıyoruz.
Her yaştan insan var. Dedeler, nineler, genç kızlar, çocuklar.
Herkes birbirinden ilham alıyor olsa gerek, bir hırsla koşup bir hırsla hareketler yapılıyor ki inanılmaz.
Kardeşime bak dedim hepimiz podyumlara çıkacaz, artiz olacaz.
Sağlık için yapanlar da vardır, önyargılı olma dedi.
Ama ben makyaj yapıp koşmaya gelenleri görünce fikrimde ısrar ettim:)

Henüz artiz olacak kıvama gelemedik ama, yürümek gerçekten çok iyi geliyor.
Yürürken insanın kafasındakiler de dağılıyor.
Gerçi gece olunca tekrar birleşip geliyorlar ama olsun.
Bir iki saat bile olsa uzaklaştırmak iyidir diye düşünüyorum.
Hem belki böyle gidip gelmeler sırasında birkaç tane zayiat verebiliriz:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/19/2007 14:53:24
Mesaj:

Patronumla bu yaz birlikte izine çıkmaya karar verdik.
Yok aynı yere gitmiyoruz:)
O memleketine ben memleketime.

10 Ağustos'ta Artvin'deyim, daha doğrusu Yusufeli'ne gidiyorum Allah'tan bir mani çıkmaz ise.
En son 1984 yılında gitmiştim.
Uzun bir ara vermişim galiba:)
Çok heyecanlıyım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/23/2007 11:56:10
Mesaj:

Sabah bir sinirle işe başladım.
Sebebini bilmiyorum. Halbuki evden iyi çıkmıştım. Dolmuşta kimseyle de takışmadım. Eee nedir bu?

Yoğun bir Pazar günüydü.
İştahsız bir kahvaltıdan sonra oy kullanmaya gittim.
Siz okumaya başlayın dedim anneme ve teyzeme.
Yok seçim için değil, araba kullanacağım içindi.
Şimdilik tek güzargahım orası olduğundan (gülmeyin ama 1 km bile değil) araba yolu ezberlemiş resmen.
Dönüşte de yayladan dönen koyunlar gibi gidip buluyor evi.
Yine niye yavaş gidiyorsun şeklinde el kol işaretleri yapıldı ama umursamadım.

Öğleden sonra telefonlar başladı.
Büyük bir aileyi sınırdan çıkardım, üst düzey birinin yakınını da sınırdan içeri aldım.
Ardından tee yurtdışlarından seçim sonuçlarını soran telefonlar aldım.
İki restaurant için reservasyon yaptırdım.

Çıkıp hava alalım dedi annecim. Hadi bakalım deyip çıktık.
Çocukları parka götürdük.
Açık hava iyi geldi. Fazla kalabalık da değildi park.
Klasik eylemlerimizden birini gerçekleştirdik ve dondurma yedik.
Çimleri sulayan park görevlisiyle konuşmaya başladı annem.
Ama her cümlesinde dönüp bana ne diyor dedi.
Annem az işitiyor, adam da lafları ağzında geveliyor, muhabbeti düşünün artık.
Aklımızda kalan annemim su kesilecek çok sulamayın sözüne karşılık adamın verdiği biz emir kuluyuz abla cevabı oldu.

Oğlan kaydı biraz, kız büyük edalarında kardeşini izledi sadece.
(Kızımız büyüdü gerçekten, 14 yaşında boyu 1.68 maşallah).
Parktaki misyonumuzu tamamlayıp büyük dayımlara gittik.
Dayım anneme gücenmiş onu arayıp sormuyor diye, bu defa da onların
muhabbetini dinledik.
Sonu tatlıya bağlandı.
Çayın yanında çörek ve Malatya'dan gelen peynir vardı.
Lezzetliydi.

Hava çok sıcak.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/24/2007 14:13:06
Mesaj:

Bulduğum boşlukta okuduğum kitabı bitirdim bugün.

Lunapark Kapandı
Mario Levi
Doğan Kitap

Güzel tespitler var ama şimdi yazamıyacam.
Beklemediğim sonun etkisindeyim hala.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/25/2007 11:55:27
Mesaj:

Çocuklar her yaz geldiklerinde program yapıyorlar.
Hala oraya gidelim hala bunu yapalım diye.
Öyle yazılı bir program yapıp uygulamıyoruz tabii, ama elimden geldiğimce onları memnun etmeye çalışıyorum.
Her yaz yaptığım bir uygulama var çocuklara.
Okuma saati.
Yatmadan önce zaten okuyan ve okumayı cidden seven çocuklar ikisi de.
(Bunun için ayrıca çok seviniyorum.)
Ancak yazın gün içerisinde televizyon, bilgisayar, dışarda oyun derken çok dağılıyorlar.
Okuma saatinin onları sakinleştireceğine inandım ve başarılı oldum.
Gündüz ayrı gece ayrı kitap okuyorlar.
Kendine benzettin onları da dedi geçen gün kardeşim, aynı anda birkaç kitap.
Neyse ki alan memnun satan memnun şeklindeyiz:)

Bu yaz tatilinde okuma saatinin yanına bir uygulama daha ekledim.
Yazma saati.
Önceleri hoşlanmayacaklarını sandım ve fazla zorlamadım.
Ama beklediğim gibi çıkmadı.
Çocuklar yazmaya da başladılar.
Yağmur "hala yazıyorum ama ben yazar olmayı düşünmüyorum, bunu bil" dedi:)
Tamam olma, ama kendini yazarak da ifade etmeyi öğren dedim.
Hergün bir konu veriyorum ve bu konuda ne düşünüyorsanız yazın diyorum.
Akşam geldiğimde de okuyorum ve yazım yanlışları varsa, ki oluyor, düzeltiyorum.
Çok hoşuma gidiyor yazdıkları.
Hatta dün gece oğlanın yazdığı bir cümle ile gülmekten bayılacak hale geldim:)
Zaman zaman paylaşırım sizinle.

Yazdıklarını bir dosyada toplayacam. İleri de kim bilir nasıl eğlenecekler:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/02/2007 12:47:52
Mesaj:

Ama neden benim her seyahate çıkışım böyle oluyor?
Neden heyetler hep izin öncesine denk geliyor?
Neden her defasında iki ayağım bir pabuça sığıyor ya da sığmıyor?
Off.
Üstelik sular da kesiliyor.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/28/2007 14:38:28
Mesaj:

Atalarımız ne güzel demişler; tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır diye.
Bu yıl da tatili bitirip döndüm evime ve işime.
18 günde birbirinden farklı bölgelerde, mekanlarda bulunduğumdan nerden başlasam nasıl anlatsam bilemiyorum açıkçası.
E anlatma o zaman demeyin, anlatacam:)

En iyisi memleketimden başlayayım.
Daha önce de yazmıştım ya tam 23 yıl olmuştu ben gitmeyeli. Önce nasıl gideceğim sorun oldu. Yolu unutmuşum da söylemesi ayıp:)
Kuzenimle yaptığım telefon görüşmelerinden sonra en iyi güzergahın Ankara- Erzurum-Yusufeli- Erenköy olacağı sonucuna vardım.
Erzurum’un konumuzla ne ilgisi var demeyin çünkü Yusufeli Erzurum’a Artvin’den daha yakın. Hatta Yusufeli merkeze bile gitmeden küçük bir köprüde inip ordan bizi almaya gelen arabalarla köye geçtik.
Biz diyorum çünkü Erzurum havaalannda ve daha sonra otobüs garajinda köye giden insanlarla buluştum. Kuzenim aracılıyla biriyle buluştum, diğerleriyle de kendiliğinden biraraya geldik:)
Yurdun dört bir yanından insanlar akın akın köye geldiler. Antalya, İzmir, İstanbul, Ankara, Bursa. Bunlar benim bildiklerim.
Hatta Fransa, Almanya’dan gelenler bile vardı.
Her yıl köyünü, eşini dostunu görmeye gelenler var zaten ama bu yıl festivali bahane edip gelenler çoktu. Umulmadık kadar kalabalık olduğunu söyledi herkes.
Festival Pancar dağı eteklerinde yapıldı.
Yani 2100 rakımda çadırlar kuruldu, horonlar tepildi.




Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 08/28/2007 20:18:39
Mesaj:

eee sonra?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/29/2007 11:22:26
Mesaj:

Sonra’ya çok var daha, devam ediyorum:)

Erzurum’dan yola çıktığımızda pek lüks bir yolculuk yapmayacağımı tahmin edebiliyordum.
Otobüs rahat olduktan sonra yol kötü de olsa idare ederim diyordum kendi kendime.
Ve fakat ne otobüs iyiydi ne de yol. Otobüs dediğim de küçüklerinden. Midibüs mi deniliyor bilmiyorum, işte onlardan. Yirmi küsür kişilikti sanırım.
Kliması varsa sorun değil dedim yine kendi kendime.
Ve fakat yine hayal kırıklığı yaşadım.
Otobüse bir tantanayla yerleştik. Tam Erzurum’dan çıkacaz artık şöföre bir telefon geldi, ofladı pufladı ve geri döndü.
Birazdan otogara döndüğümüzü anladık. Yolcu unutmuşuz.
Nasıl olmuş anlamak istemedim açıkçası. Unutulan yolcuları da alıp yola devam ettik.
Tortum’a geldiğimizde unutulan yolcuların oturdukları koltukların aslında onlara ait olmadıkları ve Tortum’dan başka kişilere satıldığı anlaşıldı.
Görevliler kalkın başka yere geçin diyor, yolcular hayır diyor. Ben de olaya müdahil olup yolculara kalkmayın yerinizden dedim:)
Neyse homurdanmalar eşliğinde sorun büyütülmeden çözüldü ve yola devam ettik.
Bu arada Artvin’e gönderilmek üzere otobüsün içine koliler ve halılar alındı. O küçücük otobüsün içinde kımıldayacak yer kalmadı, hatta sonradan yolculardan birinin çocuğu halıların üzerinde uyudu.
On onbeş dakika sonra o unutulan yolcuların bizim köyden olduklarını öğrendik. Antalya’dan geliyorlarmış. Nerdeyse 24 saattir yoldayız dedi kadıncağız. Buna rağmen gülüyor, konuşuyor espriler yapıyordu.Ayaklarım terliklerime sığmıyor artık dediğinde şöyle bir göz attım da gözlerime inanamadım. Ayakları resmen kabartılmış yastıklara dönmüştü zavallının. İki çocukla onca yolu nasıl göze alıp çıkmışlar anlamakta zorlandım.
Tabii nefes almakta da zorlandığımı söylememe gerek yok sanırım.
Otobüs tıkabasa dolu, yol tozdan görünmüyor, havalandırma çalışıyor ama kendine hayrı yok. Kapıyı açınca içeri giren toza rağmen fena olmuyordu ama bu defa da çoluk çocuk düşecek diye panik yapıp kapattırdık.
Döktüğüm terleri geri alayım diye sürekli su içmeye başladım. Bu defa da tuvalet ihtiyacı hasıl oldu. Normal ihtiyaçlarım bile öyle bir yolculukta nasıl işkence haline geldi anlatamam.
Allahtan şöför ve muavini mola vermeyi akıl ettiler. Gayet ilkel bir tuvaleti kullanmak zorunda kaldım söylene söylene.
Asıl ilkel tuvalet nasıl oluyormuş öğrenmem için festivalin yapılacağı dağa çıkmam gerekiyormuş:)

Mola verdiğimiz yerde fırından sıcak pideler alındı, köydekilere götürmek üzere. Çünkü köyde fırın yok. Kadınlar ekmeklerini tandırda ve birkaç gün yemek üzere bol miktarda yapıyorlar.
Ahh o tandır ekmekleri:)
Bozuk yollarda o kadar zıplıyorduk ki aldığımız ekmekler tepemize düşmeye başladı.
Hıh dedim otobüste bir tek tavuklarımız eksik.
1.5 satte alabileceğimiz yolu 3 saatte tamamladık. Sebep; yol yapımı. Yol yapılacak diye resmen dağlara vermişler servis yolunu. Döne döne bir hal olduk.
Ancak bu “dönüşlerin” aslında hiçbir şey olduğunu anlamam için de su kavuşumuna (köylüler ısrarla su kavuşumu diyorlardı, bana sorsalar yol ayrımı diyecektim, ayrımcı mıyım neyim:)) gelip köye hareket etmemiz gerekiyormuş.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/05/2007 14:29:08
Mesaj:

O tam filimlik otobüsten su kavuşumunda :) indiğimizde sadece üstümüz başımız değil, bagaja konulan bavullarımız bile toz içerisindeydi. Ben yine büyük anlayış gösterip aynı renge bürünen bavullar arasından kendiminkini buldum ve bu defa da köyün servisine yükledim.

Bana misafir muamelesi yapıp minübüs yerine küçük bir arabaya bindirdiler diye düşündüm ama değilmiş. O yollarda küçük arabaların mümkün olduğunca hafif olması gerekiyormuş yoksa çıkmazmış.
Yollar hiç değişmemiş. Yine iki araba yanyana gelemiyor. Karşı karşıya geliyor ama birinin iki tekerleği boşlukta kalıyor.
Yani uçuruma yuvarlanma tehlikesi var:)
Hava kararmak üzere, manzara muhteşem. Ama ben dua okumaktan çok da keyfine varamadım manzaranın.

Yarı yolda yağmur başladı. Ama yağmur ne kelime, kıyamet kopuyor resmen.
Arabanın silecekleri aciz kaldı.
Sürücümüz önünü göremiyor resmen. Ben duamı hızlı hızlı okumaya başladım. Sürücümüz ula ne oliyi diyor bir yandan da buharlaşan camları siliyor.
Birkaç metre gittikten sonra sola saptık ama yol bitti bir an. Durunca geldik heralde deyip derin bir nefes aldım ama hiç iyi yapmamışım.
Çünkü durduğumuz yer uçurumun kenarıymış.

O an evime sağ salim dönebilecek miyim diye endişe duydum açıkçası.
Artık ettiğim dualar mı yoksa tüm sürücülerin ustalığı mı bilemiyorum, buradayım işte:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/06/2007 13:24:00
Mesaj:

Köyde herkes birbiriyle akraba.
Ama bildiğimiz akraba evlilikleri yok denecek kadar az. Ve fakat evlilik yoluyla akrabalık çok.
Karı kocanın kuzenlerinin veya kuzenlerin çocuklarının birbiriyle evlenmesi gibi.
Kafam bayağı karıştı kim kimin nesi oluyor diye ama sonunda kavradım durumu.
Kuzenim ve ailesi bir gece önceden dağa gidip kamp kurduklarından, ilk gecemi kuzenimin görümcesinin kayınvaldesinin evinde geçirdim:)
O kıyamette insanlar nasıl evlerinin yolunu buldu anlamadım ama az sonra ev halkının yanısıra misafirlerle doldu.
Her gelen bu kim diye sorduğundan, cevabımı hazırladım ve köyde kaldığım süre boyunca aynı cümleyi kullandım.
Kayınvaldeyle aynı odayı paylaştım. Konuştuklarının hepsini anlayamıyordum ama iyi anlaştık. Babaannemi tanıyormuş.
Ne güzel bir kadındı, çok da iyi dikiş dikerdi dedi.
Babaannemi ölmeden bir kaç yıl önce gördüğümde (sanırım doksan yaşındaydı) elinde iğne iplik olduğunu hatırladım uyku sersemi. Önünü görmez, duvarlara tutunarak yürürken nasıl dikiş diktiğini hep merak etmiştim ama sormamıştım.
Kayınvaldenin anlattıkları ninni gibi geldiğinden mi, yol yorgunluğu ve stresinden mi bilmem hemen uykuya dalmışım.

Ertesi gün hadin dağa çıkıyoruz dediler. Çıktık ama ben nefes alamaz hale geldim. Kulaklarım da habire tıkanıp duruyor.
Dağa çıkıyoruz normaldir dediler ama ben daha ne kadar yükselecez diye merak içerisindeydim.
Çadırların kurulduğu alana geldiğimizde ilk sorduğum rakım oldu.
2100 dediler.
Kendimi miniminnacık hissettim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/06/2007 13:46:31
Mesaj:

Festival çok renkliydi açıkçası.
Gerçi ben etrafı seyredecem, insanlarla tanışacam, fotoğraf çekecem diye takip etmekte zorlandım.
Ha bir de yemek içmekten fırsat bulamadım.
Yemek deyince aklıma geldi. Sabah akşam döner yedi hemşehrilerim.
Kırmızı etten hiç hazetmeyen ben her çadırın önünde dönen kuzuları görünce fena oldum.
Kesin aç kalacam dedim ama öyle olmadı tabii.
Dönerin yağlarını ayıklayıp kızarmışlarından yedim ama beni sacda yapılan ekmekler doyurdu.
Üzerine tereyağı sürüp kaç tane ekmek yedim hatırlamıyorum bile.
Bir de dağ başında bişi bulamıyacam diye endişelenmiştim ama kurulan pazarı görünce gözlerime inanamadım.
Hazır dondurma bile getirmişlerdi, gerisini siz hesap edin.

Festival boyunca konserler, güreşler, yarışmalar, slayt gösterileri yapıldı.
Üç gün boyunca müzik susmadı.
Horon çekmekten bacaklarımız ağrıdı.
Köye elektriğin geldiği güne elektrik bayramı diyor köylüler. Videosunu izlettirdiler dev ekrandan.
20 yıl önceki görüntüler sadece beni değil herkesi ağlattı.
Onlar şimdi hayatta olmayanları görüp ağladılar.
Ben ise babama.
Babamın o yıllarda köyünde olmadığını bilmeme rağmen köyün sokaklarında onu aradım salak gibi.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/06/2007 14:29:48
Mesaj:

Bazı gözlemlerimi aktarıp, bir kaç fotoğraf da ekleyip köy anılarıma noktayı koyacam izninizle.
Sonra da sorularınızı cevaplayabilirim;)
Basın toplantısı gibi oldu böyle de:)
Neyse.

Ormanlık alan çoğalmış.
En etkin yöntem sürülerin ormana girişlerine kısıtlama getirilmesi olmuş ve işe yaramış.
Okuma yazma oranı en yüksek il olan Artvin meslek hanesini genişletmiş.
Eskiden öğretmen sayısı fazlaydı.
Son yıllarda ise doktor, hemşire, mühendis sayısı fazla.
Gençler doğup büyümeseler bile memleketlerini sahiplenmişler.

Festival süresince;
İnsanlar arasında değil kavga ufak bir tartışma bile çıkmadı.
Hiçbir hırsızlık olayı meydana gelmedi.
Horon sırasında düşürülen cep telefonları, küpeler, kolyeler kısa sürede sahiplerine ulaştırıldı.
En çok kuzu eti yenildi.
Üç gün boyunca küçük bir sürü bitirildi.
Tabii ki kesip döner yapılarak:)

Benim için, heyecanlı, hüzünlü ama eğlenceli bir geziydi.
Bir sonraki festival bir değişiklik olmaz ise 2009 yılında.
Görmek isteyenleri çadırlarıyla birlikte bekliyorum:)


Dumanlı dağlar...


Dağdan köye inerken...


Yazan: Kato
Cevap tarihi: 09/07/2007 01:25:54
Mesaj:

Sevgili Gisela,

Bu fotoğraflarla, tekrar dağlara taşlara vurma mı istiyorsun ne?

Geçen hafta döndüm de!

Bok mu var bu şehirde!

Sevgiler.


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 09/11/2007 22:00:47
Mesaj:

abla Kato ne demek istedi bana bi aciklasana?


Yazan: Kato
Cevap tarihi: 09/12/2007 00:45:26
Mesaj:

Sevgili Ganejde,

İhtiyar kato açıklasın:

Uzun bir süre şehir dışında, köylerin içinde dolaşıp duruyordum.
Dağ, orman, dere, deniz ve sıcacık insanlar arasındaydım. Şimdi yine döndüm evime, işte buna hayıflanıyorum.

Yaşadıklarımı anlatacağım elbet Ana Sayfada.

Gereği kadar açık olmuştur umarım.

Sevgiler.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/12/2007 11:17:48
Mesaj:

Gurbet ellerde uzun süre yaşayınca böyle oluyor demek:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/12/2007 14:57:54
Mesaj:

İş yerimiz büyük bir tadilat geçirecek diye başka bir binaya taşındık.
Geçici olarak tabii, yoksa ayda bilmem kaç dolar kirayı niye verelim, mis gibi mülkümüz dururken.

Aynı evde 22 yıldır oturuyorum, iş yerinde de 17 yıl.
Taşınmak nedir bilmiyorum resmen.
İçime fenalık geldi.
Allahım ne zor işmiş.
Daha üç gün oldu yerleşiriz heralde diyorum ama bugün pes ettim.
Biz buraya yerleşinceye kadar diğer tarafın işi bitecek yeniden taşınacaz sanırım.

Eski binamızı henüz özlemiyorum, çünkü artık yıkılacak duruma gelmişti. Ve çok pisti.
Ancak bahçemizi şimdiden özledim.
Buranın da güzel tarafları da var tabii.
Mesela tuvalete gitmek için binadan çıkıp bahçeden geçip başka binaya girmiyorsun:)
Bir de (henüz) çok temiz.
Etrafımızda başka iş yerleri de var.
İki insan yüzü görecez.

Ne demiş atalarımız, tebdili mekanda ferahlık vardır.

İşte böyle:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/17/2007 15:25:17
Mesaj:

Hafta sonu nostalji yaptık.
Evde şehriye kestik.
Şehriye kesmek ne demek önce onu anlatayım:)

Biz küçükken yaşadığımız yerlerde hazır tel şehriye yok muydu veya vardı da sırf gelenek hale geldiğinden miydi bilmiyorum hemen hemen bütün kadınlar şehriyelerini evde yaparlardı.
Sadece biz küçükken değil annemin çocukluğunda da yapılırmış.

Önce kimin evinde ve hangi gün şehriye kesileceği belirlenir ve eş dost akrabaya haber verilirdi.
Evli kadınlar çoğunluktaysa şehriye gündüz kesilirdi, ama bekarlar için gece mesaisi de yapılırdı.
Onları bekleyen kocaları, çocukları yok diye olsa gerek:)

Hamur yoğrulduktan sonra ortaya büyükçe bir sofra bezi serilir ve kadınlar etrafında yerlerini alırdı.
Hamurun başında oturan kadın hamurdan küçük parçalar koparıp kadınlara dağıtır ve eller işlemeye başlardı.
Şehriyeyi ince ve hızlı kesen makbüldü elbette.

Şehriye yapmaya gelince;
Sağ elinizi kullanıyorsanız küçük hamur parçasını sol avucunuza alıp önce baş ve işaret parmağına kadar uzatırsınız.
Daha sonra yine aynı parmaklarla minicik bir hamur kesip iki üç defa yuvarlayıp inceltir ve o incelttiğiniz minik parçayı bu defa sağ elinizin işaret ve başparmağı arasında gezdirip daha da incelttikten sonra sofra bezinin üzerine atarsınız.
Ben küçükken yapabiliyor muydum hatırlamıyorum ama dün gayet başarılıydım.
Önceleri şekilsiz ve kişiliksiz şehriyeler düştü sofra bezine.
Biraz zaman geçtikten sonra ellerim alıştı ve gayet güzel ince ince şehriyeler yaptım.
Sonra da etrafımdakilerle dalga geçmeye başladım.
Makarna yapmıyoruz hanımlar şehriye bunun adı:)
Ve fakat sabır işiymiş bu.
Elindeki o minicik hamur parçası bitmiyor bir türlü.
Neyseki annem çok az hamur yoğurmuştu.

Eskiden yaparken canlar sıkılmasın diye şarkılar türküler söylenir, hikayeler anlatılırmış.
Tabii ev sahibi gelenleri memnun etmek için ya yemek yapar ya da çayın yanına bir şeyler hazırlarmış.
E öyle muhabbette bir teneke undan şehriye yapılırmış.

Güzel bir şehriye günüydü.
Ramazana denk gelmesi muhabbete çay eklenmesini engelledi:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/23/2007 00:46:37
Mesaj:

Bizim apartmanda daire başına en az iki çocuk düşüyor.
27 daire olduğuna göre apartmanda kaç çocuk var siz hesap edin benim matematiğim kötüdür.
O yüzlerce çocuğun gürültüsünü duymaktan bıkmış durumdayız.
Hatta ben çocuklardan nefret etmeye başladım nerdeyse.
Sabah, akşam, haftasonu, gece yarısı farketmiyor.
İnsanlar doğurmuşlar, yürüme ve konuşma çağına gelince de sokağa bırakmışlar çocuklarını.

Annem bugün cinnetin eşiğine gelmişti ki dolapta şeker buldu.
Acaba şeker verirsem bağırmayı keserler mi dedi.
Hiç sanmam dedim ama dene.
Kurumuş şekerleri verirken de ya çocuklara yazik, evde çikolata bulunduracam bundan sonra diye hayiflandi.
Ya anne dedim yapma allahaşkına, benim elime geçse yok edecem hepsini sen ne diyosun.
Yok dedi ben senden çok kızıyorum ama kuru şeker yemelerine de dayanamam.
Neyse çocuklar kuru şekerlerle epey bir süre (bu yarım saat oluyor) oyalandılar sonra kaldıkları yerden bağırmaya devam ettiler.
Son zamanlarda bir de çıtır pıtır bişi patlatıyorlar.
Berbat kokuyor.
Balkondan yapmayın etmeyin dedim ama beni duymadılar bile.
Pide almaya indim bakkala.
Çıkarken tehdit ettim çocukları.
Bakın bi daha patlatırsanız zabıtaya haber verecem dedim.
Polis demedim çocuklar korkmasın diye aklımca.
Ama bi tanesi döndü dedi ki, o kim oluyor.
İşte bunları yasaklayan insanlar dedim.
İçimden de ne demek istediğimi düşünmeye başladım ama oruç oruç kafam pek çalışmadı, ben de üstelemedim.

Birden fazla çocuğu olanlar aynı apartmanda oturmamalı.
Talihsiz bir dilek oldu farkındayım.



Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 09/29/2007 23:23:36
Mesaj:

eee ne var bunda güzel ablam 27 ile 2 yi carpcan.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/30/2007 02:27:19
Mesaj:

Çarpması kolay da güzel kardeşim, sonucu tutturamamak ihtimali var;)


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 09/30/2007 23:03:01
Mesaj:

cikacak sonuc cocuk sayisini belirleyecegi icin bence sen hic carpma güzel ablam.daha cok kafayi yersin. hem bak zaten sonucuda tutturamama ihtimali varmis.hayal edebilirsin mesela. 10 cocuk oynarken sanki 2 cocuk oynuyormus gibi düsün.
ayyy buradan akil vermek vallahi hosuma gitti benim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/30/2007 23:23:03
Mesaj:

alıntı:

hayal edebilirsin mesela. 10 cocuk oynarken sanki 2 cocuk oynuyormus gibi düsün.

Çok hayalperest buldum seni:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/01/2007 17:14:05
Mesaj:

Bir ara gürültüyle mücadele diye bir yerin telefon numarası vardı bizde.
Nerden geldi, kime bağlıdır bu yer bilmiyorum.
Acaba tamamen hayal kaynağı mıdır?
Olsun, adı bile güzel.

Ama her şeyi de devletten beklememek lazım.
Dediğin gibi bir sivil toplum kuruluşu falan yapalım, yani oluşturalım.

Ve fakat bence durumun merkezine inmek gerek.
Yani doğurganlığı engelleyelim.
Bu da doğanın kanununa ters düşer yahu.
Yok en iyisi çocuk sayısını bir'e indirelim.
Birden fazla çocuk yapanları cezalandıralım.
Kendimizi saymayalım olur mu. (biz dört kardeşiz )
Sözüm meclisten dışarı diyeyim de işin içinden çıkayım:)

Gerçi biz çözümü bulduk.
Terk-i diyar eyleyecez.
Napalım, buraya kadarmış.


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 10/02/2007 00:02:10
Mesaj:

burada iki tanemi babaxa var canim ablam ? pek bi mantikli yazmis, kusmamis oraya buraya
sahi siz nereye gidiyorsunuz?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/02/2007 12:08:30
Mesaj:

Kusmak çok insani bi davranış ablacım.
Asıl kötü olan kusamamak.
Geçenlerde gazetelerde çıktı. Bir üniversite öğrencisi çok alkol almış, sabaha kötü olmuş kusmak istemiş başaramamış.
Sonra diş fırçası yardımıyla kusmak istemiş ama refleksle diş fırçasını yutmuş.
Sonra da ameliyat falan olmuş.

Demek ki neymiş, boğazına kadar geldiyse kusacaksın.
(Çok iğrencim valla)

Dip not: Babaxa kötü değil.
Bilmiyorum, sadece hissediyorum:)

Bu arada aklıma takıldı. Notlar zaten dipte olur, neden dip not denir ki?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/14/2007 18:03:26
Mesaj:

Bir de facebook diye bişi çıkmış.
Zamane çocuklarından biri haber verdi. Bak dedi çok faideli bişi.
Eski tanıdık, arkadaş, sevgili ne varsa bulabiliyorsun.
Oğlum dedim ben eskileri ne yapacam, bana bu dediklerinin yenisi lazım.
Beni çok ruhsuz buldu ama aldırmadım.
Israrlara dayanamayıp üye oldum.
Onun dediği gibi eskilerden kimseyi bulamadım:)
Meğer bulabilmem için onların da üye olması gerekiyormuş.
Lalocan çok komiksin dedi bizim oğlan.
Yine aldırmadım.

Böyle işte.
Hayırlı olsun diyelim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/20/2007 00:21:48
Mesaj:

Bugünlerde zaman çok hızlı geçiyor. Nasıl öğlen oluyor arkasından nasıl akşam oluyor hiç farketmiyorum.
Gün bir yana haftasonu nasıl bu kadar çabuk geliyor onu da anlayamıyorum.
Hani hikaye anlatırken denir ya, günler haftaları, haftalar ayları kovaladı diye.
Aynen öyle oluyor işte.
Hep böyle miydi yoksa yeni mi hızlandı bilemiyorum.
Yaş ilerleyince böyle oluyor demeyin rica ederim.
Her konuyu da yaş'a bağlamanın bir anlamı yok, di mi ama?

Neyse, hakkımızda hayırlısı olsun bakalım.
Ayrıca en kötü günümüz böyle olsun:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/21/2007 02:08:09
Mesaj:

Telefonda sesini tanıyamadım. Sen misin diye sordum bir de emin olamayıp.
Belki de on yıl olmuştur, hesaplamadım.
Ordan burdan konuştuk.
Hayat nasıl gidiyor diye sordu.
İyi dedim.
Ne diyeyim yani.
Mecburen sen neler yapıyorsun diye sordum.
Yurda dönmüş başka bir şehire yerleşmiş falan filan.
Ankara'ya geldiğim bir gün görüşmek isterim dedi.
Bilmem ki dedim, ararsın, o gün ben de seni görmek istiyorsam görüşürüz.
Kahkaha attı.
İşte bu tam da senin cevabın dedi. Yakışır sana.
Halbuki ben cevabımı hazırlamamıştım, içimden geldiği gibi söyledim.

Neyse.
Sadece ona karşı değil son yıllarda herkese karşı çok acımasız buluyorum kendimi.
Acımasız, ruhsuz, düşündüğünü pat diye söyleyen biri olmayı vallahi istemezdim.
Ama oldu bi defa.
Beni böyle sevin sevecekseniz:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/21/2007 23:01:13
Mesaj:

Gencecik askerlere içim yandı bugün.
Ağlayamadım, boğazımda düğümlendi resmen. Yutkunamıyorum.

En zor olanı çarpışmadan, pisipisine tuzağa düşürülmek demişti kuzenim, şehit olmadan birkaç gün önce.
Bu iş ya bitecek ya bitecek demişti ondan çok önce.

Canım çok sıkkın.

Yarın zor bir gün olacak.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/23/2007 11:42:05
Mesaj:

Çok sakiniz.
Fırtına öncesi sessizlik sanırım.
Hayırlısı.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/28/2007 01:05:56
Mesaj:

Fırtına geldi geçti ama etkileri bir müddet daha süreceğe benziyor.
Gerçi gündem çok çabuk değişiyor, yarın bile unutulabilir.

Her gelen heyet bir öncekinden daha zor oluyor.
Yine çok yorulduk.
Duruma profesyonel yaklaşıp duygularımızı belli etmemeye çalıştık.
Misafir misafirdir.

Güvenlik önlemleri had safhadaydı.
Ben bu kadar polisi bir de Nato zirvesi sırasında görmüştüm.
Yine çok sevdiğim istatistiğe başvurayım; etrafımızdaki her beş kişiden dördü polisti:)
Abartmıyorum inanın.
Kazasız belasız ve de olaysız atlattık.

Polisleri nasıl sayamadıysam basın mensuplarını da sayamadım.
Sürekli çekim yaptılar.
İçtiğimiz su, yediğimiz yemek, bindiğimiz araba haber oldu.
Araçlarıyla konvoyun arasına karışıp kaza bile yaptılar.
Hani hep derler ya, gazetede, televizyonda çıkan her habere inanmayın, gerçekten de öyleymiş.
Fırsat bulduğumuz anda televizyon izledik ve çok güldük.
Birçok haber uydurulmuş veya ya tutarsa zihniyetiyle yapılmış.
Ama gerçek olan da vardı tabii.
Somut adımlarla gelip havanda su dövdüler cümlesi heyetin gelişini özetliyordu.

İşte böyle.
Hayırlısı olsun diyelim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/04/2007 01:15:23
Mesaj:

Politikacı değilim. Zirveyi kendimce değerlendireceğim her zamanki gibi.
Zirveden çıkaracağım sonuç, Rice televizyonda göründüğünden çok zayıf.
Kara kuru bir kadın işte:)
Tek söyleyeceğim bu değil tabii ama ilk aklıma gelen bu oldu.

İstanbul'da son gecemiz. Yarın başbakan gidiyor biz de onu yolcu eder etmez dönüyoruz.
Sarayın dışına çıkıp İstanbul'da olduğumuzu anlayalım diye Ortaköy'e gittik bir arkadaşla.
Onca kalabalıktan sonra çok sakin geldi bize. Nerede dedik bu millet Cumartesi gecesi.
Ancak ikimiz de o kadar yorgunduk ki fazla kafa yormadık bu konuda.
Ankaralı olduğumuzu belli edip, anaa köprü çok yüksekmiş be dedik.

Çok kalabalık, çok heyecanlı, (tabii ki) çok yorucu bir toplantı idi.
Ufak tefek aksilikler dışında organizasyon gayet iyiydi.
Başbakanın geleceği sonradan belli olmasına rağmen Türk dışişleri çabuk organize olmuştu.
Nerdeyse bütün diplomatları, idari memurları görevlendirmişlerdi.
İstanbul'lular bize çok kızmıştır eminim ama Cuma günü havalanından Beşiktaşa gelen (sanırım E 5 oluyor) yolu kesen bizdik

Çırağan sarayı ile oteli birleştiren o uzun yolu kaç defa yürüdüm hatırlamıyorum.
Her defasında sıkı kontrolden geçmemiz de cabası.
X-rayi öttürmeyecez diye bi soyunmadığımız kaldı:)
Ama yine de saray içerisinde kaybolduk. Her kat her salon o kadar birbirine benziyor ki ezberlemek mümkün değil.
Salonların, restorantların isimleri var ama kalabalıktan ve insanlara yol gösterecem diye dikkat bile edemiyorsunuz.
Başbakanı iki defa yanlış yere çıkarttık:)

İstanbul emniyeti çok çalıştı çok yoruldu.
Ancak bu defa güzel bir değişiklik yapıp bizim heyet başkanına yakın koruma olarak bir bayan komiser vermişlerdi.
Çok cici, çok çalışkan, cin gibi genç bir bayan.
Uzun boyu, güzel vucudu, sarı saçları ve yeşil gözleri ile Türklerden başka her millete benzeyen bir bayan.
Zirvenin en önemli konuğuna eşlik ettiği için miydi yoksa saydığım özelliklerinden ötürü müydü bilmiyorum bol bol fotoğrafı çekildi.
Amirlerine bu gibi görevlerde daha çok bayanın yer alması gerektiği ve kara kuru erkeklerden bıktığımızı söyledim.

Sarayın içerisinde koşuşturup kim kiminle nerede görüşücek ayarlaması yaptığımzdan toplantıdan ne sonuç çıktığını anlayamadık.
Kıyısından köşesinden bişiler bakacaz artık.

Neyse. İşte böyle.
Yine yazarım ama gidip yatmam gerek.
Yarın gün çok erken başlayacak.
İnşallah kazasız belasız atlatırız bu işi de.

Önemli Not: Sözünü ettiğim güzargah yarın sabah yine kapatılacak, üzgünüm.


Yazan: Kato
Cevap tarihi: 11/04/2007 04:30:36
Mesaj:

Ah Sevgili Gisela,

Bir TÜYAP yolculuğunda -bilerek- bir de Portakal Yokuşu'na -istemeyerek- tırmanmak zorunda oluşumda (Ortaköy üstü) Tanrı'ya inandığımı söylemek istiyorum.

Ama, dileklerim yerine gelmedi. Vazgeçtim!

Sevgiler.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/06/2007 11:32:31
Mesaj:

Hiçbir şeyden vazgeçmemek lazım:)


Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 11/06/2007 19:40:54
Mesaj:

alıntı:

alıntı:

Bir fotoğraf buldum.
Yıl 1970 yazıyor arkasında.
Ben kürsüde şiir okuyorum. Üzerimde siyah önlük, saçım iki kuyruk yapılmış ve beyaz kurdaleler takılmış, önümde de "bayramınız kutlu olsun" yazılı bir yazı asılı.
Etrafımda yine siyah önlüklü kızlı erkekli öğrenciler.
Ve öğretmenim.
Biraz uzağımda bana gülümseyerek bakıyor.




Açıklamaya pek de gerek yokmuş:)))


Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 11/06/2007 19:42:27
Mesaj:

bişey söyleyecem ama kızma:))


Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 11/06/2007 19:50:58
Mesaj:

alıntı:

Bizim apartmanda daire başına en az iki çocuk düşüyor.
27 daire olduğuna göre apartmanda kaç çocuk var siz hesap edin benim matematiğim kötüdür.

ganejde;

alıntı:
eee ne var bunda güzel ablam 27 ile 2 yi carpcan.

ve başa dönüp tekrar gisela;

alıntı:
o yüzlerce çocuğun

sonra yine gisela;

alıntı:
Çarpması kolay da güzel kardeşim, sonucu tutturamamak ihtimali var;)

YORUMSUZ:)))

yalnız o söyleyeceğime kızma dediğim şey bu değil. o ayrı:))
bi de o var düşün artık:))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/06/2007 22:29:42
Mesaj:

Şimdi sen yazılarında mantık hatası var diyosun yani:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/06/2007 22:34:51
Mesaj:

Şimdi efenim doğal olarak bana cevap hakkı doğdu:)

1. Zaten söylemişim matematiğim kötüdür diye.
Ayrıca beni rahatsız eden konularda sayı verirken abartırım biraz:)

2. Fotoğraf için haklısın. Sadece bana uzaktan bakanın öğretmenim olduğunu söyleseydim yeterliydi sanırım:)
Ama ben hep fazla konuşurum, bunu da söylemiştim zaten:)

3. Şu ana kadar bişeye kızmadım. Merakla beklemekteyim:)


Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 11/07/2007 09:44:15
Mesaj:

Sevgili Gisela ben hayatımda miniklerin süslendiğini çok gördüm ama bu bayramınız kutlu olsun yazısı sünnet çocuğu katalogundan fırlamış gibi:))

aha da dedim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/07/2007 09:49:19
Mesaj:

Ama ne güzel yazılmış di mi?:)
Çok şükür ki yalnız değilmişim, bak hemen arkamda duran kız çocuğunda da var.
Demek ki o zamanlar moda imiş:)

Çok güldüm sabah sabah, sağol:)


Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 11/07/2007 09:52:00
Mesaj:

Demek o gün o kız sakatlansa mahallede sünnet olan bi çocuğu alacaktınız kadroya:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/07/2007 09:57:20
Mesaj:

Koçumuz kimdi hatırlamıyorum, 5 yaşındaydım yahu:)


Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 11/07/2007 10:02:37
Mesaj:

Sen 5 yaşında okula mı gidiyodun:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/07/2007 10:15:47
Mesaj:

Evet.
Dört yaşında okumayı öğrenen bir çocuk beş yaşında da okula başlar:)


Yazan: MakroN
Cevap tarihi: 11/07/2007 10:18:28
Mesaj:

Matematikten anlamıştım zaten:))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/07/2007 10:24:06
Mesaj:

Yok o yaşla ilgili değil, tamamen duygusal sebeplerden:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/08/2007 15:03:47
Mesaj:

Ben Müslüm'den sensiz olmazı dinliyorum o Mozartı.
Biz dedi, iyi bir ekibiz:)
Haklı.
En azından ikisi de M ile başlıyor:)



Yazan: snake
Cevap tarihi: 11/09/2007 01:52:35
Mesaj:

"sensiz olmaz"

...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/09/2007 11:34:50
Mesaj:

E dinlemek lazım:)

http://www.youtube.com/v/9HDuZ8wQTAQ&rel=1


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/11/2007 22:26:07
Mesaj:

Yaşadıklarımdan asla pişmanlık duymadım diyenlere inanmıyorum.
Kendime bile.
Bazen pişmanlık duymaya vaktimiz bile olmuyor.

Geldi işte aklıma yazdım.

Topik benim değil mi?


Yazan: perima
Cevap tarihi: 11/11/2007 22:46:29
Mesaj:

bi de her moka pismanlik duyanlar var
keskelerle baslar cümleleri...
iyi bilirim
yasadim
keske yasamasaydim...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/11/2007 22:50:13
Mesaj:

En güzeli (becerebilirsek eğer) dönüp arkaya bakmamak.
O zaman keşke ile başlayan cümleler de olmaz.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/15/2007 13:22:37
Mesaj:

Dün ölmek böyle oluyormuş heralde dedim kendi kendime.
Bir yandan dua ediyorum bir yandan da altıncı kattayım, son günlerde kilo aldım beni nasıl indirecekler burdan diye düşünüyorum.

Dişçideyim. Kaplamaların bir kısmı söküleceği için anestezi yaptı doktorum, salona geçin biraz bekleyelim dedi.
Peki dedim salona geçtim.
Sehpanın üzerindeki gazeteyi aldım yerime otururken hafif başım döndü.
Yabancısı değilim o nedenle fazla üstünde durmadım.
Ve fakat iki üç dakika sonra kalbim hızla çarpmaya başladı.
Adeta yerinden fırlayacak gibi çarpıyor.
Tarif edilecek gibi değil. Ellerim titriyor, kulaklarım uğulduyor.
Karşımda oturan bayana hayal mayal kendimi iyi hissetmediğimi söylediğimi hatırlıyorum.
Sonra işte içeri aldılar, yatırdılar, tansiyonum ölçüldü ve sorular başladı.
Cevap verirken ağzım yamuluyor.
Karnım aç değil, yorgun değilim, ben iyiyim.
Diş anestezisine kurban ilk ben mi olacam doktor dedim.
Yok bişi yok dedi doktorların o meşhur umursamaz haliyle:)
15 dakika sürecek bir işlemi yat kalkla 2 saat 15 dakikada tamamladık böylece.

Ölmedim yani.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/18/2007 19:04:24
Mesaj:

Dün gece rüyamda faturalardan birinin 9 milyar geldiğini gördüm.
Allahım ne kabustu.
Ay diyorum benim bunu ödeyebilmem için kredi falan çekmem lazım, beş kuruşum yok ki.
Sabah uyanınca ilk iş panodaki faturalara baktım.
Telefon faturam 99 ytl gelmiş.
Allahım sana şükürler olsun:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/23/2007 23:45:01
Mesaj:

Ben mutlu, huzurlu, rahat olduğum zaman istiyorum ki sevdiklerim de aynı durumda olsun.
Son zamanlarda şöyle bir bakıyorum da yakın çevreme, bu pek mümkün görünmüyor.

Neyse.
His yaptım akşam akşam.
Kesin perimadan etkilendim:)


Yazan: perima
Cevap tarihi: 11/24/2007 00:07:25
Mesaj:

perima iciyo
zom olmaya yeminli
ve buldu isin sirrini
huzur huzursuzluktan kacmak
mutlulugu koy ver gitsin

bu sarki sana gelsin

neseli gençleriz biz
cibidibidip cibidibidip dip
yasamayı severiz
cibidibidip cibidibidip dip
bir pantolon bir gömlek
cibidibidip cibidibidip dip
istedigimiz yere gideriz


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/24/2007 00:12:14
Mesaj:

hah hah hava ne güzel
gel seninle... (burda bişi yapılıyordu, neydi unuttum)
hatta elele verip.. (burda da bişi yapılıyordu)

Ama senin yazdığın bölümü hatırlıyorum:)


Yazan: ganejde
Cevap tarihi: 11/25/2007 00:00:21
Mesaj:

hayirdir insallah...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/25/2007 00:04:21
Mesaj:

Soğuk ama güneşli bir gündü bugün.
Hoşdereye hastaneye gidecem, arabayla mı gitsem otobüsle mi diye epey kafa yorduktan sonra otobüse binmeye karar verdim.
Cumartesi o trafiğe girersem kavgasız dönmem dedim kendi kendime.
Kavga edeceksem de otobüs şöförüyle ederim. Sonradan barışınca daha eğlenceli oluyor en azından.
O niyetle evden çıktım sanacaksınız ama inanın çok sakindim.
Ama doktorla kavga etmeme ramak kalmıştı o ayrı.

Hastaneye girer girmez kontrolün elimden alınıyor duygusundan nefret ediyorum.
Bir de doktorun sizi aptal yerine koyuyor olması girince işin içine iyice asabileşiyorum.
E onlara da hak vermiyor değilim aslında.
Karşısındakinin algılama seviyesini nereden bilsinler ki?
Ve fakat aldığın cevaplardan azıcık tahmin et be adam.

Neyse.
Hepi topu üç beş cümle kurdu sorunumla ilgili. Her defasında da anladınız mı diye sordu.
Ya sabır çektim içimden.
Söylediklerinizi zaten biliyorum demek istedim, ama hiçbir şey söylemedim.
İlaç yazdı. On gün kullanacaksınız dedi.
Peki dedim.
Yazarken heceliyor, on gün kul la na cak sınız.
Anladınız değil mi?
Ülen geri zekalı mıyım ben, az önce söyledin ya! şeklinde bir cümle kurmadım elbette.
Yine kuzu kuzu anladım dedim.
Aynı doktor daha önce, gebe olsanız anlarsınız di mi diye sormuştu.
Yahu ben anlamayacam da kim anlayacak? dememiştim yine.
Hiç merak etmeyin ben anlamasam da anlayacak birilerini mutlaka bulurum da dememiştim.
Yine aptal, geri zekalı hasta rolümü başarıyla oynamıştım.
Hep tiyatrocu olmak istemişimdir, sahnede değil ama hastanelerde bu arzumu gerçekleştiriyorum.

Neyse.
Günümün hastane kısmını sakince atlattım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/25/2007 17:32:44
Mesaj:

Dün eve döndükten sonra arabamla ilgileneyim istedim. Temizledim, sağına soluna baktım anlarmışım gibi.
Gönül bağı oluşsun istedim. Niye derseniz okumaya devam edin.

Benim gibi mahalle baskısıyla araba almış biri daha var mıdır bilemiyorum.
Efenim herkesin varmış da benim niye yokmuş, ben isteseymişim şimdiye kadar yat, kat, at (burda araba oluyor tabii) dahil bilumum şeye sahip olurmuşum.
Yahu sahip olsam ne olmasam ne?
Boyum mu uzayacak, ne olacak yani?
Anlatmaya çalıştım ama kimse anlamadı.
Sonunda pes eden ben oldum ve aldım.

Bu mahalle baskısının sonu yok arkadaşlar inanın.
Bu defa da neden işe gidip gelirken kullanmıyormuşum, bir tek haftasonu için araba mı alınırmış, böyle tembellik de görülmemişmiş şeklinde eleştiriler almaya başladım.

Yapmayın etmeyin. Benim iş yerim çok uzak, hem manen hem madden dokunur bana.
Koca (fazla büyük değil aslında) arabayı tek kişi için niye çıkarayım yollara.
Hem herkes arabasıyla çıktığı için trafik bu hale geldi, toplu taşıma araçlarını kullansak çok daha rahat edecez milletçe.
Üstelik ben hem acemi hem asabiyim valla sonum kötü olur şeklinde beyanatlarım oldu.
Ha bu beyanatlara cevapları hazırdı.
Aaa ne ayıp benim gibi okumuş, kültürlü biri cesaret edip yollara çıkamıyormuş cık cık valla ayıp oluyor.
Ülen okumuş insan korkmaz mı?

Bu konuda henüz pes etmedim arkadaşlar.
Hala işe dolmuş veya otobüsle gidip geliyorum. Arabamı akşamları ve haftasonları kullanıyorum.
Acemiliğimi nispeten attım üstümden.
En azından artık yola çıkarken korkmuyorum.

Ve fakat bu mahalle baskısından feci şekilde korkuyorum. Bana yat falan aldırırlarsa nerede kullanırım ki?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/27/2007 14:25:08
Mesaj:

Yoga yapmıştım birkaç yıl önce.
Sinirlerim yatışmış, uykum düzene girmiş ve doğru nefes alıp vermeyi öğrenmiştim.
Fakat bir süre sonra işi "maddiyata" vurdular.
Zaten aylık ücretlerini veriyordum ama şunu alın bunu alın, bu da gerekli gibi dayatmalara girince ayrıldım ordan.
Gelemem öyle zorlamalara.

Şimdi moda pilates malum.
E benim neyim eksik di mi ama?
(Hatta fazlam var)
Dün başladım.
Bildiğimiz hareketler ama daha yavaş, daha uyumlu.
Ama hocamızı görmenizi isterdim.
Eski balerin. Karşımızda kuğu gibi süzülüyor.
Benim kilomun üçte biri kadar kilosu var muhtemelen.
Ama dedim önümüzde sizin gibi bir örnek var, işimiz çok zor.
Bu saatten sonra onun gibi olamam zaten, ama en azından biraz esnek olmayı hedefliyorum.
Dur baklaım nolcek.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/30/2007 13:03:16
Mesaj:

Il faut oublier pour vivre / yaşamak için unutmak lâzım”
Paul Valéry


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/02/2007 21:32:36
Mesaj:

Ne istersin kahvaltıda diye mesaj çekmiş.
Sizinle kuru ekmek yesem yağ bal olur bana dedim, yapın bişiler işte.
Güzel bişiler yapmışlardı sağolsunlar.
En güzeli ise sohbetti elbette.
Bir yandan ojelerimizi tazeleyip bir yandan da ateşli ateşli muhabbet ederken eşinin sofrayı topladığını farkedemedik bile.
Bak kıymetini bil kocanın, kalmadı böyle erkekler dedik arkadaşımıza.

Önce kitaplardan konuştuk epeyce.
Eski sevgililerden, olası sevgililerden velhasıl hep erkeklerden konuştuk sonra da.
E dedikodu yapmadan olmazdı, eksik kalırdı.
Bal akıttık bir arkadaşımın deyişiyle.

Güzel bir tatil günüydü.
İnsanın dostları olması ne güzel.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/07/2007 11:36:25
Mesaj:

Geçen hafta ne konuşuluyorsa bu hafta da aynı şey konuşuluyor.
Konu bir türlü değişmiyor.
Ha bu kadar kafa yoruluyor ama sonuca da ulaşılmıyor.
Benim bildiğim bir konu üzerinde tartışılır, sonuca ulaşılır ve o konu kapanır.
Ha sonuca ulaşmak da gerekmiyor aslında.
Kendini ve de karşıdakini rahatlatacak bir cümle ile de bitirilebilir.
Yok ama bizde öyle olmuyor.
Bir bağrış bir gürültü konu tüm hızıyla devam ediyor.
Gündem değişsin diye gözlerinin içine bakmakla kalmıyorum. Şiddetli yorumlarda bulunup sinir yapıp odama gidiyorum ama nafile.
E tabi doğal olarak geçimsiz, suratsız, tadım tuzum yok şeklinde biri oluyorum.
Gerçi bu saydıklarım için yeterince potansiyelim var, haksız sayılmazlar yani;)

Neyse.
Emekli dul ve yetim triosuna geçici olarak biri eklendi.
Quartet olduk anlayacağınız:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/09/2007 01:03:01
Mesaj:

Dörtlümüzden birini dün hastaneye yatırdık.
Ameliyat için gün bekliyordu zaten, çağırdılar gitti. Dün eve geldiğimde ortalığı oldukça sessiz buldum.
Telefon açtım hemen, kız tonton yerin görünüyor valla dedim. Pek hoşuna gitti.
Yaşlanınca (o kadar yaşarsam eğer) ben de böyle mi olacam merak ediyorum.
Gerçi etrafımda naz yapacak çoluk çocuğum olmayacağından, muhtemelen huzurevindekilere kök söktürecem:)
Neyse, iyi olsun da yine gelsin bize, böyle konuştuğuma bakmayın.

Bugün evde yalnız kalınca hamaratlığım tuttu.
Evi temizledim biraz.
Elde yıkanacak kazaklarım vardı onları yıkadım. Makinada yıkananları çıkardım, astım.
Sonra kendime bir kahve yapıp televizyonun karşısına geçtim.
Bayıldığım o filimlerden biri denk geldi.
Türkan Şoray ve Kartal Tibet başrollerde.
Ateş Parçası filmin adı.
Kahvem bitince uzanmıştım bi ara dalmışım.
Esas oğlan ile (al işte adını hemen unuttum) Azize hangi arada sevgili oldular kaçırmışım.
Önemli bir bölümdü, üzüldüm haliyle.
Olaylar tam yolunda giderken esas oğlan Azizenin bir çadır tiyatrosunda çalıştığını anladi ve istemedi onu.
Neyse ki Azizeyi ihbar eden (suç işliyormuş gibi oldu ama başka kelime bulamadım) arkadaşı gidip konuştu da esas oğlan yumuşadı.
Anlayacağınız mutlu sonla bitti hikaye.
Benim de günüm mutlu bitti çok şükür.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/09/2007 01:07:51
Mesaj:

Tarık.
Esas oğlanın adı.
Şimdi hatırladım:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/09/2007 01:24:17
Mesaj:

Bu arada Azizenin kıyafetlerini pek beğendim.
Şimdi baktım da filim 1971 yapımı. Ama tuvaletler şimdi moda olanlardan.
Hele bi tane yeşil vardı bayıldım.
Valla anlatacam engel olmayın.
Şimdi, elbise dediğim gibi yeşil. Döküntülü, yumuşak bir kumaştan,
yakası oldukça derin bir v yaka.
Dekoltenin bittiği yere kocaman bir kelebek işlenmiş. Yani roba dediğimiz yere.
Elbise göğüs altından aşağıya doğru indikçe genişliyor.
O büyük kelebeğin çaprazından da iki tane kelebek daha küçülerek aşağıya doğru işlenmiş.
Kelebekler rengarenk.
Düz yeşilin üstünde harika durmuşlar.
Elbisenin kolları da etekler gibi bileğe doğru genişleyerek iniyor.

Güzel görünüyor di mi?;)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/13/2007 22:29:24
Mesaj:

Şöförlerimizden biri aradı bugün dışardan.
Ben verilen adrese geldim ama kapıda yabancı biri var, anlaşamıyoruz, getirdiğim paketi de almıyor ne yapayım diye soruyor.
Gittiği yer yine bir Arap ülkesinin askeri ataşesinin evi.
Ver bakalım dedim telefona.
İngilizce biliyor musunuz dedim, no dedi.
Arapça biliyor musunuz diye sordum, mafiş arabic dedi.
La havle deyip ziyaretimize gelen bir arkadaşımıza uzattım telefonu.
Mafiş dedi ya şiveyi tutturamayabilirim sen konuşur musun dedim.
Arkadaş aldı telefonu ama ne fayda.
Ona da mafiş arabic, no english deyip duruyor bizimki.
Bu arada şöför aldı telefonu tekrar.
Salim kardeşim sarışın mı, çekik gözlü mü nereli bu teyze dedim.
Yok çekik gözlü değil, esmer işte dedi.
Bekle bakalım deyip kapattım telefonu.
Ataşenin sekreterini aradım.
Durum böyleyken böyle gönderdiğimizi almıyor, iki kelam da edemiyoruz napalım dedim.
Sonra da allahaşkına nereli bu hizmetli diye sordum.
Etiyopya demez mi.
Allah seni napsın Salim kardeş diyerek aradım hemen bizimkini.
Yani Salim o kadın esmerse ben süt beyazım bundan böyle.
Ya napiyim dedi, telefonda konuşurken karşımdaydı, zenci diyemedim ayıp olur diye.
Yahu anlamıyor ki neyinden utandın:)

Birkaç gündür o kadar tatsız ve suratsızdım ki ilaç gibi geldi valla.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/19/2007 23:40:14
Mesaj:

İşte tekrar Karadenizdeyim.
İlk defa karlar altında buldum buraları.
Sabah erken bembeyazdı.
Öğleden sonra şehirde kardan eser kalmadı. Dağlarda günlerce kalır eminim.
İyileşirsem çıkar dolaşırım diye umut ediyorum.
Zor ihtimal gibi görünüyor ya, dur bakalım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/27/2007 22:31:59
Mesaj:

Unut yapma dedi çıkarken.
Hı?
Ne yapmiyim?
Mektubu dedi.
Unut yapma.

Unut yapma= unutma


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/02/2008 22:25:45
Mesaj:

Spora gidecem bari çıkmadan bir portakal yiyeyim dedim.
Kabuğunu elma gibi soydum.
Bak şimdi o kabuğu başının üstünden arkana atacaksın, yere düşen kabukta evleneceğin kişinin baş harfi yazacak dedi Altuğ.
Aaa hiç duymamıştım böyle bir şeyi, eğlence olsun diye hadi yapayım dedim.
Allahtan mesai bitmiş binada bizden başka kimse kalmamıştı.
Portakalın kabuğunu başımın üstünden odanın ortasına fırlattım.
Altuğla birlikte üzerine eğilip baktık.
Yalnız bu arada gülmekten konuşamıyoruz.
O ö dedi ben g dedim.
Sonra birlikte g olduğuna karar verdik.
Gay olmasın dedim, saçmalama o bir isim değil dedi bir yandan da allah korusun diyor.
Neyse şimdi g harfi ile başlayan kısmetimi bekliyorum.
Gelirse biz daha önce siz yerdeyken tanışmıştık diyecez.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/04/2008 20:43:46
Mesaj:

Çok üşüyorum, öyle böyle değil.
Lahana gibi derler ya, öyle giyiniyorum.
Kazak üzerine polar, onun da üzerine kaban, manto falan. Şapka, atkı, eldiven üçlüsünü yanımdan ayırmıyorum bile.
Dün tam üç tane çorap giydim.
Amele olarak sokaklarda çalışmıyorsun di mi dedi Semişko.
Üşüyorum yavrucum dedim ayıp mı alla alla.
Odamız küçük, kalorifer de gayet iyi yanıyor ama ben yine de elektrikli radyatörü çalıştırıyorum.
Evdeki su su torbası delindi, pet şişelere sıcak su doldurup yanıma alıyorum.
Ne olacak benim bu halim?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/09/2008 23:54:12
Mesaj:

Resmi tatilimizdi bugün. Dün aranızda anlaşın biriniz gelsin dedi patron ve gitti.
Sevgili asistanıma söyleyince soruyor musun dedi gerçekten.
Aşkolsun o nasıl söz öyle dedim gülerek.
İşin varsa valla gelirim bak çekinme söyle.
Yok yok tamam sana iyi dinlenmeler dedi, böylece anlaştık.
Hafta içi evde olmak ne güzelmiş.
Yine sabahın köründe uyandım ama evden çıkma stresi olmayınca rahatladım.
Çiğdemle tam tembellik yaptık.
Bir yandan abur cubur yiyip içip bir yandan dergi okuduk.
Arada kalkıp yemek yiyip tekrar oturduk.
Televizyonda filim seyrettik.
Eski bir diziye denk geldik. Önceki bölümleri anlattım kardeşciğime.
Akşam üstü pazara gittik.
Az paraya bir dolu şey aldık benim hayret dolu bakışlarım arasında.
Habire de bu işte bir yanlışlık var bu kadar ucuz olamaz diyorum.
Bu fiyata tek marul mu alıyorsun hanım hanımmm diyen pazarcıyı kırmadık.
Akşam yemeğine teyzeme gittik.
Sonra en yakın alışveriş merkezine gittik.
Park yeri boş sayılırdı biraz park etme çalışması yaptım.
Her zamanki gibi ay sıkıldım bu kadar yeter deyip sürdüm eve geldik.
Annem de geldi az önce.
Allah eksikliğini vermesin dedim onu görünce.

Böyle işte.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/13/2008 01:02:08
Mesaj:

Bir fotoğrafım olsun istiyorum son zamanlarda.
Hani modeller falan çektirir ya işte öyle.
Mesela uzun bir tuvalet giymişim (taktım uzun elbiselere, kesin bi düğün derneğe gitmem lazım), hafif bir rüzgar var ve elbisenin etekleri arkaya doğru uçuşuyor.
Bir merdivene dayanmışım mesela.
Başımı da hafifçe yana eğmiş (profilim berbattır, bişiler yapmak lazım)manalı manalı bakmaktayım.
Ve fakat bunun için gülmemem gerekiyor sanırım.
İyi de ben gülmeden duramam ki fotoğraf çektirirken.
O elbise de manalı bakışlar da bi işe yaramaz o sırıtan yüzümle.
Olmadı.
Gitti güzelim hayalim.

Neyse.
Ben önce şu vesikalık foto işini halledeyim.


Yazan: memet
Cevap tarihi: 01/13/2008 19:09:02
Mesaj:

Ben kendime ait olan sitemde kullanmak için bir fotoğraf çektirmiştim.(domain var, server var herşeyi var)
"Artist işi bi fotoğraf olsun" dedim.
Beni şöyle yana doğru yasladı "yüzünü bu tarafa çevir" falan dedi. Sonra "gülümse deyince", o zor oldu işte. Ama çekti sonunda.
Zamanla siteyi tamamlayacağım. Kararlıyım.


Yazan: memet
Cevap tarihi: 01/13/2008 19:09:52
Mesaj:

Ben kendime ait olan sitemde kullanmak için bir fotoğraf çektirmiştim.(domain var, server var herşeyi var)
"Artist işi bi fotoğraf olsun" dedim.
Beni şöyle yana doğru yasladı "yüzünü bu tarafa çevir" falan dedi. Sonra "gülümse deyince", o zor oldu işte. Ama çekti sonunda.
Zamanla siteyi tamamlayacağım. Kararlıyım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/13/2008 20:16:21
Mesaj:

Domain, server merver çocuk oyuncağı benim için;)
İşin zor kısmı fotoğraf.


Yazan: memet
Cevap tarihi: 01/13/2008 21:07:31
Mesaj:

Çok kolay. Adını hep unuttuğum fotoğrafçıya, başka adla seslendim. o halletti işi. Gül, yeterli. Hatta fotoşopla elbiseyi bile değiştirir.

Ersin miydi acaba?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/13/2008 23:44:43
Mesaj:

Eskiden Kızılay'da bir fotoğrafçı dolaşırdı. Özellikle de Konur ve Karanfil sokak civarlarında.
Her önüne gelene "çok fotojeniksiniz" derdi.
Adamın işi oydu anladığım kadarıyla.
Yani fotoğraf çekmek.
Ve fakat birilerinin de ona hadi fotoğrafımızı çek dediğine rastlamadım.
Muhakkak para kazanıyordu ki bu işi yapıyordu.
Yani inşallah öyleydi.
Gerçi artık görmüyorum adamı.
Belki de çok para kazandı da bir stüdyo falan açtı.
Çok hayalperestim di mi?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/18/2008 13:44:31
Mesaj:

Hayat bir gündür, o da bugündür.

Kırmızı Ev müzikalinden.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/19/2008 23:21:56
Mesaj:

Beş yıldır birlikte çalışıyoruz.
En yoğun, en sıkıntılı yıllar bunlar.
Sabahlara kadar çalıştığımız, neredeyse iki haftada bir seyahatlerimiz oldu.
Bazı zamanlar ailelerimizi birbirimizi gördüğümüzden daha az gördük.
Yaşça benden çok büyük olmamasına rağmen hep kardeşi ya da kızı gibi gördü beni.
İyi günümde, kötü günümde yanımda oldu.
Arabamı birlikte aldık.
İlk o kullandı, test etti, ustasına götürüp kontrol ettirdi.
Benim için pazarlık bile yaptı.
Eşinin yaptığı gözlemeleri taşıdı bize.
Ben seviyorum diye ıspanaklı yaptırırdı hep.

Şimdi çok hasta.
Birkaç aydır midem rahat bırakmıyor beni diyordu.
Kontroller, tetkikler derken, kötü haber.
Ve çok çabuk ulaştı elçiliğe.
Tadımız tuzumuz kaçtı. Patronun ağzını bıçak açmıyor.
Söylemedik dedi oğlu ama anlamış tabii.
Çok gecikilmiş demiş doktor.

Bugün ziyaret ettim evinde.
Oh dedim bulmuşsun rahat yatağı, etrafında dönenleri yatıyosun, kalk bakiim.
Güldü, yok valla aklım sizde dedi.
Bizim de aklımız sende, çabuk iyi ol dedim.

Bal gibi biliyorum çabuk değil hiç iyi olamayacağını.
Kötümser değilim ama bu kadar geç kalınmışsa yapılacak ne olabilir ki?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/22/2008 23:14:00
Mesaj:

Ne yapacağımızı bilmiyordum topla.
Herhalde atıp tutacaz o esnada da vucudumuz esneyecek falan diyordum cahilce.
E be kızım, her bir haltı internetten bakıp öğreniyorsun da başlamadan önce bunu da araştırsaydın ya diyebilirsiniz.
Haklısınız da valla.
Bildiğimiz plastik top. Biraz büyükçe gerçi.
O nedenle kontrolü zor.
Bacaklarınızın arasında (bilekle dizin arasında) tutacaksınız, aynı zamanda ayaklarınızı yukarı kaldıracaksınız ve hatta bir sonraki harekette ayaklarınızı başınızın üzerinden geriye atacaksınız.

Bir başka harekette de topun üzerine oturuyorsunuz, topu yavaş yavaş sırtınızdan kaydırırken vucudunuzu geriye bırakıyorsunuz.
Top tam bel boşluğunuza geldiğinde duruyorsunuz ve ayaklarınızı ileriye, kollarınızı başınızın üstünden geriye atıyorsunuz ve öylece kalıyorsunuz.
E tabii anlattığım kadar kolay yapılmıyor, ama müthiş rahatlatıcı bir hareket.

Sen şimdi bütün bunları yaptın mı diyecek olursanız, cevap veriyorum evet yaptım.
Ve fakat her tarafım ağrıyor dünden beri.
Acaba zoru başarıp topun üzerinden düştüğümden olmasın?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/26/2008 01:35:22
Mesaj:

Şubatın ilk haftası yine İstanbul seyahati var.
Kesin yine arabayla gidecez.
Bu karda kışta valla hiç canım istemiyor.
Zaten Ali bey de hasta.
Başka şöför istemem.
Şımarıklık etmiyorum, hepsi iyi çocuklardır ama onun kullandığı arabada sanki evdeymiş gibi rahat edersiniz.
Öyle iyi kullanır, öyle güven verir size.
Hastalığı ilerlemiş ayrıca.
Off ya sinir olmuş durumdayım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/30/2008 12:35:24
Mesaj:

Kaza üstüne kaza haberi okuyorum Bolu dağında.
Bu havada arabayla gidilir mi İstanbul'a ya!


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/11/2008 22:03:11
Mesaj:

Kazasız belasız gittik geldik.
Bolu inanılmaz sisliydi.
Beyaz bir bulutun içinde önünü bile göremeden ilerlemek berbat bir duygu.
Patron yanımda habire anlatıyor, ben bir yandan dualar okuyorum bir yandan da ya evet, haklısınız, hı hı gibi kısa cevaplar veriyorum.
Şöförümüz yol çizgilerini ortalamış şekilde gitti sürekli.
Siste böyle gidilirmiş, hiç duymamıştım ama tartışacak durumda değildim.

İnanılmaz güzel bir hava karşıladı bizi İstanbul'da. Ankara'nın o ayazından sonra çok hoşumuza gitti.
Bir de odama gönderilen bir şişe şarap hoşuma gitti:)
Ülen kim nerden bilir benim buraya geldiğimi, hem ayrıca hayatımda bu jesti yapacak kim var diye düşünürken birden uyandım.
Altuğ'dan başkası olamaz dedim ve aradım.
Tabii ki o.
Ah benim kibar asistanım.

Genel olarak iyi geçti sempozyum.
Oldukça kalabalık heyeti nasıl toparlıyacam diye kara kara düşünüyordum.
Fazla karartmaya gerek yokmuş.
Bir seyahat ve organizasyon firmasıyla anlaşmışlar tee Bağdat'tan.
Firma elemanları sağolsunlar canla başla çalıştılar ve benim yükümün nerdeyse tamamını aldılar.
Bu da çok hoşuma gitti tabii ki:)

Şu insanoğlu konfora ve rahatlığa ne çabul alışıyor yahu.
Mesela ben bu seyahat sonrası, emekli olup bir otelde yaşamaya karar verdim:)
Gerçi emekli maaşım ancak uçak biletine yeter ama olsun, hayali bile güzel:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/12/2008 15:58:59
Mesaj:

Bilgisayarım bozuldu bugün.
Daha doğrusu power supplier (Türkçe ne deniyor bu cihaza bilmiyorum) açılmadı.
Birkaç kez fişlerini takıp çıkardım ama işe yaramadı.
Fişleri takıp çıkardım ama ben hala öküzüm dedim:)
Neyse çağırdık servisi geldiler.
Gelen adamı elektrik çarptı.
Şimdi yazınca birşey ifade etmiyor gibi ama ben şoktan zor kurtuldum.
Çaatttt diye bir sesle birlikte adamcağız yerinden zıpladı.
Hani derler ya verilmiş sadakamız varmış, aynen öyle bir durumdu.
İyi ki siz fazla kurcalamamışsınız dedi bana, yok ben bi öküzlük yaptım dedim içimden.

Alıp götürdüler tabii.
Korktukları arıza oluşmamış yarına getirecekler.

Böyle işte.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 02/15/2008 00:17:44
Mesaj:

BEKLE BENİ

Bekle beni, döneceğim ben.

Çok çok, bıkmadan bekle!
Sarı yağmurların
Hüznü basınca,
Kar kasıp kavururken,
Kızgın sıcaklarda - bekle.
Uzak yerlerden mektuplar kesilince
Bekle beni.
Birlikte bekleyenlerin beklemekten
Usandığına bakma, bekle.
Bekle beni, döneceğim.
Unutmak zamanı geldiğini
Ezbere bilenleri
Hayırla anma!
Varsın oğlum, anam
Hayatta olmadığıma inansın,
Dostlarım beklemekten usansın,
Ocak başında toplanıp
Acı şarapla
Yadetsinler beni.
Sen bekle. Onlarla birlikte
İçmekte acele etme. Bekle beni; döneceğim,
Bütün ölümleri çatlatmak için döneceğim!
"Şansı varmış..." desinler,
Beklemedikleri için,
Beni bekleyerek
Düşman ateşinden nasıl
Koruduğunu anlayamazlar.
Sağ kalışımın sırrını yalnız
Senle ben bileceğiz-
Bütün sır senin, Başkalarının bilmediği gibi beklemeyi bilmende.

Konstantin Mihavloviç Simonov
****************************************************************

Bizim oralarda komşunun tabağı boş geri çevrilmez efenim.

Kendim için beğenmiştim ama size de yakışır sanırım, seve seve içselleştiriniz inşallah. :)

Böyleyken böyle...

Yazan - Heves - 15/02/2008 00:18:46


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/15/2008 00:22:24
Mesaj:

Çok mersi:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/15/2008 11:14:04
Mesaj:

Dün gece bir karar aldım.
Artık kimsenin davranışlarından, konuşmalarından ve de yazdıklarından harhangi bir çıkarımda bulunmayacağım.
Çıkarsam bile düşüncelerimi dillendirmeyeceğim.
Bana hissettirdiği ne olursa olsun çenemi tutup (umarım başarırım) tek laf etmeyeceğim.

Yeter ama, vallahi bıkmış durumdayım.
Yok sen beni yanlış anladın, yok o cümleden böyle bir sonuç mu çıkar vıdı vıdı.
Yahu bende böyle bir şey uyandırmışsa (yanlış veya doğruluğunu tartışmıyorum) ve ben bunu belirtiyorsam hata mı ediyorum?
Ha yanlış bir sonuca ulaşmışsam o senin sorunun benim değil.
Demek yeterince ifade edememişsin kendini.

Neyse.
Böyle işte.
Sinir yaptım şu güzel günde.


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 02/15/2008 12:17:43
Mesaj:

alıntı:
Artık kimsenin davranışlarından, konuşmalarından ve de yazdıklarından harhangi bir çıkarımda bulunmayacağım.

imkansızı istemişsin:)


Yazan: ra
Cevap tarihi: 02/15/2008 12:25:40
Mesaj:

...
sana bir sır vereceğim;
hayat (ve her "şey") bir köpek gibidir
ya korkarsın köpekten
ya da oynamayı bilirsin onunla
bunun ortası yok
unutma.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/15/2008 12:26:30
Mesaj:

alıntı:

Çıkarsam bile düşüncelerimi dillendirmeyeceğim.


Açık kapı bırakmışım:)


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 02/15/2008 12:43:30
Mesaj:

kapalı bence o kapı:P


Yazan: perima
Cevap tarihi: 02/15/2008 12:51:18
Mesaj:

alıntı:

ya korkarsın köpekten
ya da oynamayı bilirsin onunla
bunun ortası yok

doktor hayat sirlarinda "hissizlik, umursamamazlik, ifadesizlik vb vb" ifadesiz kaliyor sanirim


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/15/2008 12:54:11
Mesaj:

Hadi ya!
Dur bi bakiim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/15/2008 13:01:16
Mesaj:

Arada perimanın mesajı olunca benim kapı cidden kapalı gibi oldu:)


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 02/15/2008 13:01:42
Mesaj:

alıntı:
doktor hayat sirlarinda "hissizlik, umursamamazlik, ifadesizlik vb vb" ifadesiz kaliyor sanirim

belki onlar "korku"nun içini dolduruyordur.


Yazan: perima
Cevap tarihi: 02/15/2008 13:13:20
Mesaj:

belki..
ama yine de
aldiris etmedigim birsey korkutmaz beni
aldiris etmedigim birsey oyuncagim da olmaz..


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 02/15/2008 13:21:24
Mesaj:

köpek, kaygı nesnesi.

teoriye göre, kaygı nesnesine ya yaklaşıyorsun(sevsin beni de zarar görmeyeyim), ya uzaklaşıyor/kaçınıyorsun(aman bana bulaşmasın da zarar görmeyeyim), ya da saldırıyorsun(dur o dövmeden ben döveyim de zarar görmeyeyim).

aldırış etmemek ikinci şıkka giriyor sanki.


Yazan: perima
Cevap tarihi: 02/15/2008 13:31:19
Mesaj:

alıntı:
köpek, kaygı nesnesi.

bu durumda haklisin aldiris etmemek hissizlik umursamamak korkunun icini dolduruyordur..

o zaman ben de suna takarim

alıntı:
hayat (ve her "şey") bir köpek gibidir

insani kaygidan öldürürsün be doktor


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/16/2008 21:12:19
Mesaj:

Ben küçük köpeklerden korkuyorum.
Zıp zıp zıplıyor çoğu ve ani hareketleri var.
Ne yapacakları belli olmuyor.

Yukarıdaki ilk cümlede geçen köpek gerçek anlamıyla ifade edilmiştir.
Yani hayvan olan ve havlayan:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/18/2008 00:46:30
Mesaj:

Kanepeme kurulmuş, önce gazeteleri okuyup sonra kitabıma geçmişken, orta şekerli kahvemi içip çayın demlenmesini beklerken, iki cihan biraraya gelse kimse beni yerimden kaldıramaz diyordum.
Ama ben ne yaptım; bu karda kışta, fırtınada ayazda yola çıktım bugün.

Kesin iptal edilir düşüncesiyle yayılmıştım, yoksa sahneye çıkacaklarını biliyordum önceden.
Hatta ben gelmiyim yaş ortalamanızı yükseltirim diye kapris bile yapmıştım.
Ama gittim.
İyi ki gitmişim.
Benim için çok değerli üç beş kişiden biri olan bu genç adamı ilk sahnesinde yalnız bırakmadığım için çok mutluyum.
Müzikle ilgilendiğini hatta birkaç arkadaşıyla biraraya gelip bir grup kurduklarını biliyordum ama bu derece iyi bir performans beklemiyordum açıkçası.
Böyle berbat bir havada (kar hala devam etmekte, hem de tipi şeklinde) seyirci sayısının az olması çok normaldi.
Ama onlar seyiciden çok kendileriyle ilgilendiler ve çıkıp aslanlar gibi şarkılarını söylediler:)
Pırıl pırıl dört genç.
Red hot chili gibi olursunuz inşallah:)

İşte gurup:

IsHot

IsHot, Ankara'lı Funk Rock grubu.. Gerek sound gerek performans olarak red hot chili peppers'ı kendine idol alan grup, kuruluşunun birinci yılı şerefine konserleriyle Ankara underground müzik piyasasına bomba gibi bir giriş yapmaktadır..

kadir bilginer ~ solist
can ören ~ gitar
hüseyin çetin ~ davul
berkhan ay ~ bas

http://tr.wikipedia.org/wiki/Red_Hot_Chili_Peppers

http://www.soundirect.net/ishot/


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/21/2008 13:35:37
Mesaj:

Doğum gününüze bakarlar da siz o'sunuz bu'sunuz derler ya, son numara "hangi otsunuz?".

Nasıl bir hayal kırıklığı içerisindeyim anlatamam.

*bildigimiz ot :utangac ve sevimlisiniz. tanimadiginiz insanlarla konusmayi sevmez ama arkadaslarinizla herseyi paylasabilirsiniz. arkadas seçiminde oldukça dikkatlisiniz. sevilen birisiniz. dogayi çok seversiniz öylesine bir otsunuz

Öylesine bir ot ne demek yahu?
Yerden yere vurdu beni resmen.

Neyse, öğrenmek isterseniz buyrun:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/21/2008 13:38:10
Mesaj:

Hangi 'OT'sunuz?


dogum tarihinize göre hangi otsunuz?

ocak 1 - 9 --- isirgan otu

ocak 10 - 24 --- ebemgümeci

ocak 25 - 31 ---dereotu

subat 1 - 5 --- bildigimiz ot

$ubat 6 - 14 ---Çimen

$ubat 5 - 21 --- maydanoz

$ubat 22 - 28 --- kivircik

mart 1 - 12 --- sarmasik

mart 13 - 15 ---dereotu

mart 16 - 23 ---ebemgümeci

mart 24 - 31 --- bildigimiz ot

nisan 1 - 3 --- isirgan otu

nisan 4 - 14 ---kivircik

nisan 15 - 26 ---ebemgümeci

nisan 27 - 30 --- maydanoz

mayis 1 - 13 --- sarmasik

mayis 14 - 21 ---Çimen

mayis 22 - 31 ---dereotu

haziran 1 - 3 --- ebemgümeci

haziran 4 - 14 ---maydanoz

haziran 15 - 20 --- isirgan otu

haziran 21 -24 ---sarmasik

haziran 25 - 30 --- bildigimiz ot

temmuz 1 - 9 ---ebemgümeci

temmuz 10 - 15 --- isirgan otu

temmuz 16 - 26 ---Çimen

temmuz 27 - 31 --- bildigimiz ot

agustos 1 - 15 --- sarmasik

agustos 16 - 25 ---ebemgümeci

agustos 26 - 31 --- maydanoz

eylul 1 - 14 ---Çimen

eylul 15 - 27--- bildigimiz ot

eylul 28 - 30--- isirgan otu

ekim 1 - 15 ---sarmasik

ekim 16 - 27 --- maydanoz

ekim 28 - 31 ---kivircik

kasim 1 - 16 --- dereotu

kasim 17 -30 ---bildigimiz ot

aralik 1 - 16 ---isirgan otu

aralik 17 - 25 --- sarmaşık

aralik 26 - 31 ---Çimen

isirgan otu :
cekici ve populersiniz. . kolayca arkadas edinebiliyorsunuz. . kendinden emin
tavirlarinizla grup icinde liderlige yakisiyorsunuz. eger sizin
liderliginizi kabul etmiyorlarsa uygun bir yöntemle kabul ettiriyosunuz,
yine olmazsa isiriyosunuz. ..

*bildigimiz ot :*utangac ve sevimlisiniz. tanimadiginiz insanlarla konusmayi
sevmez ama arkadaslarinizla herseyi paylasabilirsiniz. arkadas seçiminde
oldukça dikkatlisiniz. sevilen birisiniz. dogayi çok seversiniz öylesine bir
otsunuz

SARMAŞIK :* yerinde duramayan birisiniz. durmadan ona buna sarilip
duruyosunuz cok arkadasiniz var ve sosyal yasaminiz cok renkli. dedikoduyu
biraz seviyorsunuz. sizi taniyan sizin gibi biri daha olmadigini dusünüyor.
dikkat cekmeyi cok seviyorsunuz.
*
*kivircik : *esrarengiz birisiniz. ne zaman nasil davranacaginiz pek belli
olmuyor. bazen herseye salata oluyosunuz. cogu seyden ilk sizin haberiniz
oluyor bu yuzden cok ilgi görüyorsunuz.

*ebemgümeci:* sessiz sakin ama cok zekisiniz. dost canlisi, sevilmeyi
bekleyen tavirlariniz ilgi cekiyor. her yerde olmayan insan sagligina
yararli bir kisilige sahipsiniz kucuk bir arkadas grubu size yetiyor. fazla
populer olmasaniz da yakinlarinin el ustunde tuttugu birisiniz

*dereotu:* siz lider olmak icin dogmussunuz. ama yapacak bisey yok bazi
organizasyonlarda sadece degisik tad birakiyorsunuz o kadar. sözünü
dinleten, dedigini yaptiran birisiniz. kararli tavirlariniz cevrenizdekileri
etkiliyor. insanlarin arkadas olmak isteyebilicegi birisiniz.

*maydanoz : *uyumlu, herseye maydanoz olmak burdan gelir sicakkanli
birisiniz. size nasil davranilmasini istiyorsaniz siz de herkese oyle
davraniyorsunuz. sadik ve dürüstsünüz, yapmacik insanlara ve dedikoduya
karsisiniz.

*Çimen: *cok hassas ve narinsiniz. (çimlere basmayin ) kolay asik
oluyorsunuz. ne cok utangac ne cok giriskensiniz. arkadas grubunuzda
kirilmamasi icin kollanan birisiniz


Yazan: perima
Cevap tarihi: 02/21/2008 14:26:15
Mesaj:

kuzukulagi semiz otu ve lahanayi merak ettim simdi..
ebegümeci olmak isime geldi
sarmasiklar ve isirgan otlari korkutur adami, uzak durmali
ve bir cin atasozu derki en iyi ot "bildigimiz ottur" ondan sasma..


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/21/2008 14:45:08
Mesaj:

Yüreğime su serptin:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 02/21/2008 14:49:09
Mesaj:

Yüreğinize mi köklerinize mi :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/21/2008 14:51:50
Mesaj:

Köklerime yürekten bağlıyım ben:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/23/2008 22:53:35
Mesaj:

Programın adı dest-i izdivac.
Evlenmek isteyip başarılı olamayanları evlendiriyor.
Daha doğrusu tanıştırıyor.
Mesela şu anda Hamza amca var evlenmek isteyen.
68 yaşında.
Altı tane çocuğu var. Hepsi evlenmiş, yuvadan uçmuş.
Evlenmek istiyor.
Şartları var tabii.
Evleneceği kadın kesinlikle çocuksuz olacak.
Aksi gibi gelen bayan adayların hepsinin de çocuğu var.
Hamza amca kendinden emin bir şekilde reddediyor.
Sadece telefonla programa bağlanan bir bayanın çocuğu yok.
E gelin bi görüşelim diyor.
Sunucu bayan da "ya evet bilmem ne hanımın sesi pek güzel geliyor, olacak gibi bu iş, gelsin di mi" gibi çok mantıklı beyanda bulunuyor.
Sonra ne oluyor bilmiyorum.

Ya ben çok hastayım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/26/2008 22:24:38
Mesaj:

Bu nasıl bir hastalıktır anlamadım.
Yatırdı beni 3 gün. Ateşler, ağrılar içinde yattım.
Söylemesi ayıp kaz tüyü yastığım taş oldu başımın altında.
İşe bile gidemedim, düşünün artık.
Neyse bugün nispeten iyiyim, en azından artık yatmıyorum, görevimin başına döndüm.

Hastalığım süresince bana yakından ilgilerini esirgemeyen annem ve teyzeme teşekkürlerimi bir borç bilirim:)

Bu üç gün iki şeye vesile oldu.
Birincisi televizyondaki şu dest-i izdivac programıyla tanıştım.
Burun kıvırmayın, vallahi komedi dizileri, programları haltetmiş bu programın yanında.
Hamza amcadan sözetmiştim ya geçen gün.
Bugün yine rastladım. Hala adayları eliyor.
Hikayesini anlatacam birazdan.

İkinci önemli husus da, mahallenin sağlık ocağındaki meşhur doktorla tanıştım.
Nasıl nam salmış inanamazsınız.
Yıllardır bizimkiler de söyleyip duruyor, öyle iyi, böyle bilgili diye.
Hastaneye gidelim, doktora görünelim diye başımın etini yiyen annemi kırmıyayım hem de şu meşhur doktorla tanışayım diye, mahalleden dışarı adımımı atmam sağlık ocağına giderim dedim ve gittim.
İlginç bir uygulama var girişte.
Hastanelerde var zaten de sağlık ocağında görünce şaşırdım.
Muayene olmak istediğin doktoru seçebiliyorsun.
Aman ne güzel deyip bizimkinin adını verdim.
Elime bir kağıt bir de bir kart tutuşturdular.
Bi karta bir görevliye bakıyorum bu ne diye.
Küçük bir zarf ebadında, sarı lacivert renklerde, üzerinde fenerbahçenin logosu olan kalın baskılı bir kart.
Ha tabii yine sarı lacivert renklerle ve iri puntolarla bizim doktorun adı ve bir numara yazıyor.
Sıra numarası yani.
Doktorun fanatikliği mi yokya fenerbahçe cumhuriyetinin kolunun uzunluğu mu anlayamadım.
E ben de o cumhuriyettenim diye hoşuma gitti ama, kapının önünde bekleyen herkes mi fenerli allah aşkına?
Diğer doktorların kapısında 2-3 kişi varken, bana verilen kartın üzerinde 50 yazıyordu.
Düşünün artık.
Numarası neymiş, neden bütün mahalle ona tapınıyormuş anlayamadım.
Çünkü sesim çıkmıyordu.
Sorduklarına bile kaş göz hareketleriyle cevap verdim nerdeyse.
Ama iyi doktormuş, verdiği ilaçlar iyi geldi;)
Xanax vermedi bu arada:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/26/2008 23:03:59
Mesaj:

Bugün tam da Hamza amcanın istediği özelliklerde bir bayan geldi programa.
Daha karavan açılmadan bu iş olmaz diye bir kuruntu çöktü içime.
Amcamız pek neşeli, pek hoş sohbet, bu kadını beğenmez dedim kendi kendime.
Bu arada kadıncağız anlatıyor işte.
Çocuğu yokmuş, hiç evlenmemiş, emekli olmasına 3 yıl varmış falan filan.
Herkes ay ne işte güzel budur derken, sunucu bayan hadi karavanı açalım derken gelin adayımız son cümlesini kurdu.
85 yaşında tonton bir annem var ona bakıyorum dedi ve savunmaya geçti nerdeyse.
Hıh işte ben demiştim, Hamza amca istemeyecek bunu dedim.
Ha bu arada amcamız Fransa'da yaşıyormuş, memlekete de yılda 2-3 defa geliyormuş.
Amcam şöyle bir iç geçirdi tonton anne lafını duyunca ama, sunucu zıpladı, hadi açalım da aranızda konuşun bu meseleyi dedi.
Neyse bunlar yüzyüze geldiler.
Ve fakat gelin adayı susmaz, amcam müsadenizle birkaç şey soracam diyor bizimki habire kısmetse olur diyor.
Neyse, sonunda sunucunun da yardımıyla kadıncağız sustu.
Hamza amca diyor ki, bakın diyelim ki biz evlendik, ben sizi alıp Fransa'ya gitmek isterim, anneniz ne olacak?
E sizin burda eviniz yok mu diyor beriki, ya orda ya da benim evimde biz annemle yaşamaya devam ederiz, siz yılda 2-3 defa gelince ben sizin eşinizim.
Stüdyodan bir tek "oha" sesi yükselmedi.
Ben kibarlık edip yuh dedim sadece.
Hamza amca benden de kibar davranıp böyle bir şey olamayacağını anlatmaya çalıştı.
Bu arada o çıtı pıtı muhtemelen 34 beden sunucu kızımıza bir haller oldu ve bakın bilmem ne hanım dedi, bu söyledikleriniz size mantıklı geliyor mu allah aşkına?
Siz bugüne kadar evlenmemişsiniz, bence bundan sonra da evlenmeyin, şimdi bir reklam arası, sonra yine burdayızzzzzzzz diye bağırdı ve reklamlar başladı.

Güzeldi ya öyle demeyin.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 02/26/2008 23:41:10
Mesaj:

alıntı:
Xanax vermedi bu arada:)

Bi xanax'ınız bile yok. Ben şahsen çok ayıpladım bu durumu çok.

Ayol sizinki de hastalık mı yani şekerim, hıh!


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/27/2008 09:28:44
Mesaj:

İyi bişi değil o.
Antidepresanlar depresyon sebebiymiş şekerim.
Bak tıp dünyası işi gücü bırakmış bu konuyu konuşuyormuş.
Buyrunuz tazecik haber.

http://www.ntvmsnbc.com/news/437072.asp


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/04/2008 13:49:01
Mesaj:

Birkaç gündür pek sakiniz.
Fırtına öncesi sessizlik bu dedim yaklaşık yarım saat önce.
Keşke demeseydim.
Esinti başladı bile.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/06/2008 22:56:31
Mesaj:

Gelsin, gelmesin, davet edildi, ha bugün ha bu ay derken cumhurbaşkanı geliyor.
İki gündür koşturmaktan tabanlarım ağrıyor.
Hazırlığı böyle geçti, gelince ne halt edecem bilmem.
Hayırlısı olsun bakalım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/09/2008 22:09:44
Mesaj:

Meğer daha öncekiler hiç bir şey değilmiş.
Heyet dediğin böyle olurmuş.
Canımız çıktı desem yeridir.
Ama kazasız belasız atlattık çok şükür.

Basın en ufak ayrıntısına kadar verdi ziyareti.
Her zaman yaptığım gibi bir de görünmeyen tarafını anlatmak isterdim ama hiç halim yok.
Yorgunluğumu atamadım henüz.
Ancak bir şeyi söylemeden geçemiyeceğim.
Birinin köşkün mutfağına girip menüyü ve aşçıları değiştirmesi gerek.
Hem de acilen.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/11/2008 22:38:36
Mesaj:

Soyadı ne dedim çıplak dedi.
İyi peki dedim ama pek de güvenemedim.
Türkçesi iyi ama yine de yanlış anlamıştır diye düşündüm nedense.
Sanki çıplak soyadı olamazmış gibi.
Neyse, bugün Altuğa yazdırıyorum yazıyı. Adamın soyadı çıplakmış dedi.
Ay inşallah çıplaktır dedim ben de.
Nası yani deyip kahkahayı bastı.
Ben de gülmeye başladım ama bir yandan da ya ne fesatsın diyorum.
Aa dedi inşallah çıplaktır diyen sen ben mi fesat oluyorum.
Gülme krizimizin arasında anlatmaya çabaladım epeyce.
Çoktan anlamıştı tabii ne demek istediğimi:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/19/2008 14:15:48
Mesaj:

Tam dört gün tatil ilan edildi az önce iş yerinde.
Yaşasın deyip zıpladık.
Şimdi de nereye kaçsak planları yapıyoruz.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/19/2008 14:16:27
Mesaj:

Ay yanlış anlaşılmasın bu tatil memleket genelinde değil, sadece bize:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/19/2008 15:18:36
Mesaj:

"Ama haksızlık bu, öyle değil mi" der ulu Kalimero.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/19/2008 15:42:07
Mesaj:

İşte hayat böyle bir şeydir heves hanımcım.

Nasıl bir şeydir diye soracak olursan, tatil rehavetine girdiğimden yanıtlayamayacağım:)

Ne kötüyüm di mi?:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/19/2008 16:33:31
Mesaj:

Ne sorcam ya, bana her gün tatil şekerim. :))) Ben sessiz çoğunluğun sesi olayım dediydim.

Tadını çıkartın. Bi de yaşasın kötülük. :))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/28/2008 22:05:17
Mesaj:

Son iki yıldır doğum günüm çok ilginç geçiyor.
Görünüşte değişik bir şey yok aslında. Format aynı, bana sürpriz yapılacak.
Ve fakat bu süprizi hazırlayan insanlar beni şaşırtıyor.
Geçen sene de bu sene de doğum günümü hatırlamayan insanlar biraraya gelip bana sürpriz yapmışlardı.
E süpriz hazırladıklarına göre hatırlamışlar diyeceksiniz.
Doğru:)
Ancak beni inandırmaları zaman aldı.
Ama valla benim bi suçum yok, hepsi bu konuda sabıkalı insanlar:)
Neyse.
Güzel bir gündü. Telefonum sürekli çaldı.
Herkesle yaş konusu açılmadan muhabbet edildi;)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/29/2008 15:42:46
Mesaj:

Ay şekerim dünyada inanmam, siz koç muydunuz?

Sahi yaş kaçtı? :))))

Yaşasın Tatile Gidemeyenlerin intikamı!!!

Yazan - delikız - 29/03/2008 15:44:10


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/30/2008 00:36:43
Mesaj:

Ay evet şekerim ben bir koç'um:)

Yoksa siz de mi?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/30/2008 00:41:43
Mesaj:

Bu arada dün pastamın üzerinde 3 ve 0 rakamları vardı.
Yavrucum dedim az olmuş bu, yok lalocan sana bu yeter, gerisini seyircinin yorumuna bırakalım dedi:)

Yorumsuz olarak aktarıyor ve bu konuyu bir yıllığına kapatıyorum:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/31/2008 13:11:49
Mesaj:

Kaç bir yıllığına. :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/31/2008 13:54:16
Mesaj:

Koç'luğum tuttu, söylemiyecem:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/31/2008 14:24:48
Mesaj:

Bu koçlar da hep gıcıktır zaten. :)

Nice yıllara... Sağlık ve huzurla...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/31/2008 14:53:40
Mesaj:

Çok teşekkür ederim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/04/2008 22:06:51
Mesaj:

Uzun zamandan sonra dün gece bir konsere gittim.
CSO'nun konseri.
Kulaklarımın pası silindi resmen. İlaç gibi geldi.
İdil Biret solistti.
Orkestra şefi de Fransız Benoit Fromanger.
İdil Biret'e bir kez daha hayran oldum. Nasıl bir yetenektir anlayamıyorum.
Biret Schumann seslendirdi.
Üç defa geri çağırdık ve Bach'dan örnekler dinledik.

Orkestra şefine ise aşık oldum:)
Vucut diliyle yönetti adeta orkestrayı.
Arkadaşlarla şuna kanaat getirdik ki, kadınlar venüsten erkekler Paristen:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/07/2008 15:33:27
Mesaj:

Parfümler de Paris'ten.
Yeni parfümüm belli oldu az önce.
Love in Paris.
Allahım yarabbim bu ne güzel bir kokudur.

Meraklısına not: Love in Paris/ Nina Ricci


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/07/2008 15:51:01
Mesaj:

İyi de ne gibi kokuyo?

Baharatlıysa kalsın.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/08/2008 15:21:58
Mesaj:

Aslında baharatlı, ama biraz da çiçek gibi kokuyor.
Bir de nostaljik bir yanı var ki anlatılmaz.
Ne biliyim, öyle bir şey işte:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/10/2008 11:42:41
Mesaj:

Tarih tutamıyorum aklımda.
Benim için önem arzeden olayların hangi tarihte gerçekleştiğini bir türlü bilemiyorum.
Arkadaşlarımın, sevdiklerimin doğumgünlerini hatırlıyorum.
Ayrıca babamın ölüm tarihini de hiç unutmuyorum.
Ama bu kadar işte.

Mesela sigarayı hangi tarihte bıraktım, sevgilimle ne zaman ayrıldık aklımda değil.
Sordukları zaman valla çok uzun zaman oldu sigarayı bırakalı diyorum.
Uzun zaman ama kaç yıl?
Hangi tarih?
Yok.

Bundan böyle bir yere yazsam mı acaba?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/10/2008 12:04:26
Mesaj:

Tarihlerle başım dertte diyorum ya.
Üç tane seyahat var ardarda.
Trabzon, Gaziantep ve (yine) Portekiz.
Yurtdışı Haziran başında ama şu Trabzon ve Gaziantep'i nasıl organize edecem diye kara kara düşünmeye başladım.

Hayırlısı bakalım.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/10/2008 12:14:33
Mesaj:

Uzaktan zevkli görünüyor. :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/10/2008 12:23:15
Mesaj:

Trabzon ayağı gerçekten çok zevkli.
"Halacımmmm" deyip boynuma sarılan iki tane dünya güzeli var orada:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/10/2008 13:43:06
Mesaj:

uyy uşak, tirabizonli misuniz da? :))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/10/2008 13:50:12
Mesaj:

Allah korusun diyecem kavga çıkacak:)

Artvin bizim memleket.
Kuzucuklar görev icabı oradalar:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/10/2008 16:58:46
Mesaj:

haçan ben de değilüm. :))))

laz misun gürcü mü? :))))

bitmez...

takılıyorum yahu


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/10/2008 22:53:30
Mesaj:

Bu arada seyahat planımı gözden geçirdim.
Trabzon'dan gelecem bir gün sonra Gaziantep'e gidilecek.
O bir gün için patron ne der bilmiyorum.
Bir yerlere sürekli erken gitmeyi prensip edinmiş benim patronum.
Earlier is always better der durur.
Dur baklaım hayırlısı.
Daha vaktimiz var.
Var ama rezervasyon durumu da var.
Ay içime fenalık geldi.
Bir süreliğine bu konuyu da kapatıyorum:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/10/2008 22:55:11
Mesaj:

Ay söylemeyi unuttum delikız hanımcım; laz hiç değiliz ama kuvvetle muhtemel Gürcü:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/13/2008 21:05:25
Mesaj:

Gerçek dostlarımla geçirdiğim inanılmaz bir gündü bugün.
Unutulmaz anılarımız arasına yerleştirdik güzelce.
Yine çok yedik, içtik, muhabbet ettik, güldük ve hatta ağladık.
Çocukluğumuzun ve ilk gençlik yıllarımızın görüntülerini gördükçe perdede çığlık çığlığa yorum yaptık.

İnanmayacaksınız yaz tatilinin ve Ramazan bayramı tatilinin planını bile yaptık:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/20/2008 23:04:27
Mesaj:

Biz böyle planları boşuna yapıyoruz aslında.
Tanrı "plan yapıp gülmeyin beni" demiş derler ya, vallahi çok doğruymuş.
Çok şükür planlarımızı bozan bir terslik olmadı.
Ama bugün Altuğ'un kalp krizi geçirdiğini öğrenince birden dank etti kafama bir şeyler.
Hayatı çok da planlamamak gerekiyor aslında.
Bir anda tepetakla olabiliyor herşey.
Ha bir de vucudumuzdaki sinyalleri iyi değerlendirmemiz gerekiyor.
Cuma günü elini sırtına götürdü "acaba kalp krizi dedikleri böyle mi oluyor" dedi.
Ay saçmalama ne krizi, bak cam açık sen de gömlekle önündesin dedim.
Dün de hep kas ağrısı muamelesi yapmışlar evde.
Bu sabaha karşı ağrıları dayanılmaz olunca hastaneye götürmüş eşi.
Kalp krizi tabii.
Hemen anjiyo ve tıkalı damarın açılması.
Şimdi yoğun bakımda.
Durumu daha iyi.

Böyle işte.

Canım sıkkın.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/30/2008 11:22:05
Mesaj:

Asistanım iyiye ben kötüye gidiyorum:)

Salondaki kanepeden sürünerek yatağıma geçtim. Saat 23.00 civarı.
Üşüyorum, başım ağrıyor berbat durumdayım ve uykuya dalmaya çalışıyorum.
Tam uykuyla uyanıklık arasındayken cep telefonum çaldı. Gözüm yarı açık baktım tanımadığım bir numara.
Lanet deyip açmadım.
Uykuma dönmeye çalışırken yine cep ötmeye başladı. Bu defa baktım, iş yerinden biri arıyor.
Küfürler ederek yine bakmadım, çünkü niye aradığını bal gibi biliyordum.
Aradan biraz zaman geçti bu defa ev telefonu çalmaya başladı.
Annecim baktı, uyuyor dedi ama karşı taraf ısrarlı.
La havle diyerek alo dedim ama, alo yerine güzel bir küfür etmeyi çok isterdim.
Ne bir özür dileme, ne bir utanma, doğrudan konuya girip lanet heyette yer alan isimlerin değiştiğini söylüyor.
Ne yapabilirim dedim bu saatte, ve de yarı uyurken?
Yarın sabah erken gel hemen bildirelim.
Ülen geri zekalı kadın ben zaten hep senden en az yarım saat önce geliyorum demek o anda aklıma gelmedi.
Gelirim dedim ve kapattım telefonu.
Ve sonraki bir saat içerisinde kendi kendimi yedim durdum.
Niye bu insanlar böyle, hepsi mi zeka özürlü olur bari bir tanesi aklı başında olsaydı, ben niye bunca yıldır öğretemedim bunlara, hadi işi öğretemedim hiç olmazsa görgü kurallarını öğretseydim falan filan.
(Aslında öğrenebilmeleri için genleriyle oynamak gerekiyor.
Durum çok vahim yani.)
Zihnimdeki bu gürültüyle dalmışım.
Sabah duş alınca kendime geldim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/08/2008 13:09:23
Mesaj:

Sürekli böyle oluyor artık.
Ben her heyet arkasından hasta oluyorum.
Bedenim kaldırmıyor demek bu kadar yorgunluğu.
Hele son cumhurbaşkanı yardımcısı ziyareti bir felaketti.
Araya bir de annemin seyahati girdi.
Ve aynı güne denk geldi gidişleri.
Ne curcunaydı ama.
Alanda annemin yanında olmam gerekiyor çünkü biletini ben almışım kredi kartımla.
E göndereyim dedim kartımı, kimliğimi annecimle dedim, nayır nolamaz dediler.
Ama inanın check in sırasında benim yüzüme bile bakmadılar.
Zaten dağılmıştı yüzüm iyi oldu bakmadıkları.
Heyet başbakanlığa götürülecek saat altıda. Annemi evden en geç altıbuçuk gibi almam lazım.
Bu arada kuzenim arıyor sen ayarlayamazsan ben gelip alayım anne hanımı.
Yahu sen alsan ne fayda benim bulunmam gerek.
Neyse milyon tane telefon görüşmesinden sonra durumu düzelttim.
Onlar başbakanla görüşürken ben aldım şöförlerden birini doğru eve.
Israr etmeyin görüşmenizde olamıyacam dedim;)
Annem aşağıda bekliyor canım benim.
Saat yediyi biraz geçe vardık alana. Uçak sekizbuçukta.
İyi vaktinde geldik deyip biraz nefes alabildim.
Ha bu arada sürekli heyete eşlik edenlerle temas halindeyim, çünkü görüşme erken biterse sekiz uçağına bitmezse dokuz uçağına binecekler.
Saat yedi olduğunda hala devam ediyordu ve ben iyice rahatladım,
Bu arada annemi alanda çekiştirmekten helak oldum çünkü ayakkabıları buz üstündeymiş gibi kayıyordu:)
Neyse kontrolden geçirip kapısına kadar uğurladım.
İlk defa tek başına biniyor diye de içim içimi yedi.
İlk uğurlama işlemi bittikten hemen sonra şöförle birlikte arabaya gittik..
Bu arada hatırladığım ayakabbılarımı elime aldığım ve salına salına yürüdüğüm oldu.
Şeref salonuna geldiğimde daha bizimkiler ulaşmamıştı.
Bosna dışişleri bakanı vardı. E gelmişken onu da uğurlarım nolmuş yani dedim.
Alışkınım zaten.
Ancak oturup elime bir çay tutuşturduklarında dokunsan ağlayacak hale gelmiştim.
Gözlerim dolmuş farkında olmadan.
Noldu dediler, ay dedim bosnalı gidiyor bizimki gidiyor, annem zaten gitti duygulandım işte.
Neyse az sonra bizim heyet geldi.
Bu arada thy yetkilisinden uçağın rötar yaptığını öğrendim.
Bu kabus gibi gün bitsin istiyorum ya sinir oldum tabii.
Yarım saat daha bekledikten sonra gönderdik heyetimizi.
Sabah altıda başlayan koşturmamız gece onbuçuk gibi bitmişti.

İmdat demek istiyorum.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/11/2008 01:24:55
Mesaj:

Dün bir aşağı bir yukarı koşuşturmaktan tabanlarım şişmiş, başım kazan gibi olmuş, üç beş kişiyi haşlamış bir haldeyken bir arkadaş aradı.
Moralim kötü, işe gitmedim, senin çıkışına görüşelim.
Benim moralim muhteşem ya, olur tabii dedim ama başka bir arkadaşa söz verdiğimi hatırladım sonra.
Onu iptal edip bu tarafa tamam dedim.
Ne kadar hızlısın dedi bana.
İyi bişi dediğini kabul edip teşekkür ettim.

Arjantin caddesinin sonunda bir restaurant var.
Yeşil vadi.
Bizim eski bina ile sınır komşusu.
Bunca yıldır sanırım bir defa gitmişim.
Öyle ilgiliyim yani.

Oturduğum zaman rüyadayım sandım. O kargadaşan, gürültüden, işin arasından nasıl sıyrılıp geldiğime inanamadım bir türlü.
Bahçe muhteşem, fıskıyeli bir havuz var orta yerde, ayrıca sanki yayladasınız da yukarılardan bir yerlerden sular akıyor gibi düzenleme yapmışlar.
O caddedeki en alaturka restaurant olduğuna eminim.
Eski zamanlardan kalmış çay bahçeleri gibi.
Ağaçlardan masanın üzerine düşmüş yaprak ve çiçeklere bakınırken garson geldi; geleceğinizi öğrendik masayı çiçeklerle bezedik dedi.
Gülüştük tatlı tatlı.
Güneşi arkamıza alıp, semaverde çay ısmarladık.
Ve başladık konuşmaya.
İki saat geçmiş farkında olmadan.
Oğlunun yuvada gösterisi olmasa devam edecektik.

Hayat acımasızca akıp gidiyor.

Arada durup nefes almak gerek.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/16/2008 14:28:19
Mesaj:

Ben gerçekten tek başıma kalmak istiyorum.
Hiç kimseyi tanımadığım, hiç kimsenin de beni tanımadığı bir yere gitmek istiyorum.
Telefon, televizyon, internet hiç olmasın zaten.
Konuşacak bir Allahın kulu bile olmasa daha da iyi olur.
Ben artık kimseyi duymak istemiyorum.
Ayrıca kimseyle konuşmak da istemiyorum.

Bitsin istiyorum.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 05/17/2008 23:20:40
Mesaj:

heyyy
giselllll


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/28/2008 10:50:33
Mesaj:

Neee:)

Çok kötümüymüşüm yahu.
Normale döndüm sayılır:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 05/28/2008 12:25:12
Mesaj:

cık cık
bi daha olmasın!


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/09/2008 11:15:02
Mesaj:

Adam sabah 6'da gelecek bize 4 dediler, ertesi gün gece 11'de dönecek bize sabah 11 dediler.
Patrondan azarı işiten biz olduk.
Neymiş, double check yapacakmışız.
Oldu tabii.
La havle deyip aradım bize yanlış bilgi verenleri kibarca uyardım.
Ancak şeytan dedi ki verdiğiniz bilgilere göre formu hazırladık, gidip havaalanın alın adamı de.
Şeytana uymadığım için çok pişmanım;)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/09/2008 23:16:52
Mesaj:

Bugün bir kavgaya şahit oldum.
Arkadaşıma uğradım, balkonda yemek yiyoruz ailecek.
Aşağıdan bağrışmalar geldi. Baktık, köşede bir taksi durağı var iki taksici tartışıyorlar.
Ay aman derken kısa boylu olanı zıplamasıyla uzun boylu olana bir kafa attı ve kıyamet koptu.
Araya arkadaşları girdi ama kafa yiyeni iki kişi zor tutuyor.
Bir beş dakka yapmayın etmeyinle geçti, aman böyle biter inşallah derken kafa atan bir hamlede daha bulundu.
Araya girenler baktı olmuyor tutmaktan vazgeçtiler diğer adamı.
Bizim yukarıdan bağrışmalarımız arasında gitti kendisine kafa atan adamı bir güzel dövdü.
Ve işte olanlar asıl o zaman oldu.
Kısa boylu kafa atan adam eğildi çorabının içine elini uzattı ve bizim dördüncü kattan bile rahatça görebildiğimiz kocaman bir bıçak çıkardı ve diğerinin üzerine sallayarak koşmaya başladı, bu arada araya girenler yavaşça uzaklaştılar yanlarından.
Sonrasına ben bakamadım.
Yüzüm bembeyaz olmuş, kalbim yerinden fırlayacak sandım.
Arkadaşın kızı elime yapışmış titriyoruz birlikte.
Polis çağıracam diye yerinden fırlayan arakadaşın kolu masadaki tabaklardan birine çarptı ve bizim çığlıklarımız bir kez daha duyuldu.
Sonunu seyredemedim ama ölen olmadı.
Birbirlerine attıkları kafa ve yumruklarla iki taraf da yaralandı tabii.
Bıçağı çeken adamı taksisine bindirip durağın ileri tarafına aldılar.
Diğerini ne yaptılar bilmiyorum.

Arkadaşımın kızı habire soru soruyor.
Aynı işyerinde çalışanlar böyle kavga ederler mi?
Tekrar birbirlerinin yüzüne nasıl bakacaklar?

Bense dayağı yiyen benmişim gibi kalmadım epey bir süre yerimden.
İki bardak çay içip kendime geldikten sonra yola çıktım.
Taksi durağının yanından geçerken yüreğim şöyle bir zıpladı yine.
Bu insanları bu kadar öfkelendirecek ne olmuştu acaba aralarında?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/24/2008 13:51:15
Mesaj:

Evin içi birden kalabalıklaştı.
Yaklaşık sekiz yıl öncesi gibi olduk. Gerçi o zaman kuzucuklar yoktu.
O kadar kişi nasıl sığmışız yüz metrekare eve hiç anlayamıyorum.
Sanırım gönüllerimiz genişti o zaman.
Bakın misafirliğiniz bitti ona göre davranın deyip etrafa talimatlar yağdırıyorum.
Formumu kaybetmişim sanırım çok da etkili olduğum söylenemez:)
Gerçi Yağmur ben eve girer girmez, aman da bayan otorite gelmiş diyor ama o kadar.
Aman Allah sağlık versin de varsın kafam kazan olsun.

Formalarımızı aldık yarınki maçı bekliyoruz.
Evde seyredemiyecez yine.
Maç yayını başladığı anda atv yayını kesiliyor ve birkaç gün gelmiyor.
Uydu alıcısını götürüp ayarlatmak gerekiyormuş.
Bu işlem için 15 lira aldıklarını duyunca anında vazgeçtim.
Beş liradan kuruş fazla vermiyecem. İnat ettim.
Böyle saçma şey mi olur ya.
Hırvatistan maçını dayımlardan birinde seyretmiştik.
Bizim çığlıklarımızdan fenalık geçiren yengem sanırım yarın bizi kabul etmek istemez.
Kuzenler daha uygun gibi.
Hayırlısı bakalım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/16/2008 13:44:12
Mesaj:

Bu yaz tatilinden akıllarda kalan çok şey oldu.
Ama bir tanesi var ki bütün bir yıl sürecek gibi.

Ben denizden korkarım.
Kıyıda çimerim resmen.
Marmarise Yağmuru da götürdüm.
O da benim tam tersim denize bayılıyor ve girince çıkmak bilmiyor.
Düzenlenen tekne turuna katıldık hep beraber.
Binerken benimle pazarlık yapıyor, bak hala ben teknenin en üstünden bile atlarım haberin olsun.
İyi tamam deyip fazla üstelemedim.
Durduğumuz her koyda bu çıkıp atlıyor ama benim de yüreğim ağzıma geliyor.
Dua üstüne dua okuyorum.
Durduğumuz bir koyda yine çıktı bu teknenin üst katına, denizdekiler de tezahurat yapıyor.
Ben de denizdeyim ve gözüm Yağmurun üstünde, hadi atla hayatım da bitsin bu çile diyorum.
Yağmur atladı.
Ben suya battığı noktaya gözlerimi dikmiş çıkmasını bekliyorum.
Benim kurallarıma göre battığı yerden çıkması gerek;)
Beklediğim sürede çıkmadı bizim kız.
Yağmur çıkmadı dedim etrafımdakilere.
Gözüm hala suya girdiği noktada ve ordan çıkan kabarcıklarda başladım avaz avaz bağırmaya.
Yağmur çıkmadııııı Yağmur çıkmadııııı.
Birkaç saniye sanki dünyayla bağlantım kesildi.
Etrafımda kimseyi görmedim ve duymadım.
Sadece kendi sesimi duyuyorum, Yağmur çıkmadııııııı.
Fazla bağırmaktan ve üzüntüden (milletin yüreğine iner benim boğazıma) sesim gitti aniden.
Nasıl oldu anlamadım ama birden kendime geldim ve etrafımdaki sesleri duymaya başladım.
Meğer denizdeki ve teknedeki hemen herkes Yağmur çıktı, yüzüyor diye bana bağırıyormuş.
Ağlamak istedim ama başaramadım.
O sinirle başladım gülmeye.
Ahali zaten gülmekten yıkılıyor.

Sonraki beş gün boyunca kampın diline düştüm.
Hele Yağmur ve çıtır arkadaşları "çıkmak" sözcüğünün her halini kurdukları her cümlede kullanıp benimle dalga geçtiler.
Bakın dedim işin mokunu çıkarmayın.
Ay aman yıkıldılar sen de kullandın diye.
Meğer ne çok kullanıyormuşuz çıkmak sözcüğünü:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/28/2008 23:04:29
Mesaj:

Aslında ben sıkılmaya başlayalı çok oldu.
Ama araya ufak tefek güzel şeyler giriyor. (Haksızlık etmiyim bazen pek de ufak tefek olmayan güzel şeyler de oluyor.)
Ve ben unutuyorum sıkıldığımı.
O güzel şeyler bitmeye yüz tutunca tekrar başlıyorum.
Böyle böyle hayat geçiyor.

Zaten hayat dediğimiz nedir ki?

1 . Canlı, sağ olma durumu.
2 . Yaşam
3 . Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı
4 . Meslek
5 . Geçim şartlarının bütünü
6 . Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma
7 . Yazgı
8 . Yaşamayı sağlayan şartların bütünü
9 . Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi

TDK


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/04/2008 21:18:23
Mesaj:

alıntı:

Zaten hayat dediğimiz nedir ki?

9 . Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi


Bu hikayenin ne zaman, nerede ve nasıl sonlanacağını bilen yok.

Az önce dünya tatlısı bir kadının hayat hikayesinin sona erdiğini öğrendim.
Yıllar önce Kıbrıs'ta bize eviyle birlikte kocaman yüreğini açan, arkadaşımızın yengesi diye bizim de Ayşe yengemiz olan o güzel insanın hayat hikayesi sona ermiş.

Kural yine bozulmadı.
Güzel şeyler çabuk bitiyor, iyi insanlar erken ölüyor.


Yazan: naz
Cevap tarihi: 08/05/2008 20:16:13
Mesaj:

alıntı:

Yağmur çıkmadııııı Yağmur çıkmadııııı.
.....
Meğer denizdeki ve teknedeki hemen herkes Yağmur çıktı, yüzüyor diye bana bağırıyormuş.

Çok yaşa sen emi Giselacım. Katıla katıla güldüm walla :))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/06/2008 20:50:11
Mesaj:

Ben de güldüm, ama sinirden:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/08/2008 15:38:41
Mesaj:

Hera üçbuçuk yaşında bir Alman kurdu.
Güzeller güzeli bir dişi.
Ve fakat biraz asabi.
Aynı odada mümkün olduğunca bulunmamaya çalışıyorum.
Çok seviyorum ama aynı zamanda ürküyorum.
Bak yatağımda oturuyor sen gel de şu kitap raflarına bir bak dedi kuzenimin oğlu.
Peki dedim girdim odaya.
Yatakta oturmuş kulaklarını da dikmiş bakıyor bizimki.
Biz konuşmaya daldık ve ben onun varlığını bir an unuttum.
Tam o anda Hera yerinden havlayarak bir fırladı üzerime doğru, ben şok bir durumda hayırrr diye bağırmışım.
Geri adım attım ama daha fazla kıpırdayamadım.
Semih hemen atıldı tuttu tabii.
Benim elim ayağım titedi, bayılacak gibi oldum korkudan.
Ancak ısrarla Hera bana saldırmadı diyorum.
Çünkü üzerime doğru gelmedi, yani evet bana doğru atıldı ama hemen yanıbaşıma hamle yaptı.
Yani istese bal gibi üzerime atlayabilirdi.
Ne yani yanında hayaletle mi dolaşıyorsun diye benimle dalga geçtiler bütün gece.
Olsun, ısrar ediyorum bana saldırmadı:)
Yine de hafif yaralandım tabii.
Geri adım atarken sağ bileğimi kapıya çarpmışım.
Önemli bişi yok.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/08/2008 15:40:47
Mesaj:

Ha bu arada sırf bana doğru atıldığı için (saldırmak demiyorum dikkatinizi çekerim) değil ama artık evde rahat etmediği için Hera'yı bahçeli bir yere vermek istiyorlar.
Hem hayvancağız için hem de onlar için en iyisi bu olacak.
Geç bile kaldılar aslında.
O koca cüsse evin içinde olmazdı.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/13/2008 13:20:43
Mesaj:

Bir sinirle başladım güne aynen devam ediyor.
Zaten nasıl başlarsa öyle devam edermiş.
Sadece gün değil herşey.

Gözünün içine baktığım en büyük menekşem yere düştü az önce. Nerdeyse yarısı kırıldı yaprakların.
Sinirlerim iyice zıpladı.
Kırılan yaprakların bir bölümünü suya koydum kök versin diye.
Bu arada daha önceden bıraktığım yaprağın köklendiğini gördüm. Hadi bari onu ekeyim dedim boş saksı var.
Onu ekerken üzerime sıçramasın diye dans ettim resmen.
Çünkü beyaz pantolon giyindim bugün ve inşallah kirlenmez diyordum sabahtan beri.
Yine de minicik bir toprak parçası geldi ve leke bıraktı.
Islak mendille sileyim dedim o daha da büyük bir leke bıraktı.
Derken suyla yıkadım o daha da büyüdü kocaman bir leke oldu.
Allahtan hava dışarda 34 derece civarında.
Hemen kurudu.
Ama o miniminnacık siyah leke hala duruyor.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 08/13/2008 15:12:37
Mesaj:

vah vah
cidden derdin büyükmüş gisel. :))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/13/2008 20:47:55
Mesaj:

Öyle deme, yükte hafif pahada ağır dertler bunlar:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/15/2008 10:09:10
Mesaj:

Artık trafiğe daha rahat çıkabiliyorum.
Hazır okullar kapalı, yollar nispeten boş deyip attım kendimi dışarılara.
Direksiyona oturduğumda da kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmıyor artık:)
E tabii hemencecik usta oldum demiyorum, demem de kolay kolay.
Herşeyden önce park sorunum devam ediyor.
En kolay park edeceğim yeri seçiyorum.
Bulamazsam biraz uğraşıyorum, baktım yapamıyorum hemen yardım istiyorum.
Ve fakat bazen öyle şeyler yapıyorum ki kendime inanamıyorum.
Dün pilatesim vardı. Bizim şu anda tadilat gören binamıza da çok yakın.
Hıh dedim arabayı elçiliğin bahçesine bırakırım, rahat rahat giderim.
Neyse, girdim binadan içeri, bahçe inşaat artıkları ve ustaların arabalarıyla dolu.
Onlardan daha uzak bir yer seçtim ve geri geri gidip arabayı yerleştirecem.
Geri giderken tak dedim bişeyin üstünden atladım.
Heralde taş falandır deyip önemsemedim.
İleri gidince yine tak dedim atladım.
Bu iki tak'tan sonra ileri gittikçe garip garip sesler gelmeye başladı.
Bu defa da heralde naylon gibi bişi takıldı deyip yine yoluma devam ettim.
Sonunda baktım artık araba gitmiyor.
Zahmet edip indim arabadan.
Yapmak istesem yapamayacağım bir durum.
Hani kum, toprak falan elemek için büyük elekler olur ya, işte onlardan birini arbanın altına yerleştirmişim.
Bende bir panik, sağa sola koşturmaya başladım.
Neyse görevlilerden biri geldi, bir de usta bulduk eleği arabanın altından çıkardık.
Yani çıkardılar.
Sonra da beni tebrik ettiler.
Ben de kendimi:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/19/2008 22:45:47
Mesaj:

Şu yaşadıklarımı bir yere kaydetseydim de yazsaydım dedi geçenlerde annem.
Yine yazarsın annem üzülme dedim.
Ama kimse bir diğerinin hayatından dersler çıkarmıyor.
Kendi hayatımızdan bile ders çıkarmıyoruz ki!
Hatalarımızı tekrarlayıp duruyoruz.
Dedim bilmiş bilmiş.
Söylediklerime hak verdi ve ikimiz de kendi düşüncelerimize daldık.

Senin tek hatan herkesi kendin gibi zannetmen dedi geçenlerde bir arkadaş.
Rol yapmayı beceremiyorsun, o yüzden ömür boyu kaybetmeye, yalnız kalmaya mahkumsun dedi bir diğeri.
Çok acı konuştular.
Ama doğru söylediler.

Ve fakat ben bu'yum.
Değişemem, değişmem.
Rol yapıp, iki yüzlü davranacağıma ömür boyu yalnız kalırım.
Böyle de inatçıyım yani;)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 08/19/2008 23:25:40
Mesaj:

tipik koç! :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/19/2008 23:28:55
Mesaj:

Doğrudur:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/22/2008 13:56:20
Mesaj:

Mahalli personeli toplantıya çağırdılar.
Beş on dakka sonra dananın kuyruğu kopacak.
Umarım damarıma bazmazlar, o sinirle söyleyeceklerimden ve yapacaklarımdan sorumlu değilim.
Herkesi örgütleyen benmişim ya, yaparım valla.
Anarşist ruhum ortalıkta dolaşıyor zaten bugünlerde:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/22/2008 21:55:42
Mesaj:

Onlara göre iyi haber bizi pek memnun etmedi.
Yine de tuttum kendimi konuşmadım.
Sessizce bitirdik toplantıyı.

Havayla paralel gündemimiz çok sıcak.
Valla içime fenalık geldi.
Neyse.
Böyle işte.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/05/2008 13:55:46
Mesaj:

Dün iftar programını seyrediyorum trt'de.
Bir muhabir şehirleri dolaşıyor. Dün Mardin'e gitmişler.
Muhabir çocuklarla konuşuyor.
-Oruç tutuyor musunuz?
- Eveettt.
- Zorlanıyor musunuz doğru söyleyin:)
- Hayırrr:)
- Peki neler hissediyorsunuz oruç tutunca?
Bi tanesi cevap veriyor;
- Oruç tutunca susadığımı hissediyorum, acıktığımı hissediyorum...

Çocuklar çok alem ya:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/06/2008 22:02:43
Mesaj:

Dün bir kaza yaptım.
Anlatacam tabii ki.
Sıcaktan içime fenalık gelmiş, dilim damağıma yapışmış,etrafa içimden küfrederek eve doğru geliyorum.
Gülhane hastanesinin kavşağında kırmızı ışıkta durdum.
Bizden önce iki araba kaza yapmış solda durmuşlar, onlara bakındım boş boş.
Arkamdan bir ambulans sesi.
Aha yandım dedim.
Çünkü hep korktuğum bir şeydi, ambulans gelince heyecan yapar da yolu açamazsam diye.
Öndeki araba sağa geçti ben de sinyal verdim ve kornaya basarak sağa geçtim.
Geçmemle birlikte takkkk diye bir ses.
Deminden beri arkamdan gelen dondurma kamyoneti tosladı bana.
Ülen benim sağa geçmem gerek senin ne işin var orda dedim ama duymadı.
Neyse mecburen kırmızıda geçtik, ambulans solladı gitti ben de işaret ettim kamyonete geldi sağda durduk.
İki tane gençten adam.
Geçmiş olsun abla var mı bişi dediler.
Ne biliyim dedim bakacaz. Çok anlarım ya.
Abla birden kırdın önüme dedi bizimki, iyi de ambulansı görmedin mi birader, benim sağımdasın sinyal vermişim kornaya da basıyorum sen duracaksın ki ben sağa geçeyim dedim.
Hem ayrıca deminden beri arkamdasın koca kamyonetinle ürküttün beni.
Diğeri gülmeye başladı, şöför yeminler etmeye.
Bak yalanım varsa gözüm çıksın, arkadaşa sor istersen, çok yaklaşmadım seni korkutmayayım diye.
Bu defa ben gülmeye başladım.
Hislerimi arkadaki araca kadar göndermişim ya ne diyim artık kendime.
Neyse, arabamın sağ tarafına geçip baktık birlikte, pasta cilayla geçer bişi yok dedi diğeri.
Tamam dedim pasta işini bana bırakın.
Birbirimize geçmiş olsun deyip ayrıldık.

Tamam itiraf ediyorum.
Korktum ve ellerim titredi:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 09/06/2008 23:25:26
Mesaj:

Geçmiş olsun. :)

alıntı:
Çünkü hep korktuğum bir şeydi, ambulans gelince heyecan yapar da yolu açamazsam diye.

Benim de benim de. :))

Daha doğrusu eskiden öyleydi. Bir defasında yol vereceğim diye ambulansın yolunu kesip durdum mahsus yapıyormuş gibi. O sağa ben sağa, o sola ben sola. Kan ter içinde kalıp, bir yığın küfür ettiydim kendime.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/06/2008 23:47:55
Mesaj:

Geçenlerde yine bir heyetimiz vardı.
Üst düzey korumayla gezdik kaldığı süre boyunca.
Son gün havalanına gidiyoruz heyeti göndermeye.
Önde escort sağımız solumuz bir dolu polis arabası, çevik kuvvet falan filan dadi dadiii gidiyoruz.
Ben protokol aracındayım, o da escortun iki arkasında.
Bir ara konvoy yavaşladı ne oluyor diye başımı uzattım dışarıya.
Bir bayanın kullandığı araba önde tın tın gidiyor, escort önce sert bir sesle uyardı, bayan sağa geçin, tık yok, baktı olmuyor bu defa sakin sakin bayan lütfen sağa geçin diyor.
Yine tık yok, heyecan ve korkudan olsa gerek kadın kitlendi kaldı.
Tabii ben böyle iyi niyetli düşünüyorum.
Bu arada korumalar araçlarından inip hızla kadının arabasına doğru koşmaya başladılar.
Eyvah dedim kıyamet kopacak.
Neyse ki durum benim düşündüğüm gibiymiş.
Müdahaleye gerek kalmadan kadıncağız sağa doğru geçmeye başladı.

Oluyor yani böyle şeyler:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/14/2008 15:32:13
Mesaj:

Yeşil elma diye bir site var oraya bakınıyorum.
Niyetim fırında makarna tarifi bulmak.
Ana sayfada zayıflama, diyet miyet görünce makarnayı unuttum.
Bi hesap cetveli var, boyunu kilonu ve de yaşını giriyorsun sana ideal kilonu veriyor.
Eğer ideal kilonda değilsen bir de diyet programı veriyor.
A ne güzel deyip yazdım bilgileri.
Tabii ki ideal kilomda değilim:)
Gerçi sonuç onlara göre "normal" çıktı ama yine de ideal değilmişim.
Bu defa gittim diyet programına baktım.
Yine yaşını başını yazıyorsun, bulunduğun mevsimi ve hareketlilik durumunu belirtip tıklıyorsun ve sana özel diyet listesini veriyor.
Liste fena değil gibi görünüyor ama bir sabah kahvaltısı var, söylediklerinin hepsini yesem akşama kadar acıkmam.

Liste şu:

1 adet elma
1 adet portakal
1 adet domates
1 adet soyulmuş salatalık
1 kibrit kutusu beyaz peynir (yağsız)
1 ince dilim ekmek
6 adet yeşil zeytin

Normalde ben ya bir elma yerim ya portakal, ikisini birlikte yiyemem ki, şişer kalırım.
Sonra altı tane zeytin diyor.
Benim iki zeytinden fazla yediğim görülmemiştir valla.
Bu ilk gün kahvaltısı.
Üçüncü gün kahvaltısında elma yerine ayva var.
Yahu bir insan bir ayvayı nasıl yer?
Boğulur kalır bence.

Neyse öğlene bakalım şimdi de:

1 adet tavuk baget (derisiz)
1 adet domates
1 adet soyulmuş salatalık
1 ince dilim ekmek

Bak bunları yerim.
Normal yani bana göre:)

İkindi vakti bir adet peynirli sandviç var.

Akşam:
2 adet mandalina
1 adet domates
1 adet soyulmuş salatalık
1 ince dilim ekmek
2 yemek kaşığı makarna (sade)
5 yemek kaşığı kabak (kıymalı)

Akşam da şahane.

Yatmadan önce de bir bardak süt.
Yarım yağlı olacak ama.

Durum böyle.
Uygulamayı pek düşünmüyorum açıkçası.
Bütün pantolomlarım üzerimden düşerken bana diyet yaptıracak sistemi reddediyorum:)

Fırında makarna tarifine geri dönüyorum.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 09/14/2008 17:05:18
Mesaj:

acıktırma adamı ya.

oruç oruç zati. cık cık.

töbe töbe.

az kaldı az kaldı. :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/14/2008 17:42:37
Mesaj:

Ben oruçluyken acıkmayıp susadığımdan hiç aklıma gelmedi valla:)

Sorry:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 09/14/2008 17:50:38
Mesaj:

az kaldı az kaldı... :)

espri yahu.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/14/2008 23:22:12
Mesaj:

Aslında dışarıdaki muhteşem mehtap bırakılıp içeride oturulmaz.
Ama mehtaba bakıp ne yapacam.
Şiir yazamam, bişiler anlatayım isterim, tutulur kalırım beceremem.
İçeriye kaçtım resmen.
Zaten sürekli kaçar oldum.

Neyse..

Forum yine sakin gecelerinden birini yaşıyor.
Karagözle Hacivat perdeyi kapadılar, babaxa için erken, delikız sahura kadar uyuyor muhtemelen, memet ne alemde bilemiyorum, ağaçkakan bi göründü kayboldu, morgenin kısa süreli online görüyorum, snake için de erken (yeni yazı eklemiş), selma göründü bi ara, ben ise buralardayım (bakalım ne zaman pes edecem).

Böyle işte.



Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/19/2008 14:16:22
Mesaj:

Daha iki gün önce sıcaktan bayılacak haldeyken dün ve bugün üşüyoruz.
Gündüz ve gece arasındaki sıcaklık farkının en az 15 derece olduğunu söylüyorlar
Hiç hoş değil.
Hasta olmamak için direniyorum.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/25/2008 21:39:01
Mesaj:

Berbat bir gündü.
Sabah olan biteni öğrendikten sonra sinirden çıldırdım resmen.
Önüme gelene çattım.
Öğlene doğru işleri hafifletip biraz da sakinleştikten sonra oturdum istifa mektubumu yazdım.
Tercüman arkadaşa verdim.
Öğlen patronla hastanede yatan şöförümüzü ziyarete gittik.
Yolda ona istifa edeceğimi söyledim.
Söylerken bir yandan da ağladım.
Daha önceleri de haksızlığa uğradığımı ama buna tahammül edemiyeceğimi söyledim.
Haklısın dedi.
Elimden geleni yapacam dedi durumu düzeltmek için.
Hastaneye varıp şöförümüzün durumunu görünce tekrar ağlamaya başladım.
Bu defa patron da bana eşlik etti.
Yaşlı gözlerle, bak moralini yüksek tutman lazım, sıkma canını demek pek inandırıcı olmadı.
Kendime kızdım.
Dönüş yolunda hayatın ne kadar zor, ne kadar acımasız ve ne kadar boş olduğunu konuştuk.
Patron eve gitti ben iş yerine geri döndüm, telefon etmem gereken bi yer vardı.
Sekreteri istedim, santraldeki kem küm ettikten sonra vefat etti demez mi.
Telefon elimde kalakaldım.
Konuşma bittikten sonra kızcağızın adını defterden sildim.
İşte dedim hayat bu.
Ölmeye gör hemen siliniyorsun defterden.
Kurşun kalemle yazılmışız bence.


Yazan: neron
Cevap tarihi: 09/25/2008 22:04:01
Mesaj:

ne yazık ki yeniden kaydedilebilir cd'ler gibi belleklerimiz. bir yandan da belki iyi ki...


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 09/25/2008 22:57:57
Mesaj:

ya çok alakasız olacak ama; gisela siz nerede çalışıyorsunuz böyle? İstifa, tercümana veriliyor. Şöför hastanelik, kaşla göz arası sekreter vefat ediyor.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/25/2008 23:39:50
Mesaj:

:)

Ben bir elçilikte çalışıyorum (henüz).
Şöförümüz kanser.
Vefat eden başka bir iş yerindeki sekreter.


Yazan: naz
Cevap tarihi: 09/29/2008 19:41:35
Mesaj:

Hay Allah, ben sonucu merak ettim Giselacım. Hala çalışıyor musun?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/01/2008 21:58:17
Mesaj:

Bayram tatili nedeniyle çalışmıyorum tabii:)

Durum ay sonunda belli olacak nazcım.
Blöf yapmadığımı biliyorlar.
Herşeyin hayırlısı diyorum.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/05/2008 22:31:43
Mesaj:

Tatil bitti eve döndüm.
Dört gün sonra da Almaya'ya gidiyorum inşallah.

Dokuz yıldan sonra gittim Batman'a.
Doğduğum yere (Kozluk) gidip doğduğum evi bile ziyaret ettim.
Oradan dönüşte Malabadi köprüsünü görmeye gittim.
Ve Ankara'ya dönmeden Hasankeyf'i gezdim bir kez daha.

Şimdilik bu kadar.
Sonra fotoğraflarla anlatacam tabii ki:)


Yazan: neron
Cevap tarihi: 10/06/2008 15:58:01
Mesaj:

almanya'dan pişmaniyemizi bekleriz, işşallah. :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/06/2008 21:36:47
Mesaj:

Afyon üzeri gidiyorum ya alırım tabii:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/14/2008 21:06:40
Mesaj:

Batman'dan sonra Frankfurt kültür sokuna ugratti beni:)
Simdilik hersey yolunda.
Fuar bugun acildi ama acilis icin davetiye bulamadik.
Yarindan itibaren fuar gezilerimiz baslayacak.
Frankfurtta hava gayet güzel.
Sonbahar inanilmaz guzel.

Aktaracaklarim simdilik bu kadar.
Görüsürüz:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/17/2008 00:25:33
Mesaj:

alıntı:

Salzburg.

Bugünlerde oraya gitme isteğim var.
Bu isteği hayata geçirmem için çok çalışmam lazım çookk:)


Inanmayacaksiniz yarin Salzburg'a gidiyorum.
Ben de inanmiyorum hala.
Cok mu calistim az mi bilmiyorum ama oldu iste.
Orayi da anlatirim bi gideyim de.
Ne demis atalarimiz, gelin ata binmis ya nasip demis.


Yazan: memet
Cevap tarihi: 10/17/2008 20:59:38
Mesaj:

Hah ,şimdi sana yurdumun toprakları dururken neden kars'a gitmiyorsun da oraya buraya gidiyorsun, diyecekler.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/18/2008 22:46:38
Mesaj:

Kars'ta Mozart vardi da biz mi gitmedik alla alla:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/20/2008 00:19:47
Mesaj:

Frankfurt'ta sonbahar.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/20/2008 00:27:16
Mesaj:


Yazan: memet
Cevap tarihi: 10/20/2008 19:28:53
Mesaj:

Boşuna kıskandırmaya çalışmayınız. Fuarın yarısını bile gezememişsiniz. Nedenini de anladım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/25/2008 19:22:54
Mesaj:

Döner dönmez hayatın gerçekleriyle yüzyüze geldim adeta.
Şöförümüzü kaybettik malesef.
Böyle yazınca nasıl da kolay geliyor.
Çok üzgünüm.
Uzun yıllar çalıştık birlikte, birbirimizi kırmadan üzmeden.
Allah rahmet eylesin.


Yazan: enigma
Cevap tarihi: 10/25/2008 22:15:13
Mesaj:

rahmet olsun.

bir kac cizerin kolundan tutup getirseydin keske buraya, cocuk kitaplarinin hali harap.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/25/2008 23:28:53
Mesaj:

Valla çizer olarak bi Metin Üstündağ bi de Salih Memecan'a rastladık.
Pek işinize yaramaz sanırım:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/28/2008 21:21:18
Mesaj:

Çok şey var anlatmak istediğim ve çok fotoğraf var göstermek istediğim.
Anlatmaya halim yok.
Bedenen ve ruhen öyle yorgunum ki.
Bütün fotoğrafları da göstermeme imkan yok çünkü yerim dar.

Tadilat gören binamıza taşındık iki gün önce.
Tamamlanmış ancak bazı ince ayrıntılar duruyor.
Ayrıca yeni alınan mobilyalar da gelmemiş henüz.
Dosyalarımız yerlerde.
Bir tek bilgisayarlarımızı kurduk.
Kendi odalarımızı ve patronun odasını yüzüne bakılır hale getirmek için ben ve Altuğ geç saatlere kadar çalışıyoruz iki gündür.
Genel temizlik yapılmadığı için elimde toz bezi dolanıyorum ortalıkta.
Neyse, perşembe günü gelecekmiş dolap vs mobilya, idare edecez artık.

Salzburg dedim ya, hani en büyük hayallerimden biriydi, gittim gördüm.
İnanılmaz bir şehir.
İki kare göstermek istiyorum.
Birincisi Mirabel bahçelerinden kalenin görüntüsü.
Alttaki ise kaleden şehrin genel görüntüsü.




Yazan: ağaçkakan
Cevap tarihi: 10/28/2008 21:59:15
Mesaj:

çok güzel fotoğraflar. gitmiş kadar oldum. tabii bir tane aykırı bina görünmüyor. bizimkiler 5 bin yıllık, yok 8 bin yıllık diye şehrin yaşını artırıp duruyorlar ama buldukları her boşluğa bir çirkin bina konduruvermekten geri kalmıyorlar.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/28/2008 22:39:57
Mesaj:

Çok haklısın.

Kaldığımız süre içerisinde hiç inşaata rastlamadık.
Bir yerleşmiş adamlar bir daha kıpırdamamışlar sanki.
Mesela kardeşimin Frankfurt'ta oturduğu ev yüz yıllık. İnanamadım duyunca.
Yıllar boyunca içinde bir dolu değişiklik, tamirat vs yapılmıştır (ki kardeşim ve eşi de yaptılar) ama yıkıp yerine apartman yapılmamış.
Zaten o bölgede de buna izin yok.

Neyse, diyeceğim o ki, çok güzeldi oralar:)


Yazan: ağaçkakan
Cevap tarihi: 10/28/2008 22:58:49
Mesaj:

bizim 5 bin, yok yok 8 bin yıllık izmir'imizde son yıllarda başlatılan koruma, güzelleştirme çalışmalarıyla bir iki tane han, bir iki tane sokak düzenlemesi olunca bayram ediyoruz.

bu şekilde restorasyonu yapılmış bir hanın ya da kemeraltı'ndaki bir sokağın ordan kadifekale'nin resmini çekmek istediğimizde ise, 8 bin, pardon 11 bin yıllık izmir'imizin bağrına 15 yıl önce hançer gibi sapladığımız 52 katlı hilton oteli'nin pis pis sırıtan silüetini dışarda tutma gereği duyuyoruz.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/24/2008 04:57:04
Mesaj:

Salondaki kanepeye yerleşip ayaklarımı ortadaki büyük sehpaya uzatıyorum.
Genelde sağ ayağımı sol ayağımın üzerine atıp oturuyorum.
Uzun süreyle oturunce sehpanın üzerindeki örtünün deseni sol ayağımın bileğine çıkıyor.
Çıkmak denilmez aslında resmen kazınıyor.
Ve o kadar acıyor ki anlatamam.
Acıyacağını bile bile her defasında yapıyorum bunu.

Bazen kendimi anlamakta zorlanıyorum.


Yazan: memet
Cevap tarihi: 11/25/2008 01:16:15
Mesaj:

Kendini anlamaya çalışma. Zarif bir ayak hareketiyle danteli kenara ittiriver.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/26/2008 05:32:38
Mesaj:

Bak bunu hiç düşünmemiştim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/29/2008 06:16:15
Mesaj:

Kac yilinda tanışmıştık onun hesabını yaparken seni tanımasaydım hayatımda hep bir boşluk olacakmış meğer, seninle adeta tamamlanıyorum dedi çok sevdiğim bir arkadaşım.

Çok hoşuma gitti.
Bu beni uzun bir süre idare eder:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/29/2008 06:23:50
Mesaj:

Ama ne garip değil mi.
Birisi için vazgeçilmez olurken bir başkası sensiz daha mutlu olduğunu söylüyor.
E ben aynı ben isem nedir bu?
Belki de aynı değilim kimbilir?


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 11/29/2008 21:52:26
Mesaj:

gisel, belki de aynı olmayan onlardır, di mi ama?

üüfff, olum dahiyim ben ya. :D

dahası bir başkası da "senin tamamladığını boşver, seni tamamlayana bak esas" demiş olsun.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 11/29/2008 21:58:45
Mesaj:

sitenin saati de uçmuş bu arada. "yönetim uyuyor mu" da diyelim tam olsun.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/30/2008 04:58:01
Mesaj:

Oldu gözlerim doldu:)


Yazan: memet
Cevap tarihi: 11/30/2008 17:44:41
Mesaj:

Ben yönetime sordum. Site saatleri uçucu gaz, ya da kuş değildir dediler.

(Evet şu an itibariyle mesajımı 1045 de yazmıştım)

Yazan - memet - 30/11/2008 17:45:43


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 12/01/2008 20:24:04
Mesaj:

sevgili uç uç böceği,

arı da o dediklerinden değil ama uçuyo, biliyon mu? :D:D


Yazan: memet
Cevap tarihi: 12/02/2008 01:39:49
Mesaj:

Aman ya arap biri, site saati arı mı yani.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/03/2008 02:50:14
Mesaj:

Kuzenimle konuşuyoruz msn'de.
Hayallerden konuştuk biraz.
Biz dedi,toprağı kıt gökyüzü bol memleketin çocuklarıyız, dolayısıyla hayallerimiz çooooooooook geniştir.
Nasıl da doğru bir tespit.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/08/2008 06:29:04
Mesaj:

Az önce kapı çalındı.
Yan komşu, ay uyumadınız di mi dedi, ışığınızı gördüm.
Yok dedik uyumadık, bayram nöbetçisiyiz biz.
Arefe gecesi başa gelebilecek en güzel şey gelmiş başına komşunun.
Hazır baklava hamurunu açmış ve fakat oklavada büzüştürüp burma yapamamış, annemden veya teyzemden yardım istiyor.
Allahım dedim böyle dertler ver kullarına.
Annem gitti yardıma ama henüz dönmedi.
Merakla beklemekteyim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/09/2008 04:27:28
Mesaj:

Sonuç başarılı.
Annem tecrübesini konuşturup kağıda dönen hazır baklava yufkasını burmuş oklava ile.
Hatta burmakla kalmamış bir de dilimlere bölmüş.
Ama bıçakla değil makasla.
E napiyim diyor anne hanım, resmen kağıt olmuşlardı:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/18/2008 16:01:33
Mesaj:

Ne ayakkabımıymış ama.
Tee ordan geldi benim başıma vurdu.
Baktım otuzyedi numara ninevest değildi almadım;)

İyi oldu iyi, tatilde çok yatmıştım, kendime geldim resmen.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/20/2008 05:07:19
Mesaj:

Özgeçmişini hazırla, bir de şöyle güzel bir referans mektubu yaz dedi patronum bana bugün.
Ay hayırdır inşallah nereye gidiyorum dedim.
Söyledi ülkenin adını, git görüş ama eğer bizden fazla maaş vereceklerse başla yoksa düzenini bozma diye de tavsiyede bulundu.
Elbette öyle yapacam dedim.
Şimdi iyi bir referans bulmaya çalışıyorum, öyle iyidir, böyle güzeldir, eşşek gibi çalışır şeklinde.
Kendim de birşeyler yazacam ama bulabileceğim site var mı bildiğiniz?
İngilizce please:)


Yazan: neron
Cevap tarihi: 12/20/2008 05:15:58
Mesaj:

söyle, neron'dan referansım var de. kendisiyle iyi yazışırdım de.

say in english if you wish. :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/20/2008 05:29:46
Mesaj:

God bless you:)


Yazan: neron
Cevap tarihi: 12/20/2008 05:37:47
Mesaj:

amen!..


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/22/2008 03:41:09
Mesaj:

2008'i değerlendireyim dedim kendimce ya, vallahi neler oldu bitti unutmuşum.
Öyle hızlı geçti yani.

Ama aklımda kalan ve hayatım boyunca da unutamıyacağım durum (ne denir ki adına bilmiyorum, arkadan vurma? ihanet? her ne ise) bu yıl meydana geldi.
Yine bu yıl aşk hayatım (bana göre) çok hızlıydı:)
Yaz tatilim inanılmaz güzeldi.
En büyük hayallerinden birini gerçekleştirdim ve Salzburg'a gittim bu yıl.
Çok sevdiğim şöför arkadaşımızı kaybettik:(
Patronumun tayini çıktı, gidiyor.
İş yerinde alışılagelmiş haksızlıklardan biri daha buldu beni.
(Yeni yıl başlamadan çözülür inşallah)
Yine bu yıl ilk defa istifa dilekçesi yazdım.

Bakıyorum da iyilerle kötüler neredeyse yarıyarıya.
Buna da bin şükür diyorum.


Yazan: memet
Cevap tarihi: 12/22/2008 03:43:27
Mesaj:

Benim davet mektubu yardımım yok listede.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/22/2008 03:50:18
Mesaj:

Ayyy çok özür dilerim.
Nasıl da unutmuşum.

Davet mektubunun elime geçmesindeki yardımlarından ötürü huzurlarınızda memet arkadaşıma teşekkürlerimi sunuyorum.
Kabul byrun lütfen.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/25/2008 05:41:38
Mesaj:

Başbakanı saat yedide uğurladık.
Vukuatsız bitti ziyaret.
Yakınına ayakkabı falan fırlatan olmadı.
O hengame içerisinde karlar altında Ankara çok güzel göründü gözüme.
Heyette olan biteni anlatmıyorum artık, siz öğrendiniz bu işi:)

Kaldığı oteli yeni yıl için süslemişler.
Çok cici olmuş.
Barda çay içtik ayak üstü, bir de noel kurabiyesi yedik.
Bırakın fantaziyi size içki ikram edeyim dedi otel müdürü, yok işbaşında olmaz dedik.
Akıllı uslu bitirdik işimizi.

Şimdilik böyle işte.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/12/2009 02:47:13
Mesaj:

Ve patronumu dün yolcu ettim.
İstanbul'a kadar gelmen büyük incelik dedi.
Ne demek efenim, size bahçeden el sallamak içime sinmezdi dedim.
Veda toplantısında yeterince ağlamışım demek ki havaalanında gözyaşlarım akmadı.
Arayacağım, telefonunuzu bekliyorum oldu birbirimize en son söylediklerimiz.

Hızı sevmeyen patronumuz gidince şöförle 3 saatte döndük Ankara'ya.
Abartma dedim yolda ama çılgın şöför pek dinlemedi beni.
Neyse kazasız belasız geldik.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/12/2009 02:58:11
Mesaj:

Döner dönmez de misafir ağırladım.
Yemekleri annemle teyzem yaptı.
Ben sadece sofrayı ve kendimi hazırladım.
Şu yarışmaya katılsam kesin elenirdim valla.
Tek puan aldığım bölüm süslenme kısmı olurdu muhtemelen.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/16/2009 04:31:15
Mesaj:

Uzun zamandır ilk defa dün sinirden ağladım.
Bilgisayarım çöktü resmen.
Yüklenen antivirüs programı virüslü dosyaları bize sormadan yemiş yutmuş.
Peyniri anımsatan bir adı var programın.
Neyse birkaç dosyayı yarım yamalak kurtardık.
Yeni program gelene kadar başka bişi yükliyeyim dedi, peki dedim ama ya bu da aynı şeyi yaparsa?
Yok canım yapmaz dedi bilmiş bilmiş.
Program yüklemeye başladı bizim adam çıktı gitti.
En sinir olduğum şeydir, bir işe başlayıp tamamlanmadan yanından ayrılmak.
Ben yemek pişene kadar mutfaktan bile çıkmam.
Neyse, adam gitti benim pc de gitti.
Telefon açtım lütfen geri gelin dedim.
Tamam dedi geliyorum.
Tam bir saat geçti gelmedi.
Yine aradım ama bu defaki ses tonumu ben bile tanıyamadım.
Ne fayda adam yarın sabah dokuzda ordayım deyip kapattı telefonu.
Ve ben başladım ağlamaya.
Bu arada altuğ seçtiği şarkılarla büsbütün yıktı beni.
Neyse bilgisayar uzmanı beyimiz bu sabah saat onbir gibi geldi.
Nerdesiniz dedim, sizin için uğraşıyorum, virüs programı almaya gönderdik şöförü dedi.
La havle deyip koltuğumu ona bıraktım.
Nasıl yaptıysa bilgisayarımı açtı, elimzde kalan dokumanları yedekledi ve bilgisayara format attı.
Kalbim kadar tertemiz bir pc çıktı ortaya.
Bunlar fani şeyler halledilir ama işini bu şekilde yapanlardan nefret ediyorum.

Neyse, işte böyle.


Yazan: babaxa
Cevap tarihi: 01/16/2009 04:43:15
Mesaj:

ne sıkıyorsun canını.
boşveeeeer.

e ilave et. eeeeeeeeeeeee.

boşveeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeer.

ilave et.

sikmişim dünyayı de.

deeeeeeeeee.

e ilave et.

sonra herşey geçer bak görürsün.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/16/2009 04:52:20
Mesaj:

Yazdığın kadar sık söylemiyorsundur umuyorum.


Yazan: babaxa
Cevap tarihi: 01/16/2009 05:14:22
Mesaj:

yani?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/16/2009 05:23:57
Mesaj:

Boşver.


Yazan: babaxa
Cevap tarihi: 01/16/2009 05:30:26
Mesaj:

peki


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/17/2009 06:44:27
Mesaj:

Fakirlik kapıdan girince sevgi çıkarmış, demiş Arjantinli atalar.
Eee bizimkiler de iki gönül bir olunca samanlık seyran olur demişler.
Kim haklı bilemiyorum.
Para sıkıntısı çekilen evlilikler veya beraberliklerde tartışma bitmiyor bu doğru.
Şahit olmuşluğum var ordan biliyorum.

Neyse ya, ben bu konuda birşeyler yazmak istedim ama her zaman olduğu gibi takıldım.

Böyle işte:)


Yazan: babaxa
Cevap tarihi: 01/17/2009 06:47:09
Mesaj:

money money money / abba

bir de böyle bak jisel abla.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/18/2009 05:39:33
Mesaj:

İşte para işte saadet durumu yani.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/28/2009 04:34:31
Mesaj:

Alçı nihayet çıktı.
Daha doğrusu gününü beklemeden gidip çıkarttırdım.
Ne zor işmiş, Allah kimsenin başına vermesin.
İki gün oldu, kolumu henüz eskisi gibi açamıyorum.
Zamanla açılır dedi doktor.
Bekliyorum.

Kolum askıda çalıştım, heyet bile ağırladım.
İnanılmaz zor oldu.
Ama eski ve yeni patronum da heyette bulunduğu için mecbur kaldım.
Bu hafta raporumu kullanmaya başladım.
Evde olmak iyi geldi.

Eee sizde ne var ne yok?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/28/2009 04:45:32
Mesaj:

Bu arada epeydir dinlediğim bir şarkıyı dinletmek istiyorum size.
Candan Erçetin söylüyor.
Ben Kimim.

Gölgesizler filmi için yapılmış.
Gölgesizler Hasan Ali Toptaş'ın bir romanı.
Filim 27 Şubat'ta vizyona giriyor.
Kitap yazarıyla birlikte tartışıldı klüpte, ben ne yazık ki heyetle birlikte olduğumdan bulunamadım.
Neyse, önce kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
Eminim filmini benim gibi sabırsızlıkla bekleyeceksiniz.

Gölgesizler/ Hasan Ali Toptaş/ Doğan Kitap

Şarkı için;
www.candanercetin.com.tr

Filim için;
www.golgesizler.com


Yazan: perima
Cevap tarihi: 01/29/2009 09:17:10
Mesaj:

gecmis olsun
(zaten gecmis olmus)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/30/2009 22:04:21
Mesaj:

Ağır kısmı geçti, sağol.

Güzel oluyormuş böyle, renkli.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/02/2009 05:16:13
Mesaj:

Candan Erçetin'in sayfasına bakınca şimdiye kadar dinlemediğim bir şarkısına rastladım.
Neden adlı albümünden.
Parçalandım.
Söz: Candan Erçetin
Müzik: Alper Erinç

PARÇALANDIM

Parçalandım
Ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım

Birini açık denizlerin en derin yerine attım
Kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile

Birini yüksek dağların zirvesine çıkardım
Hiç kimse kurtarmasın, kurda kuşa yem olsun diye

Birini hiç unutmadığım o küçük şehirde bıraktım
Dönemedim, kimbilir, belki dönsem de bulamazdım

Önce savruldum yok oldum
Sonra dinlendim duruldum
Ve her giden parçam yerine
Yenisini doğurdum

Daha güçlü, daha sakin
Daha mutlu, daha suskun
Daha olgun, daha kırgın
Daha yalnız, daha yorgun

Birini tandık bir vişne ağacının dibine ektim
Soramadım filizlendi mi, sürgün verdi mi

Birini çok sevdiğim bir dostta unuttum
İstedim, geri vermedi, meğer benden pek haz etmezmiş

Birini büyük bir aşk uğruna ateşlere attım
Bilerek, isteyerek, ama asla pişman olmadım.

Ne güzel sözleri var di mi?
Benim çok hoşuma gitti yazayım istedim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/03/2009 06:59:01
Mesaj:

Çok ilginç bir mail aldım az önce.
Tesadüfen forumda yazdıklarımı okuyan biri göndermiş.
Gerçi üye olmayanlar okuyamıyor diye biliyorum.
Neyse.
Forumda bir yerlerde Wimbledon'da bir maç seyretmek istediğimi ve sponsor aradığımı yazmıştım.
Sponsor konusunda tamamen espri yapmıştım.
Mail atan soruyor sponsor bulabildiniz mi, gittiniz mi, tavsiyelerinize ihtiyacım var:)
Meğer kendisi ciddi ciddi sponsor arıyormuş, hatta iki firmaya yazmış ama red cevabı almış.
Valla dedim bu durumda benim sizin tavsiyelerinize ihtiyacım var:)
En azından yol yöntem biliyorsunuz.
Ben sadece hayal ediyorum.
Aslında Wimbledon hayalimi önem alayım.
Salzburg hiç beklenmedik şekilde gerçekleşti, bakarsınız Wibledon da oluverir.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/23/2009 19:25:05
Mesaj:

Ve ikinci kazamı da bugün yaptım.
Allah üçüncüsünden korusun diyeyim.
Bu defa da kamyonet. Şöförü rapora kamyonet yazdığı için öyle dedim ama resmen kocaman bir kamyondu.
Ama bu dondurma değil ekmek taşıyor:)
Sağındayım, berbat bir kavşağı dönüyoruz, korna falan filan kar etmedi vurdu solumdan, ön taraf berbat.
Çok sinirlendim ama bu defaki de çok kibardı, istediğim gibi kızamadım çocuğa.
Üstelik suçlu olduğundan gık çıkarmadı. Sadece frene biraz daha bassaydın gibisinden bir cümle sarfetti ama pişman oldu.
Yahu dedim o işi sen yapacaktın ben zaten basmışım frene.
Yeni kanuna göre sizin yazmanız gerek ama yardım isterseniz elbette dedi yine çok nazik bir trafik polisi.
Lütfen dedim bu benim ilk raporlu kazam olacak.
Her şey çok kolay oldu ama gerekli evraklardan fotokopi çektirmek için epey bir yol katettik.
Yolda muhabbet ediyoruz.
Çekip gidecem buralardan dedi, büyük şehir kahrı çekilmiyor, bak babam ne güzel yaptı.
Naptı baban dedim, emekli olduktan sonra köye döndü, evini çok güzel yaptırdı, şimdi mutlu mutlu yaşıyor dedi.
Oh oh ne güzel, darısı başına dedim.
Geçmiş olsun deyip birbirimize ayrıldık.

Kazasız günler herkese.


Yazan: ra
Cevap tarihi: 02/23/2009 21:43:07
Mesaj:

alıntı:
Çekip gidecem buralardan dedi, büyük şehir kahrı çekilmiyor, bak babam ne güzel yaptı.
Naptı baban dedim, emekli olduktan sonra köye döndü, evini çok güzel yaptırdı, şimdi mutlu mutlu yaşıyor dedi.
Oh oh ne güzel, darısı başına dedim.
Geçenlerde gelenek üzerine bir yazı okudum.
Bir yerinde (mealen) şöyle yazıyordu; "modern kent yaşamı ile çok şeyler öğrendik ve psikiyatri kliniklerinin gedikli müşterisi haline geldik"
Kendimize yabancılaşmaktan kaçamıyoruz, "büyük şehir" denen şey de bunu hızlandırıyor olasılıkla.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/23/2009 22:37:04
Mesaj:

Hemen herkes kaçıp gitmekten sözediyor.
Onlar gidince Ankara daha sakin daha huzurlu olacak diye düşünüyorum.
Meydan bize kalacak.
Psikiyatri kiliniklerinden daha kolay randevu alabilecez.
Alışveriş merkezlerinde insanlara çarpa çarpa yürümek zorunda kalmayacaz.
Ekmek dağıtılacak insan sayısı azalınca ekmek kamyonları ortalıkta fazla dolaşmıyacak ve kaza yapmayacak.
Sinemada ikinci bedavayı verecek insan bulamadığımızdan yandaki koltuğa paltolarımızı çantalarımızı koyacaz.

Güzel olacak güzel.


Yazan: ra
Cevap tarihi: 02/24/2009 20:14:53
Mesaj:

İlk anda akla uzak gibi görünüyor; kadınların tümü evde oturursa, işsizlik sorunu çözülür gibi, değil mi :)
Buradaki olay hem insanların kente, hem de kentin insanlara yüklenmesindeki dengesizlik.
Bir Şilep gibi düşünebiliriz bunu; hatalı (dengesiz) yükle(n)me söz konusu; batıyoruz. Hem kent, hem de içindekiler.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/24/2009 20:29:21
Mesaj:

Hani bir söz vardır.
Rakı içenler öldü de su içen ölmedi mi.
Uydu gibi buraya:)


Yazan: telos
Cevap tarihi: 02/25/2009 15:44:18
Mesaj:

Bir erken bıkkınlık durumları filizlenmiş artık orta yaş jenerasyonun içine.Bir biri ardına sıralanan ekonomik krizlere diplomalarda fayadaetmiyor bir çok zaman.Ankara büyük şehir mesela istanbul gibi değildir varsa yüksek bir tepe üzerinde kuytu bir yerde soğuk almayan koltukta oturan dayın amcan yada benzeri vs.. seninde işin gücün derken ekonomik özgürlükten ve birazda paranın kokusundan kabaran bir yerlerin oluverir.Onyedi milyon insan ve 3/2 sine yakını çalışma derdinde bu ihtiyar şehirde...Emekliliği görebilirsem bende babamın köyünde bir yer bulucaam kendime :)))Bıkıyoruz artık her ay fatura her hafta aidat çocukların okul masrafları,elektrik su,telefon yakacak, yemek içmek ne lan bu niye geldikki biz bu dünyayaya...

Bu çok adaletsiz bir durum ya hep belden aşağı vuruluyor.Birde herkez'e bir umut olmuş aşıladık milletin ağzına umut'u köyde gözünü açan buraya işemeye geliyor kardeşim.''Bir umut ekmek kapısı''Ekmek kapısından başka her türlü kapıya çevirdiler be!! hızrsızlık kapısı,it kopuk kapısı,kumarhane kapısı,ker...ne kapısı,umumi hela kapısı ama hepsininde bir ortak yanı var hepside kul yapısı neticede... Neylersin hayat bu bildiği gibi gelir hep..


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/25/2009 17:40:39
Mesaj:

Özetle ne dediniz?


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 02/26/2009 00:52:26
Mesaj:

"tanıdık psikiyatr var mı" demek istemiş olabilir mesela. :D


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/26/2009 01:30:09
Mesaj:

Psikolog kabul ederse var:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/03/2009 04:59:06
Mesaj:

Sürekli yiyorum son zamanlarda.
Patron kapısını açtıkça elimde bişiler atıştırıken buluyor beni.
Stop it dedi ama benim dur durağım yok.
Canım yemek istiyor.
Yemek gibi yemek değil ama.
Abur cubur.
Çayı tek başına içemez oldum mesela.
İllaki kek börek falan olacak yanında.
Hiç bişi bulamazsam bisküvi yiyorum.
E doğal olarak kilo aldım.
Pantolonlarıma sığamıyorum.
Ne zamana kadar devam edecek böyle bilemiyorum.
Gerçi ben bu filmi daha önce de seyretmiştim.
Ama sonunu hatırlamıyorum:)


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 03/03/2009 06:03:30
Mesaj:

al aynı ben.

moralim bozuluyor evde çukulata, pasta vs yoksa.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/03/2009 17:25:21
Mesaj:

İyi de şekerim sen ye zaten.
Süt olsun:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/03/2009 21:31:57
Mesaj:

nihayet ben de fazla kilolar mevzuunda dert yanabilirim. çok mesudum. :D

morgen,

ayva kompostosu bol süt yaparmış, prof'un biri öyle diyordu sabah tv'de.


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 03/04/2009 05:32:54
Mesaj:

ayva kompostosunu görmek bile istemiyorum. doğurduğum gün dayadılar burnuma, 15 gün sonra isyan ettim:)

bende çukulata süt yapıyor:P


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/04/2009 17:18:32
Mesaj:

Sütlü çikolata ye öyleyse:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/04/2009 19:39:46
Mesaj:

milka'nın beyazı :D


Yazan: perima
Cevap tarihi: 03/05/2009 07:22:07
Mesaj:

hepiniz sisko olacaksiniz
milka kek kurabiye cukulata
bari tesfik etmeyin
bol su icin


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/05/2009 07:28:59
Mesaj:

geçen sene bu vakitler 44 kilo idim ki; bende 0 bedene bile tekabül etmiyordu. çok çektim çok... :(

binaenaleyh; fazla kilo göz çıkarmaz. :)


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 03/05/2009 07:36:19
Mesaj:

alıntı:
hepiniz sisko olacaksiniz
milka kek kurabiye cukulata
bari tesfik etmeyin
bol su icin

benim mazeretim var:)

alıntı:
binaenaleyh; fazla kilo göz çıkarmaz. :)

al benden de o kadar.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/05/2009 17:13:52
Mesaj:

Benim de mazeretim var, asabiyim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/12/2009 03:52:11
Mesaj:

Haftasonu İstanbul'a gidiyorum.
Dünya su forumuna.
Çok büyük bir organizasyon.
Dünyanın dört bi yanından insanlar geliyor.
Devlet başkanları da bu insanlar arasında:)
Sadece bizim heyet bile kırk kişi civarında.
Dur bakalım neler olacak.
Heyecanla bekliyorum.
Anlatırım muhtemelen, tutamam çenemi;)


Yazan: ra
Cevap tarihi: 03/12/2009 07:14:43
Mesaj:

muhalif grupta mıyız?


Yazan: snake
Cevap tarihi: 03/12/2009 08:06:50
Mesaj:

dünya su forumu
asla su içmediğim için ödül veririer bana
bira, vodka, rakı, viski, soda, kayısı suyu... etc...

gelince bi çaldır...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/12/2009 18:50:03
Mesaj:

Gruplaşmaya karşıyım:)

Snake, görüşürüz inşallah.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/19/2009 18:16:35
Mesaj:

Döndüm geldim yine kürkçü dükkanına.
Daha az yoruldum bu defa.
Cumhurbaşkanı gelince Forum'un zirve kısmına dahil olduk otomatik olarak.
Forum mekanına gidemedim bile.
Protesto gösterisi olmuş, yangın çıkmış vs haberlerini akşam televizyondan izledim.
Organizasyon genel olarak iyiydi.
Bütün otellerde organizasyonu yapan şirketin standı vardı ve çalışanların hemen hemen hepsi üniversite öğrencisiydi.
En az bir dili çok iyi konuşan cin gibi çocuklar.

İstanbul'u bir kez daha sevdim.
Ve bir kez daha insanların burada nasıl yaşabildiklerine şaşırdım.
On dakikalık yolu bir saatte alınca Türkiye'ye yeni gelen patronum arabada kafayı yedi.
Sakinleştirmek zamanımı aldı.

Program dahilindeki akşam yemeklerine katılmayıp kendimi dışarılara attım.
Beyoğlunun arka sokaklarına girmeden gezdim.
Snake'le görüşemedim.

Durum böyleyken böyle.

Siz nasılsınız?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/27/2009 03:40:23
Mesaj:

Söylemiş miydim bilmiyorum.
Tuhaf bir korkuya kapılıyorum zaman zaman.
Yer çekimi kalkacak ve biz evrene dağılacaz.
Bugün ra'ya söyledim, iyi fikir aslında dedi.
Muhtemelen dalga geçti.
Ve fakat böyle bir şeyin gerçekleşmesinden gerçekten çok korkuyorum.
Belki de bu yüzden uçağa binince fena oluyorum.

Ya ben bunları yazdım sanırım buraya bir yerlere.
Ama geri dönüp bunca sayfayı okuyamıyacam.
Neyse.
Böyle işte.


Yazan: ra
Cevap tarihi: 03/27/2009 06:06:13
Mesaj:

...
gecelerde kayboldum sonra
bir yıldızın kuyruğuna tutunup
ismim de kayboldu ardından
isimsiz uyudum bilinmeyende.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/29/2009 04:15:53
Mesaj:

Ra yüreğime birazcık su serpti.
Evrende dağılırken bir yıldızın kuyruğuna tutunabilirim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/29/2009 04:16:29
Mesaj:

Bu arada bugün dört dörtlük oldum ;)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/06/2009 04:26:31
Mesaj:

Max'ta puan toplayınca ne oluyor çok merak ediyorum.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/06/2009 20:10:28
Mesaj:

max ne?


Yazan: ra
Cevap tarihi: 04/06/2009 21:19:36
Mesaj:

"max", maskotu aslan figürü olan bir dondurma markası; dondurmadan çıkan her bir puan (sadece yeni bir max almak için kullanılabilecek) bir kuruşa eşdeğer.
Bir adet "max" dondurmanın 70 kuruş olduğu göz önüne alınınca, örneğin 20 max puanınız varsa, buna cebinizden 50 kuruş ekleyerek yeni bir max sahibi olabiliyorsunuz.
Aldığınız yeni max'ın içinden çıkan puanı da 70'e tamamlayarak yine max alacağınız ve bunun içinden yine yeni bir puan çıkacağı düşünülürse, bunun aslında bir tür "zorlayıcı promosyon" olduğu görülecektir.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/06/2009 22:32:40
Mesaj:

bişiyi de bilmeyiverin ra. hayır, bünyeye zarar. :D

ben de "sevimli tüketici" olacaksın yazacaktım da ihtiyatı elden bırakmayım dedim, gisel.

son olarak; "onlar da dondurma mı; su, şeker, gıda boyası, nerde sahlep" :D


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/07/2009 03:44:21
Mesaj:

Sevimli tüketici oldum bile, çok mersi delikız:)
Bu arada dün yediğim max'tan 70 puan çıktı.
Ama ra'nın mesajını şimdi okuduğum için gidip bedava dondurmamı alamadım tabii;)


Yazan: memet
Cevap tarihi: 04/07/2009 04:46:09
Mesaj:

Salep bir orkide türüdür. İki dil dondurma yalamak için, salepden de mahrum kalın. Orkideler talan edileceğine.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/07/2009 18:32:49
Mesaj:

Orkideler talan edilmesin diye zaten max yiyorum ben.
Bedava çıkıyor diye değil tabii ki.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/15/2009 04:13:15
Mesaj:

Lahanayla zayıflayan var mıdır çok merak ediyorum.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/16/2009 03:44:33
Mesaj:

Can sıkıcı bugünler.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/20/2009 05:05:09
Mesaj:

Var mısın yok musun diye bir yarışma var ya.
Şu anda izliyorum.
Adapazarı depremi sırasında 12 yaşındaymış.
Depremde annesini babasını bir kolunu ve bir bacağını kaybetmiş.
Güzeller güzeli bir genç kız.
Deprem anını anlatmaya başladı, anne ve babasının öldüğünü nasıl öğrendiğini anlattı.
Sanki o anı tekrar yaşıyor gibi.
Çok üzdüler diye düşünüyorum.


Yazan: Livorno
Cevap tarihi: 04/20/2009 09:43:52
Mesaj:

İnsanların acılarını başkalarının gözü önünde paylaşmalarını samimi bulmuyorum. Sevinçlerimizi tanımadığımız insanlarla paylaşabiliriz ama acılarmızı asla...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/20/2009 17:52:04
Mesaj:

Programı sürekli izlemediğim için o konuya nerden geldiler bilemiyorum.
Bence sevinçler de acılar da paylaşılabilir, ancak sahneyi bu kadar uzatmanın bir anlamı yok.
Ağlamasın diye yutkunmaktan bi hal oldu, sıkıldı, ofladı pufladı, ter bastı ve bölük pörçük anlatabildi.

Neyse, sonuçta kızımız yüzde elli şansla 500.000 TL kazanabilecek duruma geldi.
Ve fakat kutusundan 100.000 TL çıktı.
E güle güle kullansın ne diyim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/24/2009 04:22:57
Mesaj:

Yani bir tenisçi dirseği on yılda iyi olmaz mı kardeşim.
Her türlü tedavi şeklini denedim.
Yenilerine de açığım.
Yeterki kollarımdaki şu ağrılar dinsin.
Son tedavi ESWT denilen bir sistemmiş.
Doktor en fazla 4 seansta iyi olacağına ikna etti beni.
Yarın başlıyorum.
Ayrıca ağrı bandı da yapıştırdık koluma.
Sporcularda falan görürdüm.
Genelde siyah oluyor rengi.
Ve fakat benimki pembe.
Bildiğiniz pembe.
Medikalden almaya gittim, bi pembe var bi de mavi.
Aaa dedim tabii ki pembe, ben kız çocuğuyum.
Renk şahane ama kıyafetlerimi kolumdaki banda göre ayarlamak biraz komik oluyor.
Neyse.
Böyle işte.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/29/2009 03:58:31
Mesaj:

Duyduğum anda hayatımı sorgulamama neden olacak gelişmeler istemiyorum çevremde.
E ama hayat devam ediyor ve insanlar benim gibi yerinde saymıyor.
Neyse..
Sanırım bu sorgulama olayını terketmem lazım.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/29/2009 04:22:55
Mesaj:

ayakkabıcının tamir ettiği araba lastiğini bile bu kadar merak etmedim gisel ya. :)


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 04/29/2009 07:33:55
Mesaj:

al benden de o kadar...

insan merak ediyor böyle hayatı sorgulatan gelişmeleri:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/30/2009 03:07:52
Mesaj:

Çok hoşsunuz şekerler:)

Ve fakat size çok komik gelebilecek şeyler sanırım bunlar.
En basiti iki gün önce bi arkadaşımın kendi evine çıktığını öğrendim, ben niye hala aynı adresteyim diye düşünmeye başladım.
Sonracığıma yine bi arkadaşımın hamile olduğunu duydum, ülen millet çocuk doğuruyor sen nerdeyse menopoza gireceksin diye düşünmeye başladım.
Ondan sonra en son erkek arkadaşım beni terk etti, yuh dedim kendi kendime yine biri daha kaçtı.
Ne biliyim işte bunun gibi fani şeyler.

Eee merak ettiğiniz kadar önemli değilmiş di mi:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/30/2009 03:42:25
Mesaj:

İki defa ayakkabı tamircisiyle arabam arasındaki ilişkiyi anlatmaya çalıştım.
Anlattım da.
Ve fakat nereye tıkladıysam her defasında yazdıklarım uçtu gitti.
Üçüncüyü şu anda denemiyorum:)


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 04/30/2009 08:48:47
Mesaj:

alıntı:
Çok hoşsunuz şekerler:)

Ve fakat size çok komik gelebilecek şeyler sanırım bunlar.
En basiti iki gün önce bi arkadaşımın kendi evine çıktığını öğrendim, ben niye hala aynı adresteyim diye düşünmeye başladım.
Sonracığıma yine bi arkadaşımın hamile olduğunu duydum, ülen millet çocuk doğuruyor sen nerdeyse menopoza gireceksin diye düşünmeye başladım.
Ondan sonra en son erkek arkadaşım beni terk etti, yuh dedim kendi kendime yine biri daha kaçtı.
Ne biliyim işte bunun gibi fani şeyler.

Eee merak ettiğiniz kadar önemli değilmiş di mi:)


valla gisela'cığım, bi (senin gibi) köklü ağaçlar var, bi de (benim gibi) savrulan yapraklar...

hangisi iyi hangisi kötü tartışılır... ve fekat, sonuçta hepsi toprağa karışıyor:P


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 04/30/2009 08:50:06
Mesaj:

alıntı:
İki defa ayakkabı tamircisiyle arabam arasındaki ilişkiyi anlatmaya çalıştım.
Anlattım da.
Ve fakat nereye tıkladıysam her defasında yazdıklarım uçtu gitti.
Üçüncüyü şu anda denemiyorum:)

yoksa bu ayakkabı tamircisinin araban dışında bilgisayarınla da mı bir ilişkisi var?

ne tamirciymiş.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/30/2009 16:45:38
Mesaj:

alıntı:

... ve fekat, sonuçta hepsi toprağa karışıyor:P

Fani dünya di mi:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/30/2009 18:01:36
Mesaj:


Şu ayakkabı tamircisi olayına gelince:)

Bildiğimiz şu büyük alışveriş marketlerinin birinde arabam durdu.
Daha doğrusu zaten duruyordu da çalışmadı.
Az önce ayrıldığım arkadaşı aradım hemen, zeyno dedim çalışmıyor bu meret.
Nedir ne değildir, akü mü bitti falan diye görüş alışverişinde bulunduk bir süre.
Neyse dedim biraz daha uğraşayım olmadı içeriye söylerim arabayı gece burda bırakırım sabah da alırım bi ustayı gelirim.
Tabii hiç sigorta şirketini aramak aklıma gelmedi.
Halbuki arasam herşey daha kolay olacaktı.
Gerçi bu defa da ayakkabı tamircisini tanıyamıyacaktım:)
Neyse debelenip dururken arabanın içinde bir güvenlik görevlisi geçti yanımdan.
Çocuğu durdurup derdimi anlattım.
Arabanız kalabilir tabii dedi ama alt katta bir ayakkabı tamircisi var bu işlerden anlıyor isterseniz bi de ona danışın.
Peki dedim, gittim buldum dükkanı.
İçeride ayakkabı sorunu olan insanların arasında arabam bozuldu diye beyanatta bulununca konuşulanları burada anlatmıyorum, ama çok eğlendiklerini söyliyim sadece:)
Neyse usta hadi gidip bi bakalım dedi.
Benim arabamla gidelim dedi, akü falan bittiyse hallederiz.
Ona da peki dedim, kapalı garajda çakal arabası denilen tipte bi arabanın önünde durup buyrun deyince, şöyle bi ustaya ve arabaya baktım, sonra da kuzu kuzu bindim tabii.
Usta akünün bitmediğini tespit etti (gerçi onu ben de anlamıştım) ve bildiğim bi usta var isterseniz onu çağıralım dedi.
Bak dedim iyi bi ustaysa çağır beni kandırmayın ayaküstü.
Yok abla dedi iyidir kendisi.
Neyse aradı ustasını, benim telefonumu ona onunkini de bana verdi, üşümeyin dışarda merkezin içine girin diye tavsiyede bulunup ayakkabılarını tamir etmek üzere yanımdan ayrıldı.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/30/2009 18:26:38
Mesaj:

Sonracığıma yaklaşık 15 dakika sonra gerçek araba ustası geldi.
Orta yaşlı kibar bi adam ve yanında 11-12 yaşlarında bir çocuk. Adı Birol.
Arızayı tespit etti ve çalışmaya başladı. Benzin pompası tıkanmış. Muhtemelen aldığınız benzinden kauynaklanmıştır dedi.
Birol ona ışık tutuyor usta çalışıyor, ben de Birolla muhabbet ediyorum.
Birol nedir sence sorun dedim gelince, abla dedi ben bir ay oldu başlayalı öğrenemedim daha.
Olsun dedim öğrenirsin.
Okul yok mu dedim, ben bitirdim ilkokulu çalışmaya başladım dedi.
Bir yandan bana laf yetiştiriyor bir yandan da ustasının söylediklerini yapıyor.
Usta benzin pompasına ulaşıp temizlemeye başladı. Bu arada Birol da titremeye başladı.
Baktım üzerinde sadece kazak var. Üzerine iş önlüğü giymiş sadece.
Üşüdün mü Birol dedim bak ince giyinmişsin.
Yok abla dedi çok üşümedim ama biraz korku var, titremem daha çok ondan.
Aaa ne korkusu bu?
Geçenlerde aynı arızadan bir arabaya baktık araba alev aldı, ustalardan biri yandı demez mi!
Nee demişim.
Usta ne diyor bu dedim, yahu boşboğazlık ediyor söylenecek şey mi bu dedi usta başını kaldırmadan.
Meğer Birol ve küçük ustası (bana yardıma gelen büyük usta ve patronmuş öyle dedi Birol) yine benzin pompası tıkanan bir aracı tamir ederken pompanın üzerine biriken benzin gitmeden arabayı çalıştırmışlar ve araba alev almaya başlamış.
Arabanın sahibi kaçmış ama ustası tutuşan yeri söndüreyim derken alevler ona sıçramış.
Allahtan fazla yara almamış.
O gün bu gündür bu arızadan korkar olmuş Birol.
Usta arabayı çalıştırın derken Birolun yüzündeki ifadeyi ömrüm boyunca unutamıyacağım.
Korkma dedim bak benzin falan yok ortada, bismillah dedim çalıştırdım.
Araba alev almayınca bizmki oleyyy diye bağırdı.
Ustasından da azarı işitti tabii. Hadi bırak maskaralığı da ortalığı topla dedi.
Teşekkür ettim, Birola tanıştığımıza çok memnun oldum dedim ve helalleşip ayrıldık.
O gün olayın şokuyla Birolu fazla düşünmemiştim, ama sonraları kime anlattıysam gözlerim doldu boğazım düğümlendi.

İşte böyle:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/30/2009 21:39:17
Mesaj:

böyle bir sait faik, nazım hikmet, cem karaca tadı :D


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/30/2009 21:42:36
Mesaj:

alıntı:
İçeride ayakkabı sorunu olan insanların arasında arabam bozuldu diye beyanatta bulununca konuşulanları burada anlatmıyorum, ama çok eğlendiklerini söyliyim sadece:)

bu kadar olur.
tıpkı ben! :D


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/30/2009 21:45:56
Mesaj:

valla çok merak ettim:

aracın Wv polo mu? :D
bi de "çakal arabası" ne?


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 04/30/2009 21:52:46
Mesaj:

çok konuştum tamam, bu son. deyip kaçacam.

hayatını sorgulatan şeyleri hiç de komik bulmadım aksine çok samimi geldi, içtenliğine teşekkürler!

dahası sorgula, sorgula nereye kadar. koyver gitsin a.q. (evet bildiğin küfür) :D

çok beylik olacak ama hayat dediğin şey; sen plan yaparken başına gelenlerin toplamı değil mi ki!

son olarak morgen'in ne demek istediğini de anlayamadım ben.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/01/2009 04:57:03
Mesaj:

Delikız deli misin nesin;)
Ben yazmıyorum şekerim anlatıyorum sadece.

Arabam corsa.
Çakal arabası dedikleri de bmw'nin eski tiplerinden, renkleri de nedense yeşil oluyor:)

Morgen de senin gibi boşver gitsin demek istedi:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 05/02/2009 00:02:33
Mesaj:

e onu anladım da sen niye köklüsün morgen niye savrulmuş onu anlamadım ki? (-ki sormamış da sayabiliriz, anlamasam da olur yani)

aracını da "kelebek boğazı sorunsalı" :D için sordumdu. eğer polo olsaydı okkalı bir küfür de wv'ye gidecekti. çeken bilir.

corsa da demişken yakıt durumları nedir? :D


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/02/2009 02:25:29
Mesaj:

Benzini adeta içiyor kardeş:)


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 05/04/2009 04:59:48
Mesaj:

alıntı:
e onu anladım da sen niye köklüsün morgen niye savrulmuş onu anlamadım ki? (-ki sormamış da sayabiliriz, anlamasam da olur yani)

mesela gisela senelerdir hep aynı adreste oturduğunu söyler, ben yirmi küsuruncu evimdeyim. onu bildim bileli aynı işte çalışır, ben her sene değiştiririm. bunun gibi şeyler:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/10/2009 06:19:12
Mesaj:

Takıntılı insanlar çok yoruyor beni.
Bitirmiyorlar yahu. Aynı konuda konuş konuş nereye kadar?
Ay şiştim valla.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/10/2009 06:28:13
Mesaj:

Sözüm meclisten dışarı demeyi unuttum:)


Yazan: telos
Cevap tarihi: 05/13/2009 00:43:06
Mesaj:

Hepimizin bir zamanlar Birol olduğu durumları olmuştur kimi zaman tamirci çıraklığında örnekteki gibi,kimi zaman semt pazarında kaybolduğunda,yada fitili yakılmış molotof elinde kaldığında....
Ha birde için yandığında ilk zaman;adını bilemediğinde ve her görüşünde korkuyla heyacanın göğüs güğüse çarpıştığı metabolizmada...Alem çocukmuşsun Birol :))

Yazan - telos - 13/05/2009 00:44:30


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 05/13/2009 21:26:32
Mesaj:

alemmişsiniz telos!


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 05/13/2009 21:28:00
Mesaj:

"söz meclisten dışarı" demesen, hiç üzerime alınmayacaktım gisel :)))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/15/2009 06:04:30
Mesaj:

Feci kibarımdır ben;)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/18/2009 06:38:18
Mesaj:

Birlikte erovizyonu seyrediyoruz.
Ay dedim şarkısı değilse de şu İzlandalı kızın yüzü çok güzel.
Valla hala bence senin yüzün daha güzel dedi bizim prenses.
Bu çocuklar bana iyi geliyor:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/26/2009 05:30:29
Mesaj:

Vahide öldü diye bizimkiler pek üzgün.
Dizinin tadı tuzu kalmamışmış.
Bu nasıl bir işmiş, senaryoda değişiklik olurmuymuş.
Dün de gazetede Vahidenin gerçek hayattaki sevgilisi için diziyi bırakmak istediğini ve dolayısıyla dizide onu öldürmek zorunda kaldıklarını öğrenince iyice sinir oldular.
Annem niye şaşırdınız ki, kadınlar salaktır dedim biraz, bu defa da bana kızdılar.
Bugün de Vahidesiz ilk bölümü seyrediyorlar.
Makedonyada isyan başladı, köyler basılıyor Müslümanlar öldürülüyor.
Teyzem yine vahide falan deyince annem birden hayatın gerçeklerini hatırlamış olsa gerek, aman dedi ölmeseydi ayıp olurdu.
Baksana köylerde insan kalmadı bi vahide ölmüş çok mu.

Dizilerin içine böyle girmiyorlar mı çok hoşuma gidiyor bazen:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/27/2009 04:50:16
Mesaj:

Teröristlerin pek ilgi göstermeyeceğini biliyorum ama nedense hep bir baskın beklerim ben iş yerime.
Neyi çağırırsan o gelir derler ya.

Patronun odasının bir kapısı benim odama açılıyor, yani içeriye kim giriyor kim çıkıyor haberim var.
Bugün telefonla konuşuyorum birden onun odasının kapısı açıldı ve benim odama zeballah gibi bir adam girdi.
Ya da ben çok korktum gözümde büyüttüm adamı bilemiyorum:)
Telefonda olduğumu unutup adama şöyle bir baktım ve o inanılmaz soruyu sordum.
Aaa nerden çıktınız siz?
Gülümseyince biraz rahatladım, teröristler gülümsemez ya;)
Cevap vermesini beklemeden, o odaya nasıl girdiniz diye ikinci soruyu yapıştırdım.
Ben..kem..küm deyince ayağa fırladım, daha etkili olacam ya hani,
başladım bir dolu şey sormaya.
Adamcağız nefes almamı fırsat bilip derdini anlattı.
Konsolosluk bölümüne gitmek istemiş, patronun diğer kapısını açık görünce belki bu taraftadır deyip dalmış içeriye.
Allahtan bizimki o anda tuvaletteymiş, rastlaşmamışlar yani.
Neyse kapıya kadar gidip yolu gösterdim.
Bu arada ahizeyi masama bıraktığımdan bütün muhabbetimiz duyulmuş:)
Neyse ki bi arkadaşımla konuşuyordum.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/03/2009 05:19:01
Mesaj:

Elimde kalan tek menekşem açtı.
Mor.
Nasıl nazlı nasıl narin anlatamam.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/06/2009 05:38:15
Mesaj:

İnsanların birbirine alışma süresi vardır di mi?
Peki ne kadardır?
3 ay yetmez mi mesela?
Biz patronumla hala alışamadık da birbirimize.
Sürekli zıtlaşıyoruz.
Adeta soğuk savaş var aramızda.
Söylediklerinin altında kalamıyorum ama fazla da ileri gidemiyorum, e adam boru değil patron:)

Neyse, dur bakalım nolcak.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 06/08/2009 17:29:57
Mesaj:

illa alışmak mı lazım, çatışmak da oldukça yaratıcı bir süreç olabilir.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/08/2009 18:07:31
Mesaj:

Çok haklısın, literatürüme yeni söylemler katıyorum:)


Yazan: jezebel
Cevap tarihi: 06/09/2009 02:02:41
Mesaj:

belki adamla zitlasmaya alismissinizdir


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/10/2009 04:37:55
Mesaj:

İnsanoğlu işte, her duruma çabuk alışıyor.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/12/2009 04:57:21
Mesaj:

"...
Beşinci kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: "Bırak kendini, ko gitsin!"
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
..."

Elif Şafak, Aşk, Sayfa 95


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/16/2009 04:51:35
Mesaj:

Nasıl bir insansınız, hangi çikolatasınız, cilveli misiniz, hangi mevsimsiniz gibi bir dolu test var.
Arada bir cevaplıyorum.
Bazen çok komik şeyler çıkıyor.
Ve fakat az önce cevapladığım testin sonucu çok hoşuma gitti.
Aynen beni tanımlıyor;)
Hangi yaz meyvesisiniz?
Ben kayısıyım arkadaşlar.
Bayılırım.
Çok merak edersiniz diye sizinle de paylaşayım istedim.

Kayısı:
Her evrenizde ayrı bir lezzet verdiniz. Hem herkesin sevdiği hafifçe afacan bir çocuktunuz, hem olgunluğunuza hayran kaldığı büyürken sizi seyredenler. İçliydiniz, samimiydiniz, zekiydiniz ve gene öylesiniz. Tek kusurunuz alınganlığınız ve bir anda kabarıveren öfkeniz. Varlığınız aşırı sıcaklara dayanmıyor. Bu yüzden sizinle uğraşırken tam kıvamında bırakmak gerekiyor. Fazla köpürtülmeye gelmiyorsunuz. Gülüşünüz etrafa huzur veriyor. Dışarıdan bakıldığında verdiğiniz o kadifemsi görüntü çekiciliğinizin başlıca öğesi. Sizin olduğunuz yerde tatsızlığa mahal olmadığını herkes biliyor.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/29/2009 20:23:03
Mesaj:

Döndüm memlekete.
Bol bol kumda yürüdüm sakinleşeyim diye.
Şu saat itibarıyla sinirlenmedim, bakalım kaç saat devam edecek.

Siz naptınız?


Yazan: ra
Cevap tarihi: 06/30/2009 00:48:56
Mesaj:

Biz öyyle bekliyoruz.
Sen gidince jezebel ve ada da gittiler, babaxa dünyanın öteki ucundan memet'e şifreli mesaj yolladı vs.
Sinir konusuna gelince, ben iki ayağımın herhangi bir zemine temas etmediği zamanlarda daha sakin olduğumu keşfettim ama bunu nasıl sistematize edebileceğimi bilemiyorum.


Yazan: CulDeSuc
Cevap tarihi: 06/30/2009 08:00:13
Mesaj:

iste oyle de, sen niye beni aramiyorsun bakayim? cezan var bilesin:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/30/2009 17:57:46
Mesaj:

Valla hocam suyun kaldırma kuvvetinden yararlanın diyecem nacizane.
Artık ayağınız kovada mı gezersiniz, küvetin içinden çıkmaz mısınız bilemiyecem, onu sizin derin hayal gücünüze bırakıyorum:)
Benim de başka bir yöntem bulmam gerek, zira kumun etkisi sadece iki gün devam etti.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/30/2009 17:59:24
Mesaj:

alıntı:

iste oyle de, sen niye beni aramiyorsun bakayim? cezan var bilesin:)

Cezamı vermeye tee Ankara'ya geleceksin ya, helal olsun:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/08/2009 19:17:15
Mesaj:

Posta işlem merkeziyle muhabbet halindeyim 4-5 gündür.
Eve geldiğimde posta kutusuna yapıştırılmış bir kağıt gördüm.
İhbar kağıdı, kapalı bi belgeniz var muhtara bıraktık diyor üzerinde.
Kağıdı alıp gittim muhtara, bizde yok dediler.
Ertesi gün merkezi aradım, barkod numarasını verip (tecrübeliyim ya) araştırılmasını istedim.
Baktılar ve böyle bir barkod numarasıyla kayıtlı bişi bulamadılar.
Rakamlar ecüş bücüş yazıldığından okunabilecek değişik şekillerde yeniden verdim numarayı yine bulunamadı.
Üstelik benim adıma da kayıtlı bir şey yok.
Adı Kahraman olan bölüm şefi günlerce uğraştı ama ne yazık ki evrak bulunamadı.
En son aradığında dağıtıcıyla tanıştırdı beni.
Dağıtıcı bizim eve yakın bir yerde oturuyormuş.
Ben dedi akşam uğrayayım da şu ihbar kağıdını bi göreyim, bakalım ben mi getirmişim yoksa diğer arkadaşım mı.
Peki deyip telefonunu aldım, eve gelince seni ararım çünkü kağıt bende.
Eve geç dönünce aramadım adamı rahatsız etmiyim diye, ama o yine de çıkıp gelmiş.
Biz de balkonda oturuyoruz duymamışız zilin sesini.
Ertesi gün öğrenince ama postacı kapıyı iki defa çalar dedim, ısrar etseydin.
Güldü müldü, eğlendik yani.
Sonra ertesi gün için randevulaştık, evini tarif etti, bulamazsan yanında karakol var oraya gelince beni ara dedi.
Gittim ama bu defa da onun işi çıkmış, çok uzaktayım bakkala bırakıver dedi.
Peki dedim ve hikayenin içine bir de bakkal girdi.
Ama bakkal da yoktu yerinde, oğluna bıraktım.

Velhasılı kelam, o kadar telefon trafiğine, gelip gitmelere rağmen benim evrak bulunamadı.
Kahraman beyin kahramanca yaptığı girişimler boş çıktı.

Dur bakalım nolcek.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 07/08/2009 21:20:40
Mesaj:

muhtardan, uğradığınız tarih itibariyle adınıza tebligat evrakı olmadığına dair bir yazı alsaydınız keşke.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/10/2009 05:49:23
Mesaj:

Bulamasaydım alacaktım ama evrak nihayet elime ulaştı.
Kimse hatasını kabul etmedi doğal olarak:)
Ama ben hatayı muhtarda buldum.
Epey söylendim ama o kadar kibar bi muhtarımız var ki fazla gidemedim üstüne.

Mahkemeden dava tarihini bildiren bir evrak.
Ben tanık olarak bulunacam.
Kağıdın üzerinde davacı bilmem kimin tanığı olarak benim adım yazıyor.
Muhtar ya da elemanı davacının adını işaretliyor.
Dolayısıyla ben gidip adımı söyledikçe size gelen bişi yok diyor.
Bir de bana demez mi isim benzerliği olmuş diye.
Yok olamaz dedim, davacı hem erkek hem yabancı uyruklu:)
Kandıramadılar yani.

Böyle işte.


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 07/10/2009 06:25:57
Mesaj:

e ne demişler şekerim;

paran çoksa kefil, vaktin bolsa tanık ol. :)



Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/14/2009 18:13:23
Mesaj:

Duruma uygun hareket ettim ben de:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/24/2009 16:09:57
Mesaj:

Evde metrekareye düşen insan sayısı arttı.
Kuzucuklar geldi.
Evimiz şenlendi.
Ve fakat evdeki bu hareket beni yordu.
Sürekli oturun diyorum birilerine:)
Hepi topu yüz metrekare ev, nasıl boş alan buluyorlar da hareket ediyorlar ben anlamadım.
Bilgisayarıma da ulaşamıyorum doğal olarak:)
Özledim yani sizi;)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/31/2009 18:51:43
Mesaj:

Küçük Ev'in Laura'sı 45 yaşına girmiş.
Bu haberle nostalji yaptım kendi kendime.

Allahım nasıl da huşu içinde seyrederdik diziyi.
Ortanca kızkardeşimi benzetirdik Laura'ya.
Ben o zamanlar kara ve kuru bir kız olduğumdan kimselere benzemezdim:)
Bizim de saçlarımız uzundu ve onlar gibi iki örük yapardık.
Yatarken başlarına geçirdikleri bonelerden diktirmiştik anneme.
Hey gidi günler.

Laura'nın kırkbeşlik fotoğraflarına baktım da; çok kırışmış bi defa.
Benden bile yaşlı duruyor;)
Bir de göğüsleri sarkmış.
Çocukluk ve ilk gençlik halleri kesinlikle daha güzel.

Neyse, böyle işte.

İsterseniz bir göz atın siteye.

http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/galeri.aspx?galleryId=1257&position=1


Yazan: snake
Cevap tarihi: 08/13/2009 04:43:29
Mesaj:

sonuna kadar bakamadım ama bence küçük evdekinden daha hoş...

kim derdi ki Laura yaşlanacak ama fena olmamış...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/31/2009 07:26:44
Mesaj:

İşte yine o testlerden birini çözdüm.
İşim gücüm yok ya hani.
Bu defaki testin başlığı "kimlere, nasıl aşık oluyorsunuz".
Sonuç beni düşünmeye sevketti:)


Kurtarıcı

Sizin doğal mesleğiniz kurtarıcılık. Bu nedenle çoğu zaman, kişisel veya aile hayatında problemleri olan insanlara aşık oluyorsunuz. "Beni hep sorunlu kişiler bulur" sizin çokça sarfettiğiniz bir cümle. Bu durumdan çok yakındığınız zamanlar oluyor fakat aksi sizin için düşünülemez. Eğer bir kişinin hiç problemi yoksa, hayatını huzur içinde yaşamayı seçmiş ve başarmış biri ise size çekici gelmeyecektir. Çünkü o kişide düzeltilmesi gereken bir yön yoktur ve bu sizin asli görevinizi yerine getiremeyecek olduğunuzu gösterir. Siz aşık olmak için; problem çözücü, onarıcı, tamir edici ve kurtarıcı vasıflarınızı kullanabileceğiniz ilişkiler ararsınız. Bu yüzden daha ziyade sorunlu olan kişiler size çekici gelir.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/04/2009 20:22:10
Mesaj:

Bu hıza yetişemiyorum.
Günler aylar nasıl böyle hızlıca geçip gidiyor bilemiyorum.
Eylül ayına gelmişiz!
Sıcaklar devam ediyor olsa da yaz bitmiş.
Yeni bir yıla girmeye sadece 4 ay kalmış
Nedir bu?
Sadece ben mi böyle hissediyorum?
Bir sabah bir akşam, bir Pazartesi bir Cuma..

Şaşkın bir haldeyim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/05/2009 05:20:07
Mesaj:

Dedim ya şaşkın haldeyim.
Bak bir ay olmuş ben buraya yazmayalı.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/12/2009 21:02:47
Mesaj:

Dün gece bir rüya gördüm. O kadar mutsuzdum ki rüyada aynı mutsuzlukla uyandım doğal olarak.
Fakültedeymişim, ders yapılacak salonu arıyorum.
Öyle zor buluyorum ki. O küçücük DTCF gitmiş yerine adeta yüzyıllar öncesinden kalan bir saray gelmiş.
Öğrenci değilmişim aslında. Bir arkadaşımla karşılaşıyoruz.
Ben diyorum keşke hep öğrenci kalsaydım, böyle çok mutsuzum o günleri çok özlüyorum.
Okul içerisinde biraz daha dolaşırken uyandım.
Gerçekten de hep o günlerde kalsaydım diye düşündüm uyandıktan sonra.
Yegane derdimin dersler olduğu, parasız olmama rağmen çok mutlu olduğum, henüz kimsenin ölmediği o günler.

Doğru düzgün ağlayamadım bile Elvan'ın ölümüne.
Bizim ilk kaybımız.
İnsanın sınıf arkadaşının ölmesi meğer ne kadar koyarmış insana.
Aileden değil, yaşlı hiç değil, senin yaşıtın bir arakadaşın ölmesi meğer ne yaralar açarmış.
Şehir içinde bir trafik kazasında kaybetti hayatını.
Kaza yerinde hemen ölmüş.
Çarpıştığı araçtaki genç sürücü çocuk da.
Ne tuhaf.
Bir varmış bir yokmuş ikisi de.


Yine kendimi uzaktan (aslında yukarıdan) izlediğim günler yaşıyorum son zamanlarda.
Bazen olur bana.
Yukarıdan nereye gidiyorum, ne yapıyorum, ne düşünüyorum izlerim kendimi.
Çok keyifli bir durum değil.
Bakalım ne kadar sürecek.


Yazan: naz
Cevap tarihi: 11/14/2009 01:09:34
Mesaj:

Ne acı değil mi Giselacım.
Ben de sınıf arkadaşımı trafik kazasında kaybettim.
İlk kaybımız ve çok acı geldi. Ölüm hiç yakışmadı ona.
En güldüren, en pozitif, en sevgili arkadaşımıza.
Ölüm kime yakışır ki ?
Arsızlık yapıp yaşamaya devam ediyoruz.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/04/2009 18:54:27
Mesaj:

Uzun zamandır tutulmuyorum dedim ve sonunda tutuldum.
Moda olan deyimle; neyi çağırdıysam o geldi.
Şimdi sağıma dönemiyorum, başımı önüme eğemiyorum, yatarken ayrı eziyet ayaktayken ayrı.
Tablet, jel, sıcak su torbasıyla yaşıyorum üç gündür.
Hafifler gibi oluyor sonra ufak bir harekette tekrar tutuluyor.

Ay sinir olmuş durumdayım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/24/2009 19:11:13
Mesaj:

Biten yılı değerlendireyim istiyorum ama neler olup bitti hatırlamıyorum:)
Öyle hızlı geçti yani.
Güzel şeylerin fazla olduğunu düşünerek şükrediyorum.
Umarım önümüzdeki yılın sonunda da aynı şeyleri hissederim.
Herkese şimdiden iyi yıllar dilerim.

Şimdi de gidip evden getirdiğim aşureyi yiyeyim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/11/2010 20:56:32
Mesaj:

Şu facebook denen meret iyi hoş ama beni bunalıma doğru sürüklemeye başladı.
Eski arkadaşlar birer birer buluyor izimi. Mahalleden, fakülteden, uzun zamandır görüşmediğim kuzenlerden bile haber almaya başladım.
Ama öyle haberler ki bir kez daha dinazor olduğumu hatırlattılar bana:)
Çocukları evlenecek nerdeyse yahu.

Böyle işte.
Feci sinirleniyorum;)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 01/18/2010 01:29:03
Mesaj:

Ben facebook hakkında yeni bir takıntı yaptım kendime.
Benden bihaber olan birileri hadi bakalım ne yapıyor bu deyip ekliyor, sonra adım adım izliyor ama günlük hayatımda hiç mi hiç yeri yok.

Bir de adı üstünde eski arkadaşlar, yahu arkadaşlık eskir mi ?

Hal böyle olunca ben de sildim herkesleri.

Görüştüklerimle bir yolunu bulup bacadan sızıp yine görüşüyorum, görüşmediklerim derdine yansın.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/19/2010 16:47:22
Mesaj:

Kullanılmayan herşey eskir Nazcım.

Çeyizlerim bile sandık lekesi oldu ayol;)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/29/2010 20:01:36
Mesaj:

Bir sinir harbidir gidiyor.
Hemen herkese sinir yaptığım bir hafta oldu.
Uzun zamandır böyle olmamıştı.
Aman boşver kızım bak üç günlük dünya, değmez kendini de başkalarını da üzmeye, demiş idim bir zamanlar.
Ama çabucak unutmuşum:)

Hele dün tavan yaptı asabiyetim.
Telefonda bir insan nasıl dövülür gerçekleştirdim.
Bugün karşılaştık, nasılsınız dedi bana, iyi değilim deyip yürüdüm.
Allahtan üzerine yürümedim adamın:)

Bir salak durum var iş yerimizde.
Herkes saçma sapan hareketler yapmaya, abuk sabuk şeyler konuşmaya başladı.
Şöföre diyorum ki, iki araba çıkacaksınız.
İki mi diye soruyor hemen.
Yahu ne dedim az önce.
Az bile değil 1 saniye önce dedim ya.

Bakalım ne kadar sürecek dedik Altuğla konuşurken.
Ha ona da yaptığım çıkıştan sonraydı tabii. Surat astı bana bir müddet.

İşte böyle..

Kötüyüm valla.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 02/15/2010 19:01:16
Mesaj:

Kendi kendime yaptığım telkinlerden sonra normale döndüm.
Zor oldu ama başardım:)

Ben bu konsere gitmek istiyorum, sen de gelirsen daha da güzel olacak dedi.
Bir yandan da senin tarzın değil, zorlamak istemiyorum diyor.
Tarzımı bırakın yüksek sese hassasiyetim olduğunu biliyor.
Velhasıl ısrar edemiyor, kendi gitmek istiyor ama beni yalnız bırakacak diye içine sinmiyor falan filan.

Tamam dedim sen bi gel, bilet almaya gitmeden önce yine konuşuruz. Ya ben de gelirim canımı dişime katıp, ya da seni evde beklerim.

Sabah kalktığımda kararımı vermiştim bile.
Onunla buluşmaya gitmeden önce kitabevine gidip bir tane bilet aldım.
Ay bu hediye olacak neyin içine koysam, şu süslü kağıt çanta mı iyi olur, ya da renkli zarf mı diye söylenip suratsız görevliyi heyecanıma ortak etmek istedim ama o hiç oralı olmadı.
Sonunda kırmızı bir zarf buldum ama onu tek başına alamazsınız kartını da almanız gerekiyor dedi suratsız hatun.
Sinir oldum tabii, zaten içerisi hamam gibi, terliyorum bir yandan, acele ediyorum dışarda fazla bekletmiyim diye.
Neyse sonunda günün anlam ve önemine binaen kalpli bir kart buldum, konser biletini içine koyup yukarı çıktım.
Kasadaki yetkiliye aşağıdakilerin (bir anda iki tane suratsız oldular) halini anlatıp, sanırım sıcaktan o hale geldiler, yayılmışlar, suratları bile yerlere düşmüş dedim.
Gülümsedi, haklısınız çok şikayet var dedi.
Sonra da benim zarfımın üzerine minik bir kurdele yapıştırıp gönlümü aldı.

Ve buluştuk nihayet.
Orası mı burası mı derken Çilli'de yemek yiyelim dedik.
Ne yapacaz konser işini dedi oturur oturmaz.
Dur dedim, yemek yiyelim aklımız başımıza gelsin.
Yemekten sonra bana bir paket uzattı.
Daha erken ama bu senin hediyen dedi.
Ay niye zahmet ettin kem küm dedikten sonra, kendi hediyemi açmadan bu da senin deyip zarfı sundum.
Birini mutlu etmek ne güzel bir şey:)
Çok ama çok mutlu oldu.
Şimdi gönül rahatlığıyla konsere gidebilirim dedi.

O konserine gitti, ben onu bekledim.
Beklerken de çayın yanında neler yediğimi söylemiyim;)

Böyle işte.
Güzel bir haftasonuydu.

Unutmadan not:

Vinnie Moore konseriydi. Şimdi cd'sini dinliyorum. İyiymiş gerçekten;)
Gitmediğim için pişman değilim hemen belirtiyim:)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 03/02/2010 19:56:20
Mesaj:

Konser deyince uzun bir süredir konser, tiyatro hak getire, gitmemişim. Ne ayıp bana dimi ?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/04/2010 21:29:54
Mesaj:

Valla naz'cım ben de uzun zamandır sosyal faaliyetlerde bulunmuyorum.
Hele konsere gitmeyeli çok uzun zaman oldu.
Aklıma getirdin, gidip biletix'e bi bakiim neler var Ankara'da:)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 03/05/2010 02:13:17
Mesaj:

Buraya da yaz Giselacım olmaz mı ?
Bakarsın yolumuzu düşürürüz bahaneyle Ankara'lara.


Yazan: naz
Cevap tarihi: 03/05/2010 02:14:21
Mesaj:

Ankara-lar- kısmı Eskişehiri de kapsıyor.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/05/2010 05:47:10
Mesaj:

Yazarım tabii:)

Bu arada Eskişehir Ankara'da çok moda.
İnsanlar toplanıp günübirlik, veya bir gece kalacak şekilde Eskişehir'e gidiyorlar.
Kiminle konuşsam bir Eskişehir muhabbeti başlıyor.
Biz de kitap klübü olarak Nisan veya Mayıs'ta gitmeyi planlıyoruz.
Nerdeyse 15 yıl oldu ben gitmeyeli.
Güzel olacak diye düşünüyorum:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/05/2010 06:03:19
Mesaj:

Eskişehir'de ne var ki?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/09/2010 04:35:30
Mesaj:

En yaşanılası şehir deniliyor Eskişehir için.
Özellikle son yıllarda şehirde yapılan düzenlemelerden sonra.
Ben söyleyenlerin ve gelen maillerin yalancısıyım:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/09/2010 19:07:06
Mesaj:

Dün yazmayı unuttum, Eskişehir konusunda bize en iyi bilgiyi ra verecektir.
Buralara uğrarsa tabii:)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 03/10/2010 03:23:38
Mesaj:

Eskişehir'e ben de neredeyse 20 yıl sonra yeniden gittim geçen yaz. Bence de çok güzel olmuş. Gidecek mekan çok, şehir güzel ve yaşıyor. Kıpır kıpır. Bir de değişik ve güzel yemekler yedim doğrusu.

Evet Ra senin izlenimlerini de bekliyoruz.

Yazan - naz - 10/03/2010 03:24:47


Yazan: ra
Cevap tarihi: 03/12/2010 05:58:53
Mesaj:

Her şehir içinde yaşanılanlarla, anıları ile güzel ya da değil. Bu anlamda şehirler hep başkadır başkaları için.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 03/12/2010 19:45:31
Mesaj:

`Yorum yok` diyosun yani:)


Yazan: delikız
Cevap tarihi: 03/12/2010 23:41:26
Mesaj:

:))))


Yazan: naz
Cevap tarihi: 03/16/2010 02:08:04
Mesaj:

alıntı:

Her şehir içinde yaşanılanlarla, anıları ile güzel ya da değil. Bu anlamda şehirler hep başkadır başkaları için.

Benim için her şehrin bir başka anlamı vardır, ama mutlaka bir anlamı vardır.

Anlamsızlarına bir kez gitmişimdir ya da hiç.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/07/2010 19:20:37
Mesaj:

Otobüs durakları insanlar için yapılmış sanıyordum.
Ve fakat üç beş günde bir arabalar dalıyor duraklara ve insanlar ölüyor, yaralanıyor.
Korkuyorum artık durakta beklerken.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 04/25/2010 04:57:25
Mesaj:

Ve Eskişehir'e gittik, gördük, beğendik.
Anlatırım bilahare.


Yazan: naz
Cevap tarihi: 04/25/2010 05:44:25
Mesaj:

Süpermiş.
Neydi şu içi kıymalı pirinçli börek ?
Ondan yediniz mi ?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 05/22/2010 06:40:44
Mesaj:

Vazgeçmek istiyorum...


Yazan: snake
Cevap tarihi: 06/12/2010 08:00:46
Mesaj:

sen de vazgeçersen kimse şiir yazamaz...


pirinç yok çiğ börekte...


Yazan: naz
Cevap tarihi: 06/12/2010 09:19:09
Mesaj:

Çiğ börek değildi ki o,
köbele idi sanırım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 06/14/2010 01:54:19
Mesaj:

Günler su gibi akıp geçiyor, ben seyrediyorum.
Seyretmekle kalmıyorum aslında, akıntıya kaptırdım kendimi, sürükleniyorum.

Uzun yıllar sonra adresimiz değişecek.
Korkuyorum, ev, mahalle, telefon numarası değiştirmekten.
Ama anne hanım istedi, biz de razı olduk.
Kendisi de ürküyor ama o istediği için sesi çıkmıyor.

Neyse..çok işimiz var çoookkkkk.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/06/2010 19:11:54
Mesaj:

Yirmialtı (rakamla 26) yıl sonra adresim değişti.
Çok olmuş di mi:)

Boya, badana, tesisat, ustalar, servisler derken evimize taşındık.
Ruhen ve bedenen çok yorulduk.
Doğal olarak hastalandım:)
Şimdilerde iyileşmeye ve evime/odama alışmaya çalışıyorum.

Sizi unutmadım;)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/16/2010 07:28:09
Mesaj:

Yerleştik, misafir bile kabul etmeye başladık.

Günler, geceler, haftalar sular seller gibi akıp gidiyor. Ömrümüz geçiyor farkında değiliz sanırım.

Sağlık olsun diyelim.


Yazan: naz
Cevap tarihi: 07/27/2010 18:44:43
Mesaj:

alıntı:

Yerleştik, misafir bile kabul etmeye başladık.

Dolma mı yiyecektik sarma mı geçmiş gün....
Hem misafir umduğunu değil bulduğunu yer dimi ama canım ?

Yazan - naz - 29/07/2010 03:42:27


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/28/2010 20:12:20
Mesaj:

Tam da bugün gelen misafirler dolma yiyecek:)

Hani ne derler Naz'cım, başımla beraber:)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 07/29/2010 03:41:57
Mesaj:

Önce sen Mersin'e geleceksin. Sözün vardı.
Ben her daim her yere gitmekteyim, biliyorsun.
Teşekkürler Gisela'cım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/09/2010 00:49:29
Mesaj:

Hayat tüm garipliğiyle devam ediyor.


Yazan: naz
Cevap tarihi: 08/20/2010 16:06:04
Mesaj:

Hayat mı garip ben mi ?
Garip olmayan hayatlar var mıdır ?
İçimden geçenleri yüksek sesle söyleyebilsem...


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/20/2010 20:35:35
Mesaj:

Çatlamamak için söyle naz'cığım:)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 09/09/2010 04:23:46
Mesaj:

Ömrünüz bayram olsun.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/30/2010 03:51:07
Mesaj:

Burayı unutacağımı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi!


Yazan: naz
Cevap tarihi: 09/30/2010 15:31:45
Mesaj:

Aaaaa


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/30/2010 21:07:55
Mesaj:

Yaaa:(

Acı ama gercek..


Yazan: CulDeSuc
Cevap tarihi: 10/01/2010 06:55:04
Mesaj:

Ahanda ben de geldim :) Dur bi bakinayim kim var-yok...Ozlemisim herkesi.


Yazan: naz
Cevap tarihi: 10/02/2010 03:28:03
Mesaj:

kim olacak, sen-ben, bizim kız :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/11/2010 04:03:35
Mesaj:

Ne özlemesi, yalan söylüyorsunnnnn yalaaannnn;)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 10/12/2010 03:41:05
Mesaj:

Ya valla ben de Ra'yı özledim gören var mı ?
Ada da yine saklambaç oynuyor sanki.


Yazan: CulDeSuc
Cevap tarihi: 10/12/2010 08:23:59
Mesaj:

Ben yalan soylemem hamfendi, sadece olaylari carptirir ya da abartirim :) Guzel oldugunuz kadar da kustahsiniz!


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/12/2010 19:11:45
Mesaj:

Ve fekat siz de çok zalimsiniz!

Sizi hamamönüne götürüp bırakmak lazım:)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 10/19/2010 20:34:22
Mesaj:

alıntı:

Sizi hamamönüne götürüp bırakmak lazım:)

Orası da neresi ?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/23/2010 04:21:11
Mesaj:

Naz'cım Hamamönü Ankara'nın en eski yerleşim yerlerinden biri. Adını da mahallede bulunan tarihi bir hamamdan alıyor. Karacabey hamamı.
Semt birkaç ay önce restore edilmeye başlandı ve çok şirin bir yer oldu.
Hala ikamet edilen küçük konakların yanısıra pastane, cafe, hediyelik eşya dükkanları vs gibi mekanlar açıldı.

Gelince görersin:)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 10/24/2010 03:01:15
Mesaj:

Ee bayramdan önce gelip nasiplenmek gerek....
Kasımın ilk haftası uygun mudur ?
Değilse Kasım sonu mu beklenmelidir ?
El cevap.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 10/29/2010 05:41:31
Mesaj:

Kasım sonu daha uygun gibi görünüyor naz'cım. Yani en azından benim için öyle:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/24/2010 04:34:11
Mesaj:

Bir kez daha anladım ki tarih tekerrürden ibaret.
Hep aynı şeyleri yaşıyorum dönüp dolaşıp.
İşin kötüsü alışmaya başladım bu duruma.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/01/2011 09:31:30
Mesaj:

Bir yıl daha bitti.

Eee geçip gidiyor yıllar, nolcak böyle?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 01/10/2011 21:18:10
Mesaj:

Sevgili yaşamgünlüğü.
Yeni yıla gireli 10 gün oldu.
2011 foruma yenilik getirdi.
Aybala döndü. İlk işi perima'yı kıskanmak oldu. Ama olsun döndü ya.
Ada zaten buralarda.
Uzun zamandır ilk defa ra'yı online gördüm.
Bugünlük bu kadar.
Gördüğün gibi yıllar içimizden de geçip gidiyor.
Gözlerinden öperim.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/06/2011 17:37:47
Mesaj:

Sevgili yaşamgünlüğü,
Bu yılın da yarısını harcadık.
Benim için değişen bişi olmadı.
Buna da bin şükür deyip yaşayıp gidiyorum işte.
Ha nereye gidiyorum pek belli değil.
Ama zaten önemli olan yolculuğun kendisi değil midir?


Yazan: naz
Cevap tarihi: 07/18/2011 07:11:48
Mesaj:

alıntı:

Naz'cım Hamamönü Ankara'nın en eski yerleşim yerlerinden biri. Adını da mahallede bulunan tarihi bir hamamdan alıyor. Karacabey hamamı.
Semt birkaç ay önce restore edilmeye başlandı ve çok şirin bir yer oldu.
Hala ikamet edilen küçük konakların yanısıra pastane, cafe, hediyelik eşya dükkanları vs gibi mekanlar açıldı.

Gelince görersin:)


Göremedim ::))) bi daha gelicem o halde....


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/24/2011 04:12:14
Mesaj:

Gel, yine gel, ama bu yaşlı kadına geldiğini bi daha bi daha hatırlat lütfen:)


Yazan: naz
Cevap tarihi: 07/25/2011 15:28:45
Mesaj:

Gisela'cım hiiiiç merak etme, hatırlatırım ben.
Ankara'ya gelmek için bir sürü nedenim oluştu....


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/11/2011 04:53:15
Mesaj:

Facebook hesabımı dondurdum.
üzerimdeki etkilerini merakla bekliyorum.
Sizinle de paylaşırım.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/11/2011 04:55:14
Mesaj:

Ama bir boşluğa düşeceğim kesin.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/11/2011 20:27:30
Mesaj:

Feysbuk olmadan da yaşanabiliyormuş:)


Yazan: ra
Cevap tarihi: 11/12/2011 06:20:49
Mesaj:

Bende bir tür "sanal sosyal medya" ile ilgili popüler öngörüsüzlük defekti var.

Facebook'un ilk zamanları ben de üye olmuştum ama kısa bir süre sonra "o gruba davet, şunu beğen önerisi, ötekinden gelen -saçma- hediyeler" vb beni dehşete düşürdüğünden hemen hesabımı kapatmış ve kaçmıştım.

Hâlâ da anlamış değilim bu derece kullanılmasının hikmetini...


Yazan: ra
Cevap tarihi: 11/12/2011 06:29:21
Mesaj:

Marifetim facebook ile sınırlı değil: İlk gördüğümde ekşi sözlüğün de formatını beğenmemiştim. Halen de öyle... Benim tarzım değil en azından.

Bana kalırsa bir konu başlığı altında yazılanlar/konuşulanlar karşılıklı etkileşime açık olmalı. İnanın ekşi sözlük yazarlarının "neden" yazdıklarını ve yazarlıklarını "nasıl" sürdürebildiklerini de anlayabilmiş değilim.


Yazan: ra
Cevap tarihi: 11/12/2011 06:34:04
Mesaj:

Bunun yanında yaşamderslerinde daha önce yoğun şekilde yazan çoğu kişinin facebook ya da benzeri "sosyal paylaşım" sitelerine kaydığını düşünüyorum. Sanıyorum yaşamderslerinin "bu" halinin başat nedeni bu.

Facebook vb sitelerin formatları, yaşamdersleri örneğindekilerden daha "iyi" imiş ki, aralarında bu denli bir "tercih uçurumu" olageliyor.


Yazan: ra
Cevap tarihi: 11/12/2011 06:42:21
Mesaj:

Biri bana 10 yıl önce bu proje ile gelseydi kendisini tımarhaneye kapatma girişiminde bulunurdum sanıyorum :)

Popüler ölçekte bu denli öngörüsüz olmakla övünecek değilim elbette ama gisela; günün uzunluğu aynı kalsa da yaşadığın saatlerin artacağını düşünüyorum.


Yazan: ra
Cevap tarihi: 11/12/2011 06:43:53
Mesaj:

Öte yandan "sen buna hayat mı diyorsun" dersen, korkarım verecek yanıt bulamam :))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/13/2011 03:41:25
Mesaj:

Valla öncelikle seni görmekten son derece mutlu olduğumu söyliyim ra :)

Feysbuk meselesine gelince; alışkanlık diyim ona da:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/13/2011 03:48:12
Mesaj:

Biz yaşamderslerinde kendi gerçek adımızı bile kullanmazdık.
Facebook'ta vakit geçirince düşünmeye başladım neden öyle yapıyorduk diye. Ama bulamadım:)

Sahi neden?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/13/2011 03:49:54
Mesaj:

Ekşi sözlüğe gelince, ömrümde iki bilemedin üç defadan fazla tıklamış değilim. Neden bilmiyorum, belki de tatlı sevdiğimdendir:)


Yazan: ra
Cevap tarihi: 11/13/2011 23:06:28
Mesaj:

alıntı:
Biz yaşamderslerinde kendi gerçek adımızı bile kullanmazdık.
Facebook'ta vakit geçirince düşünmeye başladım neden öyle yapıyorduk diye. Ama bulamadım:)

Sahi neden?


Sen hiç gerçek isimlerin kullanıldığı bir masal işittin mi :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/14/2011 05:32:57
Mesaj:

Ne doğru söyledin, masaldı cidden.


Yazan: naz
Cevap tarihi: 11/20/2011 15:30:03
Mesaj:

Önemli olan gerçeklerin söylenmesiydi, masal da olsa. Kendine bile söyleyemediğin gerçeklerin.

Fosbuk adı üzerinde foss işte. Üstelik onu oku bunu beğen diye zorlamalarla seni yönetiyor. Yıllardır beni bir an merak etmemiş aramamış biri telefon edip beni niye eklemedin şeklinde sorgulama cüretini gösteriyor, fosbuka +1 eklemek adına, şaşılası bir durum.

Bir tuhafım bu aralar, hangisi sanal hangisi gerçek ne yapmalı bilemez durumdayım.


Yazan: aybala
Cevap tarihi: 11/23/2011 05:19:44
Mesaj:

37 tane ortak arkadaşın olup da hiç tanımadığın insanlar olabiliyor mesela orada, amma da teğet geçmişiz arkadaş seninle diyorum. burada ise hiç tanımadan arkadaşın olabiliyor 37 kişi...yani bir zamanlar. toplamda hayat trafiği işte.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 11/29/2011 03:23:07
Mesaj:

İnsanın eskiden yazdıklarını okuması çok ilginç. Bunları ben mi yazmışım diyorum bazen.
Bazı cümlelerimi beğeniyor, bazılarına gülüyorum.
Bazı konular için yuh diyorum, bunlar da paylaşılacak şey mi.

Neyse, böyle işte.

Not: Facebook'a dönmedim hala. Seni özlüyoruz diye gelen telefon, mesaj vs'e rağmen:)


Yazan: neron
Cevap tarihi: 11/30/2011 02:51:45
Mesaj:

Ben Yaşam Dersleri'ndeki okurlarımın yoğun ısrarlarına dayanamadım ve Facebok'a döndüm.

Hatta Yaşam Dersleri'ni Facebook'ta da açmışlar. Dayanamadım ondan gelen arkadaşlık teklifini de kabul ettim.

Ama bir şey yaptıkları yok. Burdaki gibi, face'de de susuyorlar. Paylaşım falan yok yani.

Burdaki gibi orda da hep ben paylaşıyom. Onlarsa anca dürtüyo.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/01/2011 17:06:28
Mesaj:

Buna sazanlık yapıp; aa ben görmedim feyste yaşamderslerini demeyeceğimdir:))
Bir iki arkadaş dışında kimseyi görmedim o ayrı


Yazan: neron
Cevap tarihi: 12/02/2011 04:18:52
Mesaj:

Face'deki bütün Gisela'lara arkadaşlık teklifi gönderdim. Biri sensindir herhalde. Gelen dürtüyo, giden dürtüyo. Kabul edersen, sen de dürtersin artık.

Face'deki kullanıcı adım: Neron. Bu isimle tanınageldim, ondan. Asıl adım ise Kemalettin. Önce "Kemaletttin sen misin?" diye sor istersen. Bensem, "benim" derim, öyle tanırız birbirimizi.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 12/02/2011 17:14:53
Mesaj:

Ya sen benim hiçbir mesajımı okumamışsın:)

Ben yokum artık feysbukta.
Olduğum zaman da gerçek adımı kullanıyor idim. Nalan.


Yazan: neron
Cevap tarihi: 12/03/2011 01:30:04
Mesaj:

Ama ama ama ben o kadar "Gisela"ya boşuna mı arkadaşlık teklifi gönderdim. İşin tuhafı çoğu da kabul etti.

Bunların bir kısmı da hemen dürtmeye başladı. Bir hal oldum dürtülmekten.

Ben Acıların Çocuğu Kemalettin Neron. O eski kitaplardaki resmim (o zamanlar çok küçüktüm)bir çok kişinin evinin duvarını, kamyonunun öncamını süsledi. Ama bende bir tane bile kalmadı, ona buna dağıtmaktan.

Elinizde varsa bana bir e-mail atıverin de ben de face'deki profilime koyayım bari.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/14/2012 06:44:56
Mesaj:

Eski tas eski hamam.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/26/2012 16:41:34
Mesaj:

Facebook hesabımı kapattım.
Dün de twitter'ı.

Ohh be dünya varmış!


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/26/2012 16:41:47
Mesaj:

Anlayacağınız tilki misali döndüm kürkçü dükkanına.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 07/27/2012 16:32:37
Mesaj:

Eee ama insan bi tepki gösterir di mi?

Bak gisela aramıza geri dönmüş falan..nerdeee şekerim nerdeee..

Gerçi siz de haklısınız, ben hiç gitmemiştim ki! :)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/01/2012 17:45:28
Mesaj:

1 Ağustos 1990.
Bugün iş yerimde 22 yılımı doldurdum.
Doğru hesapladım di mi?

Şaka gibi.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/06/2012 19:21:27
Mesaj:

Henüz yıllık iznimi kullanmadım.
Şöyle üç dört gün bi yere gitmek istiyorum.
Yurtdışı olabilir. Ama yakın olacak. Uzun uçamıyorum:)


Yazan: Simurg
Cevap tarihi: 08/07/2012 07:14:16
Mesaj:

Rodos tavsiye edilir,
Marmaris'e kadar uçakla gidiyorsun, Havaş otobüsü ile Marmaris'e geliyorsun her sabah saat : 09.00 da denizotobüsü ( katamaran ) Rodos'a gidiyor, yol 50 -55 dakika, aynı denizotobüsü saat : 17.00 de dönüyor)
100 TL gidiş dönüş bileti malumunuz kırmızı ve yeşil pasaportlara visa yok, tavsiye edilen süre : 2 gece 3 gün

daha fazla ayrıntı için lütfen telefonla bilgi alınız :)))


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/10/2012 16:50:49
Mesaj:

Teşekkür ederim, değerlendirmeye alındı:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/13/2012 04:40:55
Mesaj:

Canı sıkılan, bunalıma giren her kadının yaptığını yaptım.
Saçlarımı kestirdim.

Bunalım anında yapacak başka bişi bulsak yahu.


Yazan: Simurg
Cevap tarihi: 08/19/2012 07:50:35
Mesaj:

Öyle deildir be yaa


Yazan: morgen
Cevap tarihi: 08/19/2012 08:54:40
Mesaj:

boyamak daha iyi sanki. mavi falan seçersek heyecan da olur hem.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 08/24/2012 16:14:59
Mesaj:

Ben kırmızı denedim. Ama tümünü değil.
Şimdi düşündüm de; demek ki yeterince bunalıma girmemişim:)


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/02/2012 03:44:34
Mesaj:

Bunalımdan çıktım.
Ama saçlarımı kestirdiğim için pişman değilim.
Saçımı mı demem gerekirdi?
Saç çoğul mu kullanılır?

Neyse, sonuç olarak pişman olmadığıma çok sevindim.
Hayattaki en büyük korkumdur bir kararımdan pişmanlık duymak.


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/02/2012 03:45:50
Mesaj:

Ha bu arada bugün eski bir arkadaşım için kek yaptım.
O beğendi ama eskiden yaptıklarım gibi olmamıştı.
Zaten hiçbir şey eskisi gibi olmuyor di mi?


Yazan: gisela
Cevap tarihi: 09/12/2012 17:43:09
Mesaj:

İş yerinde bir arkadaşımızı kaybettik iki gün önce.
Hala şoktayız.
Ölmeden birkaç dakika önce konuştuğumuz, hadi görüşürüz dediğimiz birinin aniden ölmesi inanılır gibi değil.

Acaba arkadaşımın hiç aklına gelmiş miydi, memleketine uçağın kargo bölümünde üstelik bir tabutun içinde döneceği?

Hayat ne tuhaf.


:

Pencereyi kapat